2. bölüm / 8
Montivelle:Küllerin Mirası1.Bölüm
Bölümler 8Şu an: 1.Bölüm
- 1 Tanıtım177 kelime
- 2 1.Bölüm1.080 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 2. Bölüm1.350 kelime
- 4 3. Bölüm883 kelime
- 5 4. Bölüm1.582 kelime
- 6 5. Bölüm2.301 kelime
- 7 61.498 kelime
- 8 71.014 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Cehenneme git dedektif!" Sinirin yavaş yavaş beni ele geçirdiğini hissediyordum. Gözlerimi yumdum ve derin nefes aldım. Telefonun öteki tarafından kalın bir ses yükseldi. "Ah tatlım" ardından minik bir kahkaha. "Asıl cehennem benim." Elim yumruk oldu. Dişlerimin arasından söylenerek Masaya yaklaştım. "Veryon, anlaştığımızı sanıyordum. Hani yabancı dil konuşmak yoktu?" alaycı sesini duyunca sabrım tükendi. "Не испытывай моё терпение!” -sabrımı sınama! Rusça- Telefonu bir hışımla kitaplığa doğru fırlattım. Gözlerimi yumup derin nefesler alıp kendimi sakinleştirdim. Sessizce kendimi telkin ettim. “Hayır, hayır Vera asla sinirlenmez.” O kadar sesiz konuşmuştum ki kendim bile zar zor duymuştum. “Tama Vera düşün. Albus salağın teki.” Kendimi odaklayıp düşünmeye zorladım. Hatırladığım anı ile dudağımın kenarı kıvrıldı. Albus hastaydı. Hep şifrelerini unuturdu, teknoloji düşmanlığı yüzünden hep deftere yazardı şifrelerini. Ben Abusu alamıyorsam, mal varlığını alırdım. Zaten hükümet tarafından aranıyordu, şikâyette bulunamazdı. Bunları düşünürken masaya varmıştım bile. Uzanıp belimdeki silahı çıkardım tetiği çektim ve çekmeceye bir el sıktım. Telefondan sesler geliyordu. Demek ki telefon hala çalışıyordu ve dedkitif sesi duymuştu. Deri, tekerlekli sandalyeyi çektim ve oturdum. Çekmeceyi açıp içindeki deri defteri açtım. Şifreyi kullanarak bilgisayarı ardından da alt çubukta dizili tüm bankaları tek tek açtım. Uygulamalar açılırken masayı inceledim. Masada bir iki dosya, birkaç tane kalem ve bir tane telefon. Kendimi tutmayıp sesli güldüm. Dedektif onu o kadar apar topar götürmüş ki telefonu burada kalmış. “Ciddi misin dedektif?” kendimi ona duyurmak ister gibi konuştum.
Bankalar açılınca asıl olay başlamıştı. Cebimden çıkardığım USB'yi bilgisayara taktım. Aynı anda birkaç pencere açıldı. Önceden hazırlanmış transfer işlemlerini inceldim. Tek tuş ile USB'deki yazılım çalıştı ve bana ait olan birbirinden farklı banka hesaplarına aktarıldı. Gördüklerimden memnundum, Leo yine iyi iş çıkarmıştı. Zaten en başından bu kadar başarılı bir yazılımcı olacağı açıktı. İşlem bitiğini ekrandaki yeşil yazıdan anladım. USB çantama attım. Odada biraz ilerledim. Masanın üstündeki kolonyayı aldım. Sandalyeye ve bilgisayarın üzerine döktüm. Alev alması zaman almazdı masa tahtaydı. Elimi cebime attım kibrit kutusunu çıkardım. İçinden bir kibrit çekip ateşledim. Masanın etrafından dolaşıp kitaplığa yaklaştım. Eğilip yerdeki telefonu aldım. "Adieu, detective." -Elveda dedktif. France- bir iki adımda çoktan alev alan masaya ulaştım. Telefonu attım ve odaya göz gezdirdim. Başka bir delil yoktu. Tekrar cebimi yokladım. Odadan çıktım ve kapıyı kapattım. Merdivenlerden inerken elimdeki kâğıda baktım.
"Ateş tanık bırakmaz. Yalnızca kül bırakır."
İlk başta şiiri rusça yazmak istemiştim ama vazgeçmiştim. Sadece dedektifin anlamasını istiyordum. Bu yüzden dedektifin dilinde, Almanca yazmıştım. Merdivenlerden inerken kâğıdı elimden bıraktım. Nereye düştüğün ya da nasıl düştüğünü önemsemedim. Merdivenleri bitirip kendimi malikaneden dışarı attım. Malikanenin büyük kapısından çıktım ve ormanlık alana girdim. Dedektif bu eve sadece deniz ve hava ulaşımı olduğunu sanıyordu. Aslında, Albus'ta öyle düşünüyordu. Ama bilmedikleri şey, bu eve kara yolu vardı. Albus'u tanımıyordum ama babasını tanıyordum. Acil bir durumda kendini kurtarmak istemişti. Arabaya bindim ve çalıştırdım. Bu yüzden ormanın içinde gizli bir yer altı tüneli vardı. Arabayı ormanın derinliklerine sürdüm. Albus'un bu eve güvenme sebebi adada olmasıydı. Adanın ortasında büyük bir malikane ve dört duvarı ilk orman sonrasında ise deniz ile çevriliydi. Ormanda uçurumu görünce biraz yavaşladım ve kayanın yanından döndüm. Koltukta başka biri otursa kaza yapmamız çok büyük ihtimaldi. Çünkü yol oldukça dardı fark edilemeyecek kadar. Yokuş yolda ilerledim. Bir süre sonra düzensiz yol düzeldi. Araba ile sarmaşıkların içinden geçtim ve arabayı durdurdum. Demir kapı iki yana yavaşça açılınca tekrar gaza bastım ve ilerlemeye başladım. Burası Le Voile. Yaşadığımız yer. Yani Varenne. Fransa'ya sınırı olan bir kasabaydı. Büyük iş insanlarının toprağı olduğu bir yerdi. Sadece iş insanları değil, mafya örgütlerinin de yaşadığı. Pardon. Varenne mafya örgütlerinin yaşadığı değil. Sahip oldukları şehirdi. Yıllardır büyük mafya örgütleri burada yaşamış ve bir sürü miras bırakmışlardı. Benim de içinde bulunduğum örgüt en büyüğüydü. Yani en basit hali ile içinde olduğum tünel. Mafya örgütüne aitti. Sadece mafya örgütü ve üyelerine. İlk başta Le Voile sadece demir yolu içindi. Örgüttekiler balolara, toplantılara ve evlerine demir yolunu kullanarak ulaşıyordu. Bazı zamanlarda da ormana kaçış için kullanıyorlardı. Demir yolu Varenne'in kalbiydi. Bir uçtan öteki uca kolaylıkla ulaşabiliyordunuz. İsterseniz de şahsi arabada kullanabiliyordunuz. Bu yeniydi. Le Voile kurulduğunda demir yolu daha işe yarardı, gelişen teknoloji ile tünel genişletilmişti. Normal metro mantığı ile çalışıyordu. Durakları vardı. Bu duraklarda ise minik otoparklar vardı. Araba ile gün yüzünde çıkmak istemezseniz arabayı aşağıda bırakabiliyordunuz.
Duvarda Lorrayne yazısını görünce hızımı azalttım ve minik otoparka arabamı park ettim. Arabadan çıktım ve bagaja doğru ilerledim. Yüzümdeki taşlarla süslenmiş yarım maskeyi çıkarıp bagaja diğer maskelerin yanına attım. Oyalanmadan deri eldivenlerimi de çıkardım ve bagajı kapattım. Sinirliydim. Sinirliyken hızlı yürürdüm. Ayaklarımda acı hissettiğimde tahammülsüze durdum ve hırsla topuklu ayakkabılarımı çıkarıp elime aldım. Uzun merdivenleri olabildiğince sakin tırmandım. Uzun koridorda ilerleyip kapıyı açtım. Kaşlarım yavaşça kalktı. Işıklar açıktı. Lucien uyanık mıydı? Kolu kaldırıp saate baktım. Saat sabah 5di. Lucien uyuyor olması lazımdı. Odada ilerleyip kitaplığın önünden geçtim. Kafamı uzatıp Lucien'in masasına baktım. Uyanıktı. Lucien gözlerini ekrandan ayırdı ve bana baktı. Dudağının kenarı kıvrıldı. Özlem dolu bir tonda. "Veronikam" Gözlerimi kıstım. Eğilip ayakkabımı kitaplığın yanına bıraktım. Yavaş adımlarla yanına ilerledim. Yine yüzüme duygusuz maskemi takmıştım. Lucien beni oldukça iyi okuyordu. "Bana öyle seslenme. Benim adım Vera." Gözlerini üzerimden ayırmadı. "Sen nasıl istersen Veram" Gülümsemesi genişledi. "Her türlü benim küçük kızımsın." Dudaklarındaki gülümseme arkasına yaslandı. Elleri ile sarı açlarını karıştırdı. Üstünde salaş beyaz bir gömlek, birkaç düğmesi açıktı. Altında bej kumaş pantolonu vardı. Ekranı biraz daha inceledikten sonra oturduğu yerden kalktı. Sakin adımlarla yanıma geldi ve uzanıp belimden tutu. Yanağıma küçük öpücükler bıraktı, sonrasında saçlarımı kokladı. "Sürekli kendini öne atma, Vera." Uzanıp boynuna sarıldım. "Herkesin içinde seni açıkça tehdit etti. Ne yapmamı bekliyordun? Durup izlememi mi?" Sözlerimi bitirince biraz geri çekildi ve uzanıp yanaklarımı tut. "Senin korumaya değil, korunmaya ihtiyacın var meleğim." Uzanıp alnımdan öptü. "Benim seni korumam gerek. Senin beni değil. Ama izin vermiyorsun. Biraz geri çekil." Başımı göğsüne bastırdım. "Seni korumasam, napayım. Bilmiyorum.." Onun yanındayken düzgün cümle kuramıyordum. Bir tek onun yanında kendim gibi hissediyordum. Dudaklarından küçük bir kahkaha odayı doldurdu. "Benim devrim bitti, bitecek. Sen benim varisimsin." Daha sıkı tutu beni. "Sana bir şey olursa ben napayım? Hım?" Başımı anlıyorum dercesine salladım. "Hadi meleğim git biraz dinlen." Babamdan ayrıldım. Arkamı dönüp merdivene ilerledim. Merdivenlerden çıktım ve büyük kapıyı ittim. Evde tatlı bir karanlık vardı. Başımı kaldırıp cam tavana baktım. Ay ışığı içeriyi oldukça aydınlatıyordu. İlerledim. Sağ ve sol tarafımdan verdivenler uzanıyordu ve tam karşımda da emin ana kapısı vardı. Merdivenlerin altı boşluk değildi duvar örülüydü. Duvar ise aile resimleri yer yer ünlü ressamların tabloları vardı. Merdivenlerin başına ulaşınca döndüm. Tekrar merdiven çıkarken bir yandan da asansörün olmaması hakkında söyleniyordum. Bu çıktığım son verdiden olduğu için memnundum. Solandaki koridora girdim ve sonuna kadar ilerledi. Kapıyı açıp ardımdan kilitleyip kapattım. Üzerimdeki kabanı çıkarıp astım. Üzerimdekilerden kurtulup kendimi duşa attım.
Bölüm etkileşimi
