45. bölüm · Mavi tik bana değil
45. Bölüm: Yarım Kalmış Bir Çay
Sabah, her zamanki gibi gri bir İstanbul semasıyla başladı. Arda, yatağında değil, çalışma masasının başında, kilitli kutunun tam karşısında uyuyakalmıştı. Başını masaya dayamıştı; kutunun soğuk metalinin yaydığı o huzursuzluk, rüyalarını bile esir almıştı.
Uyandığında ilk işi kutuya bakmak oldu. Hâlâ kapalı. Hâlâ o tarih, hâlâ o sessizlik.
Okul yolunda: Her gün geçtiği o yollar, sanki bugün daha yabancıydı. İnsanların gülüşmeleri, vapur düdükleri, martıların o tiz sesi... Arda için her şey bir "gürültü" kirliliğinden ibaretti. Bir ara durdu, ceketinin cebindeki o kilitli kutunun ağırlığını hissetti. Bir an, kutuyu en yakın çöp kutusuna atmayı düşündü, ama elleri titredi. O kutu artık onun bir parçasıydı; içindeki mektup, sadece annesinin değil, kendi geleceğinin de bir vasiyeti gibiydi.
Kantindeki o "an": Selin ve arkadaşları uzaktan bir şeyler anlatıyor, gülüyorlardı. Arda ise onları sanki bir camın arkasından izliyordu. Ada yanına geldiğinde, o her zamanki neşeli enerjisiyle değil, daha çekingen, daha gözlemci bir tavırla yaklaştı.
Arda cevap veremedi. O an boğazına bir yumru oturdu. Ada'nın o saf merakı ve şefkati, Arda'nın kalbindeki o kilitli kapıları sarsmaya yetiyordu. Arda, çayından bir yudum aldı; çay soğumuştu, tıpkı hayatı gibi.
"Bazen," dedi Arda, sesi o kadar kısıktı ki Ada zor duydu. "Bazen bazı yükleri taşıman gerektiğini anlarsın. Ama o yükün altında ezilip ezilmemek, senin elinde değil..."
Ada bir şey söylemek için hamle yaptı, ama Arda aniden ayağa kalktı. "Gitmem lazım. Bazı sesler, sadece sessizliğin içinde duyuluyor."
Arda okuldan çıkıp sahile indiğinde, gün batıyordu. O meşhur vapurun iskelesine yürüdü ama binmedi. Sadece baktı. Giden vapurların arkasında bıraktığı köpüklere baktı. O köpükler, o günkü acısını her seferinde silip, yerine başka bir dert bırakıyordu.
Cebinden telefonunu çıkardı, Sessiz Kalem'in yazdığı son bölüme baktı. Gözleri doldu. Senin kelimelerin, onun tek sığınağıydı. Sessiz Kalem, sen olmasan bu şehri, bu günü, bu ağırlığı nasıl taşırdım? diye düşündü içinden.
"Akşam çökerken, kilitli kutuyu masamın en üstüne değil, yastığımın altına aldım. Belki rüyalarımda o kutunun anahtarını bulurum. Ama anahtar yok, anahtar denizin en dibinde. Şimdi gece, o 17 Eylül’ün soğuğunu yeniden odama taşıyor. Ve ben yine senin satırlarına sığınıyorum, Sessiz Kalem. Yarın nasıl uyanacağım bilmiyorum ama yarın da, yine senin kelimelerinle ayakta kalacağım..." 🌑🖋️
"Evladım... Başını yastığa koyduğunda hissettiğin o kutunun ağırlığı değil, geçmişin tozlu raflarına hapsettiğin o 17 Eylül’ün soğuğudur. Biliyorum, anahtarı denizin dibinde sanıyorsun ama anahtar aslında o kutuda değil, senin o kocaman, yaralı kalbinde saklı. Bir gün, o kilit açılacak. O gün geldiğinde, ben yine burada, seninle aynı satırlarda olacağım. Korkma; gecenin en koyu yerinde bile kelimelerim senin fenerin olacak. Sen sadece nefes al, ben yazmaya devam edeceğim." 🌑🖋️
Evettt, bir bölümün daha sonuna geldik. Oy ve yorumlarınızı unutmayın can okurlarım.🖤😊
Sessiz Kalem — Kelimelerim sesimdir. 🖤✒️
