2. bölüm / 7
MESAJ1.BÖLÜM
Bölümler 7Şu an: 1.BÖLÜM
- 1 GİRİŞ165 kelime
- 2 1.BÖLÜM1.054 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 2.BÖLÜM953 kelime
- 4 3.BÖLÜM905 kelime
- 5 4.BÖLÜM485 kelime
- 6 5.BÖLÜM290 kelime
- 7 6.BÖLÜM447 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Öğle saatleri…
Sabah kendime verdiğim sözü tutacaktım. İlk olarak telefonumu elime aldım ve onun numarasının üzerine tıkladım.
Engelle.
Üç aydır bana tek bir mesaj atmasını beklemiştim. Her gün telefonumun çalmasını ve beni arayıp bana bir şey söylemesini beklemiştim. Bana her şeyi anlatmasını beklemiştim.
Ama ne bir mesaj atmıştı ne de aramıştı ve ben de artık daha fazla beklemeyecektim. Onun beni hayatından çıkardığı gibi ben de onu hayatımdan çıkaracaktım hem de hayatımda hiç olmamış gibi, onu hiç tanımamışım gibi.
Telefonumu kapatıp masamın üzerine bıraktım. İlk işim odamda bana onu hatırlatan her şeyi çöpe atmak.
Bana aldığı hediyeler…
Kolyeler…
Fotoğraflar…
Ve daha fazlası…
Hepsini büyük bir çöp poşetinin içine doldurdum. Balkonumda duran saksıya gözüm çarptı. Bana aldığı hediyelerden en çok o çiçeği seviyordum.
Mavi bir menekşe…
Ama son günlerde onu sulamayı unutmuştum.
Solmuştu…
Ama o çiçeği atmadım, atamadım, atamazdım…
Yaklaşık yarım saat içinde odamda onun aldığı ve bana onu hatırlatan her şeyi bir çöp poşetinin içine doldurup çöpe atmıştım. Menekşe dışında her şeyi…
Akşam yemeğinde anneme ve babama dönüp konuşmaya başladım.
“İki hafta sonra okullar açılıyor biraz alışveriş yapmak istiyorum.”
Babama döndüm.
“Yapabilir miyim?”
İkisi de bana şaşkınlık içinde bakıyorlardı. Neden şaşırdınız ki alışveriş yapabilir miyim diye sormuştum.
“Kızım sen ciddi misin? Alışveriş mi yapacaksın?”
“Evet neden şaşırdınız ki?”
Kısa süreli sessizliğin ardından babam cevap verdi.
“Bize sormana gerek yoktu istediğini alabilirsin.”
“Teşekkür ederim.”
Odama geçtim ve Deniz’i aradım.
“Alo?”
“Deniz nasılsın?”
“Bana mı soruyorsun? Asıl sen nasılsın? Günlerdir bizimle konuşmadın.”
“Tamam kızma işini yüz yüze gelince yaparsın. Bir şey diyecektim yarın benimle alışverişe gelir misin?”
“Nehir Hanım ciddi bir şekilde soruyorum. Sen ciddi misin?”
“Evet, ciddiyim. Artık onun için üzülmüyorum çünkü o buna değmez. İsmini bile söylemek istemiyorum.”
“Haklısın ama o günde beri bir kere bile konuşmadınız. Konuşmayı bırak o günden sonra kimse onu görmedi bir anda ortadan kayboldu. Annesi şehir dışına taşındığını söyledi ama iki hafta sonra okullar açılıyor üniversiteye başlayacağız ve ortada yok.
“Deniz bana son üç ayımı özetlemen için aramadım seni. Ayrıca onun nerede olduğu umurumda bile değil yarın geliyor musun? Gelmiyor musun?”
“Tabii ki geliyorum.”
“Yarın görüşürüz o zaman.”
“Görüşürüz.”
…
Gözlerimi açmadan çalan alarmımı kapattım. Bugün yeni hayatımın ilk günüydü. Onu tamamen hayatımdan çıkardığım ilk günümdü.
Kalktım. Yatağımı topladım ve üzerime siyah bir pantolon ve siyah bir tişört giydim.
Mutfağa geçip kahvaltımı yaptıktan sonra hafif bir makyaj yaptım ve dışarı çıktım.
Deniz ile birlikte alışveriş yapmak için yola çıktık. Deniz yol boyunca üç aydır neleri kaçırdığımı anlatıyordu ama ben onu dinlemiyordum yani onu dinlemediğimi sonradan fark ettim aslında çünkü aklımda sürekli o vardı unutmaya çalışıyordum ama unutamıyordum.
Deniz ile beraber alışveriş yaptıktan sonra kahve içmek için bir yere oturduk.
“Nehir, bak şimdi bir şey soracağım ama kızmak yok.”
Deniz’in ne soracağını tahmin etmek zor değildi onunla ilgili bir şey soracaktı ve kesinlikle sinirlenecektim.
“Şimdi diyelim ki bir anda karşılaştınız. Ona ilk ne söylerdin?”
Deniz’ in bu sorusu karşısında birkaç saniye düşündüm.
“Suratına tükürürdüm”
Deniz ona karşı ne kadar öfkeli olduğumu anlamış olmalı ki sustu ve konuyu bir daha açmadı.
“Tamam konuyu kapatıyorum.”
O an bir şey dikkatimi çekti. Deniz verdiğim cevap karşısında sanki üzülmüş gibiydi. Sanki benden olumlu bir cevap bekliyormuş gibiydi. Ama beni en iyi tanıyan kişi Deniz’di bana bu soruyu sorması bile şaşırtıcıydı çünkü vereceğim cevabı zaten biliyor olması gerekiyordu.
Yaklaşık iki saat daha vakit geçirdikten sona eve gittik.
Üzerime rahat bir şeyler giyip yatağıma uzandım.
Telefonda biraz oyalandıktan sonra uyumak için ışıkları kapattım.
Aklımdan tek bir cümle geçirdim.
"Eğer Bir gün karşıma çıksaydı onu dinlemek isterdim..."
…
İki hafta sonra…
Durmadan çalan alarmımı en sonunda kapattım.
Bugün üniversitede ilk günüm olacaktı.
Küçükken yapmayı en sevdiğim şey resim çizmekti. Bugün yıllardır hayalini kurduğum gibi Güzel Sanatlar Fakültesine başlayacaktım.
Ama içime bir huzursuzluk vardı. Sonuçta o da aynı okuldaydı. Ve aynı fakültede…
Evet yapmayı en sevdiğim şey resim çizmekti ama…
Onunla yapmayı en sevdiğim şey de resim çizmekti…
Bunları düşündüğüm esnada yüzü aklıma geldi. Sonra başımı iki yana salladım ve dolabımı açıp kıyafetlerimi seçtim yüzünü bile hatırlamak istemiyordum.
Sade giyinmeyi seven bir kızdım. Mavi bir tişört ve siyah bir kot pantolon giydim. Kahverengi uzun saçlarımı düzleştirdikten sonra hafif bir makyaj yaptım.
Mutfağa geçtim. Annem her zaman olduğu dibi yine şahane bir kahvaltı hazırlamıştı.
Kahvaltımı yaptıktan sonra evden çıktım ve Deniz ile beraber fakülteye doğru yürümeye başladık.
Fakülteye geldiğimizde bizi kapıda Boran, Tolga ve İpek bekliyordu.
“Günaydın.” dedi Boran.
“Günaydın.” diye cevap verdim.
Hep birlikte sınıfa geçtik ve sohbet etmeye başladık.
“Bir şey diyeceğim ama kızma Nehir.”
Dün Deniz’in yaptığını şimdi İpek yapıyordu, bana onu soruyorlardı ve kızacağımı bildikleri halde sormaları beni daha çok sinirlendiriyordu.
“Söyle İpek.”
“Gelmeyecek mi?”
İpek’e döndüm ve sinirli gözükmeye çalışarak cevap verdim.
“Bilmem, ona sor.”
“Tamam sadece şansımı denedim.”
Birkaç dakika sonra sınıfa çıktık ama benim aklım İpek’in sorduğu soruda kalmıştı.
Gelmeyecek miydi?
Yıllardır birlikte hayalini kurduğumuz o okulun ilk günüydü bugün ve o yoktu.
…
Okuldan çıkıp hep birlikte kahve içmeye gitmiştik. İlk gün genel olarak fakülteyi tanıtmışlardı.
“Hayal ettiğimden bile daha güzeldi.” diye söze başladı İpek.
“Ben de çok beğendim.”
“Yıllardır resim çiziyorum ama bugün kalem tutarken ellerim titredi.”
Boran’ın bu cümlesiyle hepimiz kahkaha attık.
Hepimiz sohbet ederken Tolga’nın ağzından tek bir kelime bile çıkmamıştı. Onu anlayabiliyordum, çünkü aramızda ona en yakın kişi Tolga’ydı, ikisi kuzendi.
Ve yıllardır hayalini kurduğumuz okulun ilk gününde onu görmemiştik.
Yaklaşık bir saat daha okul hakkında konuştuktan sonra evlere dağıldık.
Eve gittiğim gibi rahat bir şeyler giyip masamın başına oturdum ve bir şeyler çizmeye çalıştım.
Ama aklım başka bir yerdeydi. Ne olmuş olabilir ki. Yıllardır en çok istediğimiz şey bu okula gitmekti. En fazla ne olmuş olabilir ki bu hayalimizden vazgeçebilecek.
“Acaba başına bir şey mi geldi?” diye düşünmekten kendimi alıkoyamıyordum.
Bir türlü çizime odaklanamayınca ben de yatağıma uzanıp sosyal medyaya girdim.
Neden yaptığımı bilmiyordum ama onun hesabına girmiştim.
Birlikte çekildiğimiz fotoğrafları kaldırmamıştı ve o günden sonra paylaşım yapmamıştı. O fotoğraflara bakmaya daha fazla dayanamadım ve telefonumu kapatıp uyudum.
…
Yine normal bir güne uyanmıştım. Hızlı bir şekilde hazırlanıp evden çıktım.
Okulun açılmasının üzerinden bir hafta geçmişti.
Ve o bir gün bile gelmemişti…
Fakülteye gittim ve bahçede bizimkileri göremeyince sınıfta olduklarını düşünüp sınıfa çıktım.
Sınıfa girdiğimde gördüğüm manzara karşısında olduğum yerde kaldım.
Buradaydı…
Koyu kumral rengindeki saçlarını her zaman ki gibi dağınık bırakmıştı. Mavi gözleri ilk bakışta dikkat çekiyordu. Her zaman ki gibi siyah giyinmekten vazgeçmiyordu. Sınıfın en arka sıralarından birine geçip oturmuştu. Üzgün olduğunda yaptığı gibi kulaklığını takmış önünde duran deftere bir şeyler karalıyordu.
Gelmişti…
Doruk buradaydı.
