7

Vaveyla Yazarı: lacroix Blox

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: 7

Topuklu ayakkabıların sesi odayı dolduruyordu. En sevdiğim ses. İçeri esen hafif rüzgar yüzünden perde ara ara havalanıyordu. Yavaş adımlarla cama yaklaştım. Perdeyi zorlanmadan araladım. Güneş daha doğmamıştı, hafif sabah ayazı estikçe tenimde tatlı bir soğukluk hissediyordum. Dirseklerimi camın önündeki mermere dayayıp dışarıyı seyrettim. Ev yüksekte olduğu için Madrid'i kuş bakışı seyrediyor gibi hissediyordum.

Camdan ayrılıp karanlık odada gezindim. Kulağım kapının dışındaydı. Elena sabah yanıma geleceğini söylemişti. Boy aynasının tam karşısında durdum. İspanya'da olduğumuz için onlara hitap eden bir elbise seçmiştim. Elbise şarap rengindeydi. Bedenimi tamamen sarıp aşağı doğru akıyordu. Dizi hizamdan sonra birden genişleyip kat kat zemine kadar uzanıyordu. Katların arasında siyah dantel detayları göze batıyordu. Elena dan ümidi bir süre sonra kestim. Kesin uyuya kalmıştı. Söylene söylene yatağa yürüdüm. Kendi işimi kendim yapacaktım. Valizden gerekli şeyleri alıp tekrar ayna karşısına geçtim. İlk olarak siyah uzun saçlarımı taradım. Sonra da dağınık bir topuz yaptım ardından şarap rengi, yapay çiçeği topuzuma tutturdum. Elbisemin bir açık tonu kırmızı çantamı açtım. İçinde; siyah dantelleri olan yelpazem, telefonum, rujum ve powebang'im vardı. Çantayı kapattım ve omzuma attım. Söylene söylenen kapıyı açtım.

Kapıyı kitleyi koridorda yürümeye başladım. Koridordu bitirince geniş merdiven holünde durdum. Bazı misafirle uyanmış kimisi aşağı iniyor kimisi geniş merdiven holünde durmuş sohbet ediyordu. Sol tarafımda aşağı doğru giden merdivenler vardı. Ama ben sağdan ilerlemeyi tercih ettim. Doğruca üst kata Elena cadısının odasına. Meridyenleri sinirle tırmandım. Büyük ana holden dümdüz ilerledim. Burası evin ikinci merkeziydi. İkinci kat. Üç koridordu birbirine bağlıyordu. İki tanesi merdivenin sağ ve solunda kalan, diğeri ise heykelden sonra olan büyük koridordu. Ben heykelden sonraki büyük koridorda ilerledim. Buraya davetlilerin çıkması uygun görülmezdi. Çünkü aileye ait bir alandı. Şansa bakın ben misafir sayılmıyordum. Büyük koridorun girişinde durmuş üstünü düzelten Alejandro'yu gördüm. Alejandro; Elena, Eryx ve Eros'un babasıydı. Adımlarımı yavaşlatıp dudaklarıma samimi bir gülümseme yerleştirdim. "Günaydın Bay Valcarcel!" Sesim oldukça coşkulu çıkmıştı. Alejandro'yu seviyordum. Bana babalık yapıyordu. Kendi çocuğu gibi görüyordu. Burada kendimi ikinci evimde gibi hissediyordum. Dikkatini kıyafetinden çekerek bana verdi. Çocuklar babalarına çekmişlerdi. Altın sarısı saçlar ve mavi gözler, kısa sakallar ve daima gülümseyen dudaklar. Beni görünce iki adımda yanıma geldi ve bana kocaman sarıldı. Bende uzanıp boynuna sarıldım. Sırtımı sıvazlarken konuştu. "Nasılsın güzel kızım benim." Gülümseyerek geri çekildim. "İyiyim, sen nasılsın?" Cidden babam gibiydi. Tabii Lucien'in yeri ayrıydı. Ama Alejandro, benim tüm dertlerimi anlatabileceğim bir baba adayıydı. Veryon olduğumu ilk itiraf ettiğim kişi. Lucien beni evlat edinirken biliyordu ama ben itiraf edene kadar yüzüme vurmamıştı. Bunu da Alejandro sağlamıştı. Anlatacak çok şey vardı ama şimdilik onu misafirleri ile baş başa bırakacaktım. "Bende iyiyim güzelim." Elinin tersi ile siyah saçlarımı okşadı. "Hadi, seni misafirlerin ile baş başa bırakayım. Benim Elena ile ödenmemiş bir hesabım var." Samimi bir sesle kahkaha attı. "Tamamdır." Yanımdan geçip gittikten sonra koridora bir hışımla daldım ve Elena'nın odasının önünde durdum. İki elimi de yumruk yapıp kapıya vurukken bir yandan da bağırıyordum. "Elena!" Kapıyı yumrukladım ama açan yoktu. Kapı açılma sesi geldi ama Elena'nın kapısı değildi. Yan odanın kapısı açıldığında bakışlarım çevirdim. Kapıyı dağınık saçlar ve uykulu gözler ile açan Eryxdi. Çatları ilk başta çatıktı, ama beni görünce havalandılar.

Baştan aşağı süzdükten sonra kapıyı ardına kadar açtı. "Ekildiysen benimle takılabilirsin." Ekilmek. Evet ekilmiştim. Gözlerimi devirdim ve aralıklı kapıdan içeri girdim. "Sanırım bugün gözde sen olacaksın." Odanın sağ tarafında çift kişilik yatak, sağ tarafındaki boşlukta kocaman L şeklinde bir kitaplık. Kitaplık kapının hemen bir iki adım önce bitiyordu. Karşı duvarda cama dönük çalışma masası vardı. Yatak ile aynı hizadaydılar. Cam ise karşı duvarı boydan boya kaplıyordu. Tam karşımda ise iki deri koltuk vardı. Birinin sırtı cama dönük ve üç kişilikti. Diğerinin sırtı yatağa dönük ve tek kişilikti. Üçlü koltuğa doğru ilerledim. Ortada alçak camdan bir sehpa vardı. Cam sehpadan bir şarap şişesi alıp bardağa doldurdum. Eryx'in altında siyah eşofman vardı. Üstünde bir şey yoktu. Ben oturana kadar beni izledi. Sonra da saçlarını karıştırarak sol taraftaki kapıya ilerledi.

Koltuğa yayılalı bir saat olmuştu, şarap bardağım hala doluydu. Tekli deri koltukta bir sürü kıyafet üst üsteydi. Eryx tekrar odaya giderken sıkıntıdan odayı incelemeye başladım. Oturduğum deri koltuk bordo rengindeydi. Yerde buz mavisi bir halı vardı. Odanın geneli bu renk paletine uygun döşenmişti. Bordo ve buz mavisi. Yatağında bordo örtü, kitaplığı ise buz mavisi bir tahtadandı. Işık kapalıydı, sadece güneşin yansıması vardı. Eryx sürekli bordo ve siyah şeyler getiriyordu, ama bu iki renk ona çok uymuyordu. Yüksek ihtimalle bana uymaya çalışıyordu. Dudaklarıma bir gülümseme yerleştirdi. Bir tane daha bordo takım gelirse, hepsini hiç düşünmeden yakardım. Kapı açılınca gözlerimi yumdum. "Bir bordo takım daha getirdiysen. Hepsini yakarım." Adım sesleri yükseldi. Sonra da koltuk çöktü. Gözlerimi açtığımda Eryx yanıma oturmuş bakışlarını tavana çevirmişti. "Otur aptal." Ayağa kalktım ve açık bıraktığı kapıdan geçtim. Odanın tüm duvarları dolaplar ile kaplıydı. Eryx, Eros'a kıyasla oldukça düzenliydi. Dolapların önünde gezdim. Kafamda bir kombin vardı. Buz mavisi Eryx'in tenine çok yakışıyordu. Dolabı karıştırdım. İnce buz mavisi bir gömlek buldum ve omzuma attım. Yüksek ihtimalle söylenecekti, çünkü tüm kıyafetler ütülüydü. Aman banane. Dolapların arasında biraz daha gezindim. Beyaz kumaş pantolonu da aldım. Ortada küçük bir takı masası vardı. Çok takı takmıyordu ama. Gümüş renkli bir kolye aldım çekmeceden. "Hadi bakalım," Koltukta uzanmış çocuğun yanına geldim. Başını kaldırıp bana baktı. Kıyafetleri üzerine attım. "Giyin bakalım." Kıyafetleri eline aldı. "Mavi mi?" Tek kaşı havalandı. "Sana buz mavisi çok yakışıyor." Oturduğu yere yayıldı. "Sana uymaya çalışıyordum." Güldüm. "Ama bordo sana gitmiyor, güneşin oğlu." Uzanıp elini tutum. "Kalk bakalım." Onu çekmem hiçbir etki etmiyordu. Kendi isteğiyle kalktı. Bu sefer yatağının yanındaki kapıya yöneldi. Banyoya gitti. Bense tekrar kıyafet odasına girdim. Aksesuarların olduğu dolaba ilerledim. Kahverengi bir kemer çıkardım.

Eryx aynada son kontrolleri yaptıktan sonra odadan çıktık. Aşağısı oldukça hareketli gözüküyordu. Eryx kolunu omzuma atmış benimle şakalaşarak yürüyordu. Merdivenlere yaklaşınca ellerini cebine attı. Ben daha ilk basamakta değildim ama o benden iki basamak aşağıdaydı. Hala gülerek konuşuyordu. "Eros'un geçen seneki doğum gününü hatırlıyor musun?" Bir kahkaha patladı, peşinden bende güldüm. "Hiç unutur muyum?" Gülerek merdivenlerden iniyorduk, ama beni rahatsız eden bir duygu vardı. Daha ne olduğunu çözememiştim. Etrafı gözlemlerken Falk'ı gördüm. Kalabalığın arasında doğruca bize bakıyordu. Ve bakışları, hiç hoş değildi. Eryx'e öldürmek ister gibi bakıyordu. Sanırım birileri kıskanıyordu. Dudaklarıma gülümseme yerleşti. Ben daha tuzağı hazırlamadan gelmişti. Ama benim tuzağıma gerek kalmamıştı, o zaten kalbinin tuzağına düşmüştü.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.