3. Bölüm

Vaveyla Yazarı: lacroix Blox

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: 3. Bölüm

Dedektif oturduğu sandalyede huzursuzca hareket etti. Lüks restorana göz gezdirdi. Dudaklarının arasından birkaç anlamsız mırıltı çıktı. Uzanıp saatine baktı. 23;00 Anlaştıkları saat çoktan geçmişti. "Şerefsiz herif. Beni kandırdı." Fısıltı ile söylediği sözler ile masadan kalkmaya hazırlandı. "Bay Falk" Dedektif yavaşça arkasına döndü. Sesin sahibi garsondu. Yüzünde sanki kusacakmış gibi bir ifade vardı, elindeki kutuyu ise bir anca kurtulmak ister gibi tutuyordu. "Bu." Başını çevirdi ve derin nefes aldı. "Bunu size göndermişler. Albus adında bir beyefendiden." Dedektif tek kaşını kaldırmış kutuyu inceliyordu. Koku gerçekten dayanılmazdı. Aklına gelen düşünceler ile sinirlerine hâkim olmaya çalıştı. Üzerinde bakışlar hissediyordu. İnsanlar merakla onlara bakıyordu. Dedektif ağzından çıkan Almanca küfürler eşliğinde kutuyu aldı.

Dedektif restorandan çıkıp otoparka ilerledi. Gözleri kutu ve yol arasında gidip geliyordu. Sonunda Siyahlar içindeki bwm'yi görünce adımlarını hızlandırdı. Arabaya bineli yaklaşık iki dakika olmuştu. Durmadan kutuyu inceliyordu. Kutu; Siyah kadife bir kutuydu. Kutunun üstünde ise garip bir sembol vardı. Merakına yenik düşüp kutuyu açmaya karar verdi. Kutuyu açması ile havasız araba dayanılmaz bir koku ile doldu. Dedektif gördüğü şeyin gerçek olma ihtimalini sorguluyordu. Kutuyu yan koltuğa fırlattı ve kendini arabadan dışarı attı. Kokuya çok zor dayanmıştı. Kadife kutunun içinde bir çift el vardı. Bilekten kesilmişti, parmağında ise Albus'un yüzüğünün çirkin bir kopyası vardı. Yüzük kemiktendi. Kemiğin kime ait olduğunda açıktı. Albus'un bir parmağı yerinde yoktu. Kutuda elden başka küçük bir notta vardı.

"Çok sevgili dedektife."

Oturduğum deri koltuğa biraz daha yayıldım. Rahat hissedemeyince baş köşeye geçtim ve bacaklarımı deri koltuğa uzattım. "Hadi Lyssa! Tüm gün seni mi bekleyeceğiz?" Gözlerim odadakilere kaydı. Odada 3 kişiydik. Leo çaprazımdaki üçlü koltuğa yayılmıştı. Elisa da hemen yanında tatlı tatlı birbirlerine sarılıyorlardı. Sol tarafımda ise Veynor ailesinden Dorian vardı. Dorian Nathaniel'in çocuğuydu. Dans ettiğim Daimen ise Rafae'in oğluydu. Rafael ailenin en büyüğü, Silas ortanca ve Nathaniel ise en küçüğüydü. Gerçekten kalabalık bir aileydi. Ama lanet olarak adlandırılan bir olay vardı. Veynor ailesinin hiç kız çocuğu yoktu. Bu yüzden aileye gelen gelinleri için çok katı kurallar vardı. Veynorlar tanıdığım en centilmen aileydi. Kadınlara çok değer verirlerdi. Normalde aileye giren her kadın, evin oğlu ile eşit haklara sahip olurdu. Hatta... Bazen Alessandro gelinlerini kendi oğullarından üstün tutuyordu.

Lyssa sonunda odadan çıkabilmişti. Bir ara hepimiz bayıldığını düşünmüştük. Yavaş adımlarlar ile kapıdan geçti ve tam ortamızda durdu. Dorian'ın memnuniyetli bakışlarla yavaşça Lyssa'yı çözdü. Bu ikisi flört mü ediyordu yoksa bana mı öyle geliyordu. Emin değildim. Lyssa herkesin tanıdığı popüler kızlardan biriydi. Altın sarısı saçları ve mavi gözleri ile tam bir idoldü. Üstüne krem renkli, dizlerinin üstünde biten düz bir elbise vardı. Sol yakasından başlayıp çapraz ilerleyen yapay kimisi büyük, kimisi küçük lacivert zambaklar vardı. Tamda bir Veynor kadını gibi giyinmişti. Leo huzursuzca kıpırdandı. "Lyssa. Artık gidebilir miyiz?" Leo konuşurken Yüzünü inceledim. Hafif bir makyaj vardı. Yanaklarını kızartmıştı. Lyssa göz ucuyla Dorian'a baktı. Yüzündeki memnun ifadeyi görünce neşelendi. "Tamam çıkabiliriz!" Oldukça mutluydu. Lyssa kapıya ilerledi ayakkabı seçmek için. Dorian ise hipnoz olmuş gözler ile onu izledi. "Lütfen baloda şarap var deyin. Yoksa şuraya bırakırım kendimi. " Leo bayılmış rolü yaptı. Elisa kıkırdadı. Benim de dudaklarım hafiften kıvrıldı. Dorian'dan ses gelmeyince Leo sesini yükseltti. "Var mı Dorian!" Dorian irkilerek Leo'ya döndü. "Ne? Efendim." Merakı bıraktı ve kaşlarını çatarak Leo'ya döndü. "Şarap diyorum var mıdır?" Dorian onu dinlemeden kafasını salladı. "Vardır, vardır" Tekrar Lyssa'yı izlemeye döndü. "Yoksa bana çıkışta ısmarlayacaksınız Bay Veynor!" Dorian elini havada salladı. "Tamam" Deyip geçiştirdi. Neye tamam dediğini bilmediğine emindim. Elimdeki bardağı ortadaki cam sehpaya bıraktım. Uzandığım koltuktan destek alıp ayağa kalktım. Herkesin bakışları bana döndü. "Hadi, çıkalım." Arkamı döndüm ve kapıdan çıktım.

Lyssa'nın evindeydik. O da bizim olduğumuz örgütten bir aileydi. Göz ucuyla arkadaki çiftleri kontrol ettim. "İyi akşamlar, bay Calvessaro" Lyssa'nın babası bana baktı, başıyla selam verdi. "İyi akşamlar Lorrayne" "İzniniz olursa La Voile'yi kullanabilir miyiz?" Normalde sormamıza gerek yoktu. Le Voile örgüt üyelerine gerekli izni sunuyordu, ama nezaketen sormak istemiştim. "Tabi ki, keyfinize bakın. Baloya mı?" Adımlarımı durdum. Aramızda yaklaşık beş adım vardı. Başımı olumlu anlamda salladım. Gülümsedi. Bende maskemi taktım. "Lütfen." Koluna girmem için uzatmıştı. Bu adam cidden kadınlara nasıl davranması gerektiğini biliyordu. Meraklı görünmek istiyordum. "Kusuruma bakmayın Bay Calvessaro, acaba eşiniz bu gece bize katılmayacak mı?" Bay Calvessaro gülümseyerek yürümeye başladı. "Baloya D'Arcieri ailesi ev sahipliği yapıyor. Eşim bir D'Arcieri" Bunu zaten biliyordum. Sadece gözünce meraklı ve saf bir kız izlenimi vermek istiyordum. Bazıları beni tanıyordu ama Bay Calvessaro daha iki yıldır tanıyordu. Bu yüzden bunu korumak benim için şans olabilirdi. Gözlerimi kırpıştırdım. "Ah, İtalyan olduklarını duymuştum. Doğru mu, Bay Calvessaro?" Yürürken göz ucuyla bana baktı. "Lütfen, Maurizio diye seslenin bana. Ve evet eşim ve ailesi İtalyan" İçten gülümsedi. "Siz nasıl isterseniz Bay Maurizio" Önüne döndü ve kapıyı araladı. Merdiven. Yine mi? Bay Maurizio bir iki adım merdivenden indi ardından uzanıp elimi tutu. Yine siyah bir elbise giyinmiştim. Ama bu sefer oldukça sadeydi. Sadece boynumu saran üç sıra inci kolyem vardı. Eteğim, Lyssa ile aynıydı, dizimin tam üstünde bitiyordu. Merdivenleri bitirince demir yolunda beklemeye başladık. Çok geçmeden gelmişti. Tren'in kalabalık olması normaldi. Bay Maurizio müsaade isteyip yanımdan ayrılmıştı. Vagonlu trenin içinde gezerken aklıma Hogwast ekspresi gelmişti. Tren birebir aynıydı. Ne zaman tren ile seyahat etsem çocukluğumu hatırlıyordum. Biraz daha ilerledim ve bizimkileri buldum, açık kapıdan kafamı uzattım. Leo ve Dorian masaya yaslanmış kart oyunu oynuyorlardı. "Ah," Elimi kalbimin üzerine koydum yaralanmış gibi. Ağırlığıma vagonun kapısına verdim. Bakışları bana dönünce sırıttım. "Bensiz mi oynuyorsunuz?" Cıcıklardım. "Çok ayıp." Leo desteyi alıp kartları önüme koydu. "Hodri meydan beyler." Sinsi sinsi gülümsedim.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

6okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.