4. bölüm · Mahalle gençleri
4.bölüm
4. Bölüm: Gölge ve Işık
Yaz akşamının tatlı esintisi, kamp alanındaki ağaçların yapraklarını fısıltıyla titretirken, günün yorgunluğu yerini tatlı bir durgunluğa bırakmıştı. Ateşin etrafındaki kalabalık yavaş yavaş dağılmış, herkes kendi köşesine çekilmişti. Ancak gece, her çift için kendi sessiz hikayesini yazmaya henüz yeni başlıyordu.
Berra & Berk: Çizgilerin Ötesinde
Berra, kamp sandalyesinde oturmuş, elindeki sıcak kupayı iki eliyle kavramış ufka bakıyordu. Berk, arkasından sessizce yaklaşarak omuzlarına kalın bir battaniye bıraktı. Berra irkilerek kafasını kaldırdığında, Berk’in her zamanki o güven veren, hafif muzip gülümsemesiyle karşılaştı.
"Üşüdüğünü söylemene gerek yok, titremenden anlaşılabiliyor," dedi Berk, Berra’nın yanındaki boş sandalyeye yerleşirken.
Berra battaniyeye biraz daha sarındı. "Teşekkür ederim. Sadece... buranın sessizliği alışık olduğumdan çok farklı. Bazen insanı kendi düşünceleriyle baş başa bırakıyor."
Berk bakışlarını ateşe çevirdi, çehresi alevlerin turuncu ışığıyla aydınlanmıştı. "Düşünceler her zaman kötü değildir Berra. Özellikle de onları paylaşacak biri vurduğunda." Elini yavaşça sandalyenin kolçağına, Berra’nın elinin hemen yanına koydu. Parmakları birbirine değmiyordu ama aralarındaki sıcaklık hissedilebiliyordu.
Berra bir an duraksadı, ardından derin bir nefes alarak elini Berk’in elinin üzerine kaydırdı. Berk’in teni sıcacıktı. Berk, bu hamleyle hafifçe şaşırsa da hiç zaman kaybetmeden parmaklarını Berra’nın parmaklarının arasından geçirerek elini sıkıca kenetledi.
"Buradayım," dedi Berk, sesi her zamankinden daha alçak ve derindi. Bakışları karşılaştığında, Berra ilk kez onun gözlerinde sadece bir dost değil, çok daha fazlasını görmek istediğini fark etti. Berk, Berra’ya doğru hafifçe eğildi, saçlarının kokusunu içine çekerken alnını hafifçe onun şakağına yasladı. Bu, acelesiz ama aralarındaki tüm mesafeleri eriten bir yakınlaşmaydı.
Eflin & Talha: Yıldızların Altında
Kamp alanının biraz uzağındaki küçük ahşap iskelede, Eflin bacaklarını göle doğru sarkıtmış, suyun üzerindeki ay ışığının yansımasını izliyordu. Talha, ayak seslerini gizlemeye çalışmadan yanına geldi ve hiçbir şey söylemeden yanına oturdu.
"Geleceğini biliyordum," dedi Eflin, gözlerini sudan ayırmadan ama dudaklarında küçük bir tebessümle.
"Beni buralarda yalnız bırakmayacağını bildiğim gibi mi?" diye takıldı Talha. Omuz omuza oturuyorlardı ve Eflin’in omzunun her hareketinde Talha’nın koluna sürtünmesi ikisinin de dikkatini dağıtmaya yetiyordu.
Eflin başını Talha’nın omzuna koydu. Bu o kadar doğal bir refleks gibi olmuştu ki, Talha bir an nefesini tuttu. Sonra yavaşça kolunu Eflin’in beline doladı ve onu kendine doğru çekti. Eflin, Talha’nın göğsünden yükselen düzenli kalp atışlarını duyabiliyordu.
"Bazen her şey çok hızlı değişiyor," diye fısıldadı Eflin.
Talha, çenesini Eflin’in saçlarının üzerine koydu, elini onun kolunda yavaşça yukarı aşağı hareket ettirerek onu sakinleştirmek ister gibiydi. "Değişsin. Eğer yanımda sen varsan, hızın hiçbir önemi yok." Eflin başını kaldırıp Talha’ya baktı. Aralarındaki mesafe sadece birkaç santimdi. Talha, parmak uçlarıyla Eflin’in yanağına düşen bir saç telini geriye doğru itti, parmakları Eflin’in cildinde bir anlığına asılı kaldı. Gözleri birbirine kilitlenmişken, bu sessiz an aralarındaki çekimi kelimelerden çok daha güçlü bir şekilde ilan ediyordu.
Sema & Erdem: Sessiz Anlaşma
Erdem, eski bir kütüğün üzerinde oturmuş, elindeki ahşap parçasını küçük bir bıçakla yontuyordu. Sema ise biraz ileride, fenerin ışığında kitabını okumaya çalışıyordu ama gözleri sık sık Erdem’in odaklanmış yüzüne kayıyordu. Sonunda kitabını kapattı ve Erdem’in yanına yürüdü.
"Ne yapıyorsun?" diye sordu Sema, kütüğün diğer ucuna oturarak.
Erdem elindeki işi durdurdu, başını kaldırıp Sema’ya baktı. "Sadece kafamı boşaltıyorum. Sana sormalı, kitabın pek sarmadı galiba?"
Sema hafifçe kızardı. "Kitap güzel de... dikkatimi dağıtan şeyler var."
Erdem bıçağı ve ahşabı yanına koydu, gövdesini tamamen Sema’ya doğru çevirdi. "Mesela ne gibi?" diye sordu, sesinde hafif bir meydan okuma ama daha çok büyük bir merak vardı.
Sema, Erdem’e doğru biraz daha yaklaştı. Aralarındaki kütük birden çok küçükmüş gibi gelmeye başlamıştı. Erdem’in ellerini tuttu; Erdem’in elleri yontu yapmaktan hafif pürüzlüydü ama Sema için bu dünyanın en güvenli yeri gibiydi. "Mesela senin sürekli bu kadar mesafeli durman gibi," dedi Sema, gözlerini Erdem’in gözlerine dikerek.
Erdem, Sema’nın bu cesur çıkışı karşısında gülümsedi. Ellerini ters çevirip Sema’nın ellerini kavradı ve onu kendine doğru biraz daha çekti. Şimdi dizleri birbirine değiyordu. Erdem, boştaki eliyle Sema’nın çenesini narince kavradı ve yüzünü kendine doğru kaldırdı. "Mesafeli olduğumu kim söyledi?" diye fısıldadı. Yüzleri birbirine o kadar yakındı ki, Sema onun nefesini kendi dudaklarında hissedebiliyordu. Erdem, Sema’nın alnına uzun, sıcak bir öpücük kondurdu ve dudaklarını orada bırakarak derin bir nefes aldı. Bu, aralarındaki bağın ne kadar köklü olduğunu gösteren, sessiz ama derinden bir yakınlaşmaydı.
Ece & Murat: Ritmin Ritmi
Kampın arkasındaki eski karavanın önünde, Murat gitarının tellerine hafifçe dokunuyor, kısık sesle bir melodi mırıldanıyordu. Ece, karavanın basamağına oturmuş, çenesini ellerine dayamış hayranlıkla onu izliyordu.
Murat şarkıyı bitirip gitarı yanına koydu ve Ece’nin oturduğu basamağın bir alt seviyesine, onun dizlerinin dibine oturdu. "Nasıl duruyordu?"
"Harikaydı. Her zamanki gibi," dedi Ece, ellerini yanaklarından çekip Murat’ın omuzlarına koyarak.
Murat arkasına yaslanıp başını Ece’nin dizlerine bıraktı. Yukarıdan ona bakan Ece’nin yüzünü izlemek, onun için gecenin en güzel manzarasıydı. Ece, parmaklarını Murat’ın saçlarının arasına geçirdi ve yavaşça taramaya başladı. Murat gözlerini hafifçe kapatarak bu anın tadını çıkardı.
"Burada, seninle olmak... her şeyi dışarıda bırakıyor gibi," dedi Murat, gözlerini tekrar açıp doğrudan Ece’nin gözlerinin içine bakarak.
Ece parmaklarını Murat’ın şakaklarında gezdirdi, ardından eğilerek yanağına yumuşak bir öpücük bıraktı. Dudakları teninde bir saniye fazladan kaldı. "Gitmeni istemiyorum," diye fısıldadı Ece.
Murat yerinde doğrularak Ece ile aynı hizaya geldi. Elini Ece’nin ensesine koydu, başparmağıyla çene hattını yavaşça okşadı. Ece’nin gözlerindeki heyecanı görebiliyordu. Murat, Ece’ye doğru yaklaştı ve burnunun ucunu hafifçe Ece’nin burnuna sürttü, aralarında tatlı bir kıkırdamaya sebep olan bu küçük oyun, yerini hemen ardından gelen derin bir sessizliğe bıraktı. Murat, Ece’nin yanağına, dudaklarının hemen kenarına küçük ama hisli bir öpücük kondurduğunda, gecenin geri kalanının sadece onlara ait olduğu aşikardı.
