10. bölüm · Mutluluğa Tahammül Yok
10. Bölüm (YAZI)
Sabah olduğunda, hiçbir şey değişmemiş gibiydi.
Işık aynı yerden giriyordu.
Perde aynı şekilde duruyordu.
Saat… duvarda asılıydı.
Ama ben…
aynı değildim.
Bunu hemen fark etmedim.
Kimse etmez.
İnsan değiştiğini ilk anda anlamaz.
Sadece bazı şeyler… eskisi gibi gelmemeye başlar.
Yatakta oturdum.
Ellerime baktım.
Dün geceki titreme yoktu.
Bu iyi olmalıydı.
Ama değildi.
Çünkü bu sefer başka bir şey vardı.
Boşluk.
Net olmayan bir şey.
Sanki bir şey eksikti ama ne olduğunu hatırlayamıyordum.
Ayağa kalktım.
Yavaşça.
Adımlarımı kontrol ederek yürüdüm.
Sanki yanlış basarsam… bir şey daha değişecekmiş gibi.
Salona geçtim.
Her şey yerindeydi.
Bu düşünce artık güven vermiyordu.
Sadece…
şüpheyi erteliyordu.
Mutfağa baktım.
Dolap kapalıydı.
Açmadım.
Çünkü açarsam…
bir şey bulacağımı biliyordum.
Ve artık bulmak istemiyordum.
Geri döndüm.
Yatak odasına girdim.
Kapı açıktı.
Dün gece kapattım mı…
emin değilim.
Duraksadım.
Bu cümle…
artık daha sık geliyor.
Emin değilim.
Yavaşça komodine yaklaştım.
Defter oradaydı.
Aynı yerde.
Ama bu da artık bir şey ifade etmiyordu.
Elimi uzattım.
Dokundum.
Kapağı açmadan önce…
kısa bir an bekledim.
İçimde bir his vardı.
Garip.
Sanki açarsam…
bir şey geri dönmeyecekmiş gibi.
Ama açtım.
Sayfalar hızlıca geçti.
Tanıdık yazı.
Benim yazım.
Düzenli.
Kontrollü.
Her şey olması gerektiği gibi.
Bir sayfada durdum.
Kalbim…
biraz hızlandı.
Cümle oradaydı.
“Bugün iyiyim.”
Altı çizili.
Hatırlıyorum.
Bunu ben yazdım.
Eminim.
Olmalıyım.
Gözlerim aşağı kaydı.
Ve durdu.
“Emin değilim.”
Nefesim kesildi.
Bu…
benim yazım değil.
Ama çok farklı da değil.
Bu mümkün değil.
Bu…
ben olamam.
Ama başka kim?
Geri çekildim.
Defter hâlâ elimdeydi.
Sayfaya bakıyordum.
Sabit.
Uzun süre.
Belki de çok uzun.
Sonra…
bir şey oldu.
Cümleye tekrar baktım.
“Emin değilim.”
Ve ilk kez…
şunu düşündüm:
“Belki de ben yazdım.”
Bu düşünce…
her şeyi değiştirdi.
Çünkü eğer ben yazdıysam…
ve hatırlamıyorsam…
o zaman…
ben kimim?
Defteri kapattım.
Hızlı.
Sanki kapatırsam…
içindeki şey de kapanacakmış gibi.
Ama olmadı.
Cümle…
aklımda kaldı.
“Emin değilim.”
Bu artık sadece bir yazı değildi.
Bu…
bir durumdu.
Yatağa oturdum.
Ellerimi dizlerime koydum.
Nefes almaya çalıştım.
Derin.
Yavaş.
Ama ritim tutmadı.
İçimde bir şey…
yerinden oynamıştı.
Geri dönmüyordu.
Gözlerimi kapattım.
Hatırlamaya çalıştım.
Dün gece.
Mutfak.
Bardak.
Sonra…
boşluk.
Bu boşluk…
büyüyordu.
Ve ben…
onu dolduramıyordum.
Bu sefer korku geldi.
Net.
Sessiz.
Ama kesin.
Bu his tanıdıktı.
Ama sebebi…
değildi.
Ayağa kalktım.
Bir anda.
Daha fazla duramazdım.
Telefonumu aldım.
Ekrana baktım.
Birini aramalıyım.
Birini.
Ama kimi?
Ne diyeceğim?
“Evde bir şeyler oluyor.”
Bu cümle…
yeterli değil.
“Ben… hatırlamıyorum.”
Bu daha kötü.
Parmaklarım ekranın üzerinde durdu.
Bir isim seçemedim.
Çünkü sorun…
başkalarıyla ilgili değildi.
Sorun…
bendim.
Telefonu bıraktım.
Yavaşça.
Odanın ortasında durdum.
Etrafıma baktım.
Her şey tanıdık.
Ama artık güvenli değil.
Bu ev…
beni korumuyor.
Beni saklıyor.
Bu fark…
geç geldi.
Ama netti.
Gözlerim tekrar deftere kaydı.
Açmadım.
Ama biliyordum.
Orada.
Bekliyordu.
Ve ben…
artık emin değildim.
Hiçbir şeyden.
En çok da…
kendimden.
