9. bölüm · Mahalle gençleri

10.bölüm

Fatıma Özmen

10. Bölüm: Gerçek Dünyanın Ritmi ve Beklenmedik Misafir
Deniz fenerinin yamacında, güneş gökyüzünün en parlak noktasına ulaşırken zaman adeta onlar için durmuştu. Ancak hayat, o tepenin aşağısında, şehrin gürültülü caddelerinde akmaya devam ediyordu. Termoslardaki son çaylar da içilip, kahvaltı örtüsü neşeyle toplanırken sekiz gencin yüzünde o masalsı sabahın huzuru vardı. Yine de her güzel rüyanın bir uyanış anı olduğu gibi, onların da gerçek dünyaya, kendi sorumluluklarına dönme vakti gelmişti.
"Evet millet," dedi Talha, hasır sepeti bagaja yerleştirirken. "Masal bitti demiyoruz, sadece bir sonraki sahneye kadar ara veriyoruz. Şimdi herkes kendi günlük koşturmacasına!"
Arabalar tepeden aşağı, şehrin kalbine doğru süzülürken her çift kendi sessizliğinde sabahın büyüsünü hazmediyordu. Berk, Berra’yı evinin önüne bıraktığında, Berra arabadan inmeden önce Berk’in elini son bir kez sıktı. "Bu sabah için teşekkür ederim Berk. Bana şehirde de nefes alabileceğimi hatırlattın," dedi. Berk, onun gözlerindeki o huzurlu ifadeye bakıp gülümsedi. "Biz yan yana olduğumuz sürece her yer kamp alanı, bunu unutma."
...
Öğleden Sonra: Atölyede Yoğun Mesai
Saatler ilerleyip öğleden sonra olduğunda, Erdem’in ahşap atölyesi yine eski ritmine dönmüştü. Erdem, tezgahın başında yeni bir sipariş üzerinde çalışırken, Murat köşedeki koltukta oturmuş, sabah Ece’ye çaldığı besteyi geliştirmek için gitarının tellerini hafifçe tıngırdatıyordu. Talha ise bilgisayar başında, kamp dönüşü biriken iş e-postalarını temizlemekle meşguldü. Berk de elindeki kahve bardağıyla atölyenin kapısında dikilmiş, sokağı izliyordu.
"Oğlum Erdem," dedi Murat, gitarı bir kenara bırakarak. "Sema’ya o kuğuyu verirkenki halin neydi öyle? Duvarları yıktık falan... Vay be, bizim sert marangoz resmen romantik bir şaire dönüştü."
Erdem, elindeki zımparayı durdurup Murat’a baktı, yüzünde hafif bir tebessüm belirdi. "İnsan doğru kişiyi bulunca, içindeki o saklı kelimeler kendiliğinden dökülüyormuş Murat. Ben sadece hissettiğimi söyledim."
Talha başını bilgisayardan kaldırıp araya girdi: "Valla her biriniz harika iş çıkardınız beyler. Kızların gözlerindeki o mutluluk her şeye değerdi. Ama şimdi asıl soru şu: Bu akşam ne yapıyoruz?"
Tam o sırada atölyenin kapısındaki çıngırak sertçe çaldı. İçeri giren kişi ne kızlardı ne de tanıdık bir müşteri.
Beklenmedik Misafir
İçeri giren, kırklı yaşlarının sonlarında, şık giyimli, keskin bakışlı bir adamdı. Adamın gelişiyle atölyedeki o rahat hava bir anda dağıldı. Adam doğrudan Erdem’in tezgahına doğru yürüdü, ellerini ceplerine koyup etrafı süzdü.
"Erdem Bey?" dedi adam, mesafeli ve resmi bir ses tonuyla.
Erdem zımparayı tamamen bırakıp ayağa kalktı. "Buyurun, benim. Nasıl yardımcı olabilirim?"
Adam cebinden şık bir kartvizit çıkarıp Erdem’e uzattı. Kartın üzerinde şehrin en büyük mimarlık ve tasarım firmalarından birinin logosu vardı. "Ben Cihan," dedi adam. "Sema’nın babasının şirketinden geliyorum. Aslında doğrudan babasının ricasıyla..."
Atölyedeki herkes bir anda pür dikkat kesildi. Talha oturduğu sandalyede dikleşti, Berk kapının önünden içeri doğru birkaç adım attı. Sema’nın ailesinin oldukça varlıklı ve prestijli bir çevreye sahip olduğunu biliyorlardı ama bu dünyanın atölyenin kapısından içeri bu kadar çabuk gireceğini tahmin etmemişlerdi.
Cihan Bey, Erdem’in gözlerinin içine bakarak devam etti: "Sema Hanım’ın son zamanlarda vaktinin büyük kısmını burada ve bu çevrede geçirdiğini öğrendik. Babası, kızının geleceği ve kariyeri konusunda oldukça hassastır. Sizinle, Sema’nın hayatındaki 'konumunuz' ve geleceğe dair planlarınız hakkında net bir konuşma yapmak istiyor. Yarın akşam şirket merkezinde bir akşam yemeği organize edildi. Sizi de orada görmek istiyorlar, Erdem Bey."
Erdem, kartviziti parmaklarının arasında sıkıştırırken yüzündeki ifade sertleşti ama sesini sakin tutmayı başardı. "Sema benim için bir 'proje' ya da 'plan' değil, Cihan Bey. Ama davet madem onun babasından geliyor, orada olacağım."
Cihan Bey hafifçe başını eğdi, arkasını dönüp atölyeden çıkarken geride ağır bir sessizlik bıraktı.
...
Akşam Üstü: Kızlar Arasında Telaş
Aynı saatlerde Eflin’in evinin bahçesinde toplanan kızlar, sabahın kritiğini yaparken Sema’nın telefonuna gelen mesajla ortamın havası bir anda değişti. Sema, mesajı okuduğunda yüzündeki renk çekildi.
"Ne oldu Sema? Kötü bir haber mi?" diye sordu Ece, endişeyle öne eğilerek.
Sema, telefonu masaya bıraktı. "Babam... Erdem’i yarın akşam aile yemeğine davet etmiş. Ama bunu bana sormadan, kendi şirket yetkilisiyle atölyeye haber göndererek yapmış."
Berra kaşlarını çattı. "Bu bir davet değil Sema, bu resmen bir sorguya çekme hazırlığı. Babanın tarzını az çok biliyoruz."
Eflin, Sema’nın elini tuttu. "Korkma Sema. Erdem o kadar güçlü ve net bir adam ki, babanın karşısında asla geri adım atmaz. Hem biz de senin yanındayız."
Sema derin bir nefes aldı. "Erdem’den şüphem yok zaten. O benim için o duvarları yıktı. Ama babamın dünyası çok acımasızdır. Erdem’i kendi standartlarına göre yargılamasından korkuyorum."
Gece Yarısı: Telefon Konuşması
O gece, herkes yatağına çekildiğinde Erdem ve Sema telefonun iki ucundaydı. Şehrin iki farklı yakasında, iki farklı dünyada ama aynı gökyüzünün altında.
"Erdem... Özür dilerim," dedi Sema, sesi pişmanlık doluydu. "Babamın böyle bir şey yapacağını bilseydim engel olurdum."
Erdem, penceresinden dışarıdaki şehir ışıklarına bakarak gülümsedi. "Özür dileyecek bir şey yok Sema. Ben senin elini tuttuğumda, o elin arkasındaki dünyaya da hazır dım. Yarın akşam oraya geleceğim. Seni ne kadar çok sevdiğimi ve bizim bağımızın hiçbir dünyevi kritere sığmayacağını babana kendi gözlerimle göstereceğim."
Sema’nın içindeki tüm korkular, Erdem’in bu güven veren sesiyle uçup gitti. "Sana inanıyorum," dedi fısıldayarak.
Ancak ikisi de biliyordu ki, yarın akşamki yemek, sadece Erdem için değil, kamp ekibinin şehir hayatındaki ilk ve en büyük sınavı olacaktı. Çizgilerin ötesine geçmişlerdi ama şimdi o çizgileri korumak için savaşmaları gerekiyordu