4. bölüm / 7
MESAJ3.BÖLÜM
Bölümler 7Şu an: 3.BÖLÜM
- 1 GİRİŞ165 kelime
- 2 1.BÖLÜM1.054 kelime
- 3 2.BÖLÜM953 kelime
- 4 3.BÖLÜM905 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 4.BÖLÜM485 kelime
- 6 5.BÖLÜM290 kelime
- 7 6.BÖLÜM447 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Uyuyamamıştım. Elimde duran telefondan Doruk’un attığı mesaja bakıyordum. Ve mesaja baktıkça aklıma o gün geliyordu.
Saate baktım. Okula geç kalıyordum. Hızlıca hazırlandım ve kahvaltı yapmadan evden çıktım.
Okula giderken sürekli ona tam olarak ne soracağımı düşünüyordum. Mesajlardan ona bahsedemezdim ama sorduğumda cevap vermeyeceğini biliyordum.
Okula geldiğimde Doruk’u bahçede otururken gördüm. Sınıfa çıkmamıştı tek başına oturuyordu.
Üzerinde yine siyah kıyafetler vardı. O esnada bir şey fark ettim. Giydiği tişört benim ona hediyemdi. Ben onu bana hatırlatan her şeyi çöpe atmıştım ama o benim ona hediye ettiğim tişörtü giyiyordu.
Hızlı adımlarla yanına gittim. Beni görünce çok şaşırdı.
“Günaydın.” dedi.
Şaşırmıştım. Ama neden şaşırdığımı bilmiyordum.
“Günaydın.” diye cevap verdim soğuk bir ses tonuyla.
Bir süre ikimiz de konuşmadık.
“Bir şey mi oldu?” diye sordu.
İçimden;
“Sence bir şey mi oldu?” diye kızdım.
“Bir şey olmadı. En fazla ne olmuş olabilir ki. Üç aydır ortada yoksun, hepimize tek bir açıklama bile yapmadın. En fazla ne olmuş olabilir ki?” dememek için kendimi zor tuttum.
"Bir şey olmadı."
Öfkeli olduğumu belli etmek istemiyordum. Aslında öfkeli olmam normaldi ama ben öfkeli olduğumu belli etmek istemiyordum.
Doruk’un bir şey söylemesine fırsat olmadan bizimkiler yanımıza geldi.
“Günaydın.” dedi Boran.
“Günaydın.” diye cevap verdi Doruk.
Bir süre hiçbirimiz konuşmadık. Tolga sessizliği bozdu.
“Geçen hafta niye gelmedin?” diye sordu.
Hepimiz dönüp Doruk’a baktık. Bu soruyu sormaya hiçbirimiz cesaret edemiyorduk.
“Burada değildim.” diye cevap verdi Doruk’un bu cevabından sonra öfkeli bir şekilde Doruk’a döndüm ve sinirli bir şekilde konuşmaya başladım.
“Üç aydır burada değilsin. Önemli bir şey oldu galiba?”
Herkes susmuştu. Bir süre sonra Deniz;
“Biz sınıfa çıkıyoruz.” dedi ve hepsi sınıfa çıktı.
“Ben de geliyorum.” dedim ve hızlı bir şekilde yürümeye başladım. Sınıfa geçtim ve bizimkilerin bana söylediği cümlelerin hiçbirini dinlemeden kulaklığımı takıp en arka sıralardan birine oturdum. Doruk’a daha çok sinirlenmiştim. Çünkü bugün hiçbir derse girmemişti. Ve onu düşünmekten dersleri dinleyemedim.
Son ders bitince Boran, Tolga, İpek ve Deniz yanıma geldi.
“Keşke okulda konuşmasaydınız.” dedi Tolga.
“Bugün hiçbir derse girmedi. Onunla konuşmaya gideceğim.”
“Nerede olduğunu bilmiyoruz.” İpek’e bakıp cevap verdim.
“Ben biliyorum.”
Böyle bir durumda deniz kenarına gitmiştir. Hızlı bir şekilde eşyalarımı topladım ve hep birlikte deniz kenarına gittik. Onlara henüz mesajdan bahsetmemiştim. Ve bir süre daha bahsetmeyi düşünmüyordum.
“Burada.”
“Nehir.” Tolga’ya şaşkın bir ifadeyle baktım.
“Biz gelmeyelim sen git.”
“Neden?”
“Senin onu bulabileceğin bir yere gelmiş. Eğer onu bulmanı istemeseydi buraya gelmezdi. Seninle konuşmak istiyor.”
“Bence de.” dedi İpek. Sonra diğerleri de başını salladı.
“Tamam.” dedim ve Doruk’un yanına gittim.
Benim geldiğimiz görünce şaşırmadı. Ama yüzünde hafif bir gülümseme oluştu.
“Niye gülüyorsun?” diye sordum öfkeli bir şekilde.
Bu cümleyi söylediğim anda gülümsemesi kayboldu.
“Bugün hiçbir derse girmedin. İlk gün de gelmemiştin zaten. Neden yapıyorsun bunu? Bu okul senin hayalin değil miydi?”
“Bana derse girmedim diye kızmaya gelmedin herhalde. Üç ay önce olsa derse girmedim diye kızmaya gelirdin ama şimdi bunun için gelmedin herhalde.”
“Neden?” diye sordum.
“Neden bize hiçbir açıklama yapmadan tek bir mesajla ortadan kayboldun?”
Cevap vermedi.
“Cevap vermeyeceğini biliyordum.”
“Biliyorsan neden sordun?”
“Şansımı denedim.”
Bir süre ikimizde sustuk. Ona çok öfkeliydim ama dün gelen mesajdan sonra Doruk’un o mesajı isteyerek atmadığına kendimi inandırmaya çalışıyordum.
“Beni engellemişsin.” dedi.
“Evet.”
“İyi ki engellemişsin.”
Şaşkınlık içinde ona döndüm öfkeli bir ses tonuyla sordum.
“Neden?”
“Eğer engellemeseydin bir hafta önce attığım mesajı görecektin eğer o mesajı görseydin gelip beni döverdiniz özellikle Tolga.”
“Ne?” diye sordum şaşkınlık içinde.
Bana mesaj mı atmıştı. Sadece bana değil hepimize mesaj atmıştı. Ama hiçbirimiz görmemiştik ve göremeyecektik.
“Ne yazıyordu mesajda?”
Soruma cevap vermedi.
“Bana niye bağırmıyorsun. Niye öfkeli olduğun halde sakin bir şekilde konuşuyorsun?”
“Sana öfkeli değilim.”
Şaşkınlık içinde bana döndü.
“Ben sana öfkeli değilim. Seni hayatımdan çıkardım geçmişi unuttum yani seni tanımıyorum. İnsan tanımadığı birine öfkeli olamaz.” dedim.
Söylediğim cümleler onu üzmüştü ama umurumda bile değildi. Ben üç ay boyunca ne kadar üzülmüştüm haberi var mıydı?
Birkaç dakika sessizlik oldu.
Sonra Doruk’un telefonu çaldı istemeden telefonuna baktım.
KARAN
Karan kimdi?
Hızlı bir şekilde telefonu eline alıp kapattı ve bana baktı.
“Özür dilerim.” dedi.
“Benden özür dileme! Neden gittiğini söyle!”
“Söyleyemem.” dedi ve hızlı bir şekilde uzaklaştı. Boran, Tolga, İpek ve Deniz yanıma geldi.
“Ne oldu?” diye sordu Deniz.
O sırada bir karar verdim normalde onlara mesajları söylemeyecektim ama artık söylemenin zamanı gelmişti.
“Bana dün bilinmeyen bir numaradan mesaj geldi.”
“Ne mesajı?”
Onlara mesajları göstermek için telefonumu açtım ve o sırada yeni bir mesaj geldiğini gördüm.
O GÜN HİÇBİRİNİZİN FARK ETMEDİĞİ BİR ŞEY OLDU.
Hepimiz şaşkınlık içinde mesaja baktık. O gün fark etmediğimiz ne olmuş olabilirdi ki?
Üç ay önce...
Sabahın ilk ışıkları odayı aydınlatıyordu. Bugün...
Mezun olacağımız gündü...
Üzerime rahat bir şeyler giyip İpek ve Deniz ile birlikte kuaföre gittik. Kuaförden çıktıktan sonra ve gittim ve hızlı bir şekilde elbisemi giydim.
Yeşil uzun bir elbiseydi. Yeşil bir topuklu ayakkabı ve yeşil kolye takmıştım.
Saat akşam beş olmuştu Doruk beni almaya gelmişti. Siyah bir takım elbise giymişti. Saçları yine dağınıktı.
“En azından bugün tarasaydın.” Diye kızdım.
Gülerek cevap verdi. “Ben böyle seviyorum.”
Mezuniyetin yapılacağı yere gelmiştik. Boran, Tolga, İpek ve Deniz bizi bekliyordu. Normal bir mezuniyet partisi olmuştu. Mezuniyet partisi bittiğinde Doruk’un telefonu çaldı. Doruk telefonla konuşurken yüzündeki gülümseme kaybolmuştu. Biz bu duruma alışmıştık. Çünkü annesi aradığında genelde gülümsemesi kayboluyordu. Doruk güzel sanatlar fakültesine gitmek istiyordu. Annesi ise mimar olmasını istiyordu.
Doruk telefonu kapattı ve bize döndü.
“Ben gidiyorum.” dedi.
“Görüşürüz.” diye ekledi.
“Görüşürüz.” dedim.
Birkaç saat sonra telefonuma bir mesaj geldi.
Mesajı Doruk göndermişti.
“Özür dilerim..."
Ne?
Kendi kendime şaşkınlık içinde düşünüyordum.
“Özür dilerim..."
O gün yaşananlardan sadece bunları hatırlayabiliyordum. Ama o gün hiçbirimizin fark etmediği bir şey olduğunu biliyorduk.
