3. bölüm / 7
MESAJ2.BÖLÜM
Bölümler 7Şu an: 2.BÖLÜM
- 1 GİRİŞ165 kelime
- 2 1.BÖLÜM1.054 kelime
- 3 2.BÖLÜM953 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 3.BÖLÜM905 kelime
- 5 4.BÖLÜM485 kelime
- 6 5.BÖLÜM290 kelime
- 7 6.BÖLÜM447 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Buradaydı…
Gelmişti…
O esnada sınıftan bir ses yükseldi.
“Nehir.”
Deniz’in sesiydi. Yanında Boran ve Tolga vardı. İpek ise henüz gelmemişti.
Benden önce gelmişlerdi ve Doruk’u benden önce görmüşlerdi.
Doruk gözlerini önünde duran defterden ayırıp bana baktı. Beni görünce bir an duraksadı. Sonra bir şey olmamış gibi önünde duran defterini karalamaya devam etti.
Hiçbir şey olmamış gibi…
Öfkeli adımlarla bizimkilerin yanına gittim.
“On dakika önce geldi. Bizi gördü ama günaydın bile demedi.” diye söze girdi Tolga.
“Son üç ayda ne olmuş olabilir en fazla. Hepimizi tek bir mesajla silip atacak ne olmuş olabilir?”
Deniz’in bu cümlesi karşısında şaşkınlıkla kaşlarımı çattım ve Deniz’e döndüm.
“Hepimizi mi? Size de mi mesaj attı?”
“Evet.” Boran’ın sesi sakin ama öfkeliydi.
“O zaman sana söylemedik daha doğrusu söyleyemedik ama hepimize aynı mesajı atıp ortadan kayboldu.”
“Sana attığı mesaj bize attığından farklı ama…” Boran cümlesini tamamlayamadı.
“Hepimize aynı mesajı attı… Ama hiçbirimize bir açıklama yapmadı.”
Kısa bir süre sonra ilk ders başladı. Ama benim aklım en arka sırada oturan Doruk’a takılmıştı.
Dönüp bakmak istedim ama cesaret edemedim.
Dönüp o mavi gözlerine bir daha bakmak istedim…
Yanın gidip her seferinde dağınık bıraktığı saçlarını düzeltip ona dağınık bıraktığı için kızmak istedim…
Ama yapamadım…
Öğle saatleri…
Güneş sınıfın geniş penceresinden içeri süzülüyor, sınıfı aydınlatıyordu. Dışarıda hafif bir rüzgar vardı.
Hava bugün çok güzeldi ama ben buna sevinebilecek durumda değildim.
Son derse girmeden önce yanına gidip konuşmak istiyordum. Ona bağırmak, ondan hesap sormak istiyordum.
Ama yapamıyordum. Bir türlü cesaret edemiyordum.
Ama daha kötü olan bir şey vardı.
Hiç iyi görünmüyordu.
İpek’in koluma dokunmasıyla kendime geldim.
“Hadi gel biraz hava alalım.”
“Yok ben gelmeyeceğim.”
“Nehir… Lütfen.”
“Tamam.” dedim çünkü daha fazla ısrar edebilecek durumda değildim.
Hep birlikte bahçeye inip bir yerde oturduk.
“Ben anlayamıyorum…” Deniz’in bu cümlesinden sonra hepimiz ona döndük.
“Neyi anlayamıyorsun?” diye sordu Tolga.
“Çocukluk arkadaşımızın biz yokmuşuz gibi, hiç arkadaş olmamışız gibi davranmasını.”
“Siz anlayabiliyor musunuz?”
“Kim anlayabilir ki?”
Daha fazla dayanamadım bu sohbete. Evet onu hayatımdan çıkarmıştım ama…
Ama onu çok seviyordum…
“Bu konuyu kapatalım mı artık? Madem o biz yokmuşuz gibi davranıyor, biz de onu unutacağız.”
“Senin için zor olmayacak mı?” Deniz’in sorusuna cevap vermedim.
“Her gün onu görmek zor olmayacak mı?”
Bir süre sustum. Ben susunca onlarda sustu. Sonra cevap verdim.
“Zor olacak… Çok zor olacak. Ama bizi buna o mecbur bıraktı.”
Son ders için sınıfa çıktık. Doruk aynı yerde oturuyordu. Bugün derslerin hiçbirini dinlemediği o kadar belliydi ki.
Aslında hiçbirimiz dersleri doğru düzgün dinleyememiştik. Hepimizin aklında aynı soru vardı.
“Neden?”
Ama hiçbirimiz yanına gidip sormamıştık.
Soramamıştık…
Son derste bir şekilde bitmişti. Eşyalarımızı toplayamaya başladık.
Herkes gittikten sonra sınıfta Boran, Tolga, İpek ve ben kalmıştık. Bir kişi daha vardı.
Doruk.
Önünde duran defteri karalamaya devam ediyordu. Sonra sinirli bir şekilde karaladığı sayfayı koparıp buruşturdu ve çöpe attı.
Eşyalarını toplayıp hızlı bir şekilde yürümeye başladı. Yanımıza yaklaşınca duraksadı. Bize baktı ve tek bir kelime çıktı ağzından.
“Görüşürüz.”
Cevap vermemize bile fırsat olmadan hızlıca sınıftan çıkıp gitti.
“Görüşürüz.” diye tekrarladım.
Çünkü o gün de bize aynı bu şekilde “Görüşürüz.” demişti.
Ne kadar kolay söylenen bir kelime değil mi?
Görüşürüz.
"Görüşürüz Doruk. Görüşürüz..."
...
Hepimiz çok şaşırmıştık. Bütün gün yüzümüze bile bakmamıştı şimdi bize görüşürüz dedi ve gitti.
“Yok artık.”
“Yine ne oldu Boran.”
“Ne demek ne oldu? Biz niye gidip Doruk ile konuşmuyoruz. Niye ona kızmıyoruz? Niye ona bağırmıyoruz?”
Boran’ın cümlesini tamamlamasını beklemeden konuşmaya başladım.
“Çünkü bunu o istedi.”
“Ne?” Tolga şaşkınlık içinde bana bakıyordu.
“Ne demek o istedi? Sen onunla konuştun mu?”
“Hayır.”
“O zaman niye o istedi diyorsun?”
“Tolga onu tanımıyormuş gibi davranma. Eğer konuşmak isteseydi biz sormadan o anlatırdı.”
Tolga sustu. Tek bir kelime daha söylemedi. Çünkü burada Doruk’u en iyi ikimiz tanıyorduk. Tolga’da biliyordu eğer konuşmak isteseydi sabah sınıfa geldiğinde yapardı bunu. Ama istemiyordu.
“Neden?”
Akşam…
Eve geldiğim gibi odama geçip yatağıma uzandım ve düşünmeye başladım.
Anneme ve babama söylemeli miydim? Söylersem kızarlar mıydı? Öğrenecekler zaten en iyisi şimdi söylemek.
Akşam yemeği için mutfağa geçtim.
İlk birkaç dakika hiçbirimiz konuşmadık.
“Nasıl geçti günün?”
“Çok İyi geçti anne.”
Kesin çok iyi geçmiştir Nehir.
“Alışabildin mi okuluna?”
“Alıştım.”
“Ne yaptın bugün?”
“Bir şey yapmadım. Okula gittim. Eve geldim. Bizimkilerle biraz yürüyüş yaptık. Bir de…”
“Ne oldu?” diye sordu babam bir şey olduğunu en başında anlamıştı.
“Doruk geldi.”
Babamın kızacağını düşündüm ama çok sakindi.
“Neden gelmiş?” diye sordu annem öfkeli bir ses tonuyla.
“Ne demek neden gelmiş? Doruk’ta o okulda okuyor. Okula gelmesi normal bir şey.”
“Üç ay ortadan kaybolduktan sonra bir anda gelmesi de normal değil.”
“Size bir şey söyledi mi? Neden gitmiş?” babamın sakinliği karşısında şaşırmıştım.
“Söylemedi. Bugün bizimle hiç konuşmadı.”
“Hiç mi?”
“Sadece görüşürüz dedi.”
“O sizinle konuşmak isterse de artık siz onunla konuşmazsınız bence.”
“Anne neden gittiğini bile bilmiyoruz. Sadece bana değil diğerlerine de mesaj atmış o gün. Normal mi sence?”
Ben az önce Doruk’u mu savundum?
“Normal değil. Ama size bir açıklama yapmamış. Yani böyle bir şeyin açıklaması da olmaz ama.”
Annemin söylediklerini bir süre sonra dinlememeye başladım. Babama baktım. Çok sakindi. Öfkeli bile değildi. Aklımdan bir soru geçti.
Doruk’un neden gittiğini biliyor mu?
Eğer neden gittiğini biliyor olsaydı bana söylerdi. Ama bu sakinliğine çok şaşırmıştım.
“Afiyet olsun.”
Hızlı bir şekilde odama geçtim. Doruk’un sosyal medya hesabın girdim. O günden sonra hiç paylaşım yapmamıştı.
Tam o anda bilinmeyen bir numaradan bir mesaj geldi. Mesajda şöyle yazıyordu;
O MESAJDA FARK ETMEDİĞİN BİR DETAY VAR.
“Ne demek bu şimdi?”
Mesajı Doruk atmış olabilir miydi? Kesinlikle o atmış olmalıydı.
Bir süre şaşkınlık içinde telefonun ekranına baktım. Ama sonra mesajı atanın Doruk olabileceği fikrinden vazgeçtim. Çünkü şu an ondan nefret etsem de onu tanıyordum böyle bir şeyi gizemli mesajlarla söylemezdi.
Mesajı tekrar okudum.Bu ne demek oluyordu. Doruk’un bana attığı mesaj geldi aklıma.
Doruk benden bir şeyler saklıyor ve ben bunu öğrenecektim.
Ama nasıl yapacaktım? Benimle konuşmuyordu. Aslında ben de onunla konuşmuyordum. Yarın onunla konuşacaktım ve benden ne saklıyorsa öğrenecektim.
