10. bölüm · Mahalle gençleri

11.bölüm

Fatıma Özmen

11. Bölüm: Yüzleşme Gecesi ve Sınanan Bağlar
Şehrin üzerine çöken akşam karanlığı, her zamankinden daha ağır ve kasvetli görünüyordu. Gündüzün koşturmacası bitmiş, yerini herkesin kendi iç dünyasına çekildiği o sessiz saatlere bırakmıştı. Ancak bu gece, kamp ekibi için sessiz bir gece olmayacaktı. Erdem’in giyeceği takım elbiseden, Sema’nın evindeki gergin bekleyişe kadar her şey, yaklaşan fırtınanın habercisi gibiydi.
Saat 19:00 - Atölyede Hazırlık
Erdem’in atölyesi, bu kez ahşap kokusunun yanına eklenen tatlı bir telaşa ev sahipliği yapıyordu. Masanın üzerinde, Erdem’in nadiren giydiği koyu füme bir takım elbise duruyordu. Murat, elindeki kravatla Erdem’in karşısına geçmiş, arkadaşının omuzlarını düzeltiyordu.
"Bak oğlum," dedi Murat, sesi her zamankinden daha ciddiydi. "Oraya sadece kendin olarak gitmiyorsun. Arkanda biz varız. O Cihan denilen herif ya da Sema’nın babası... Kim olursa olsun, senin o temiz kalbini, o dürüst duruşunu ezmeye güçleri yetmez. Kravatı biraz gevşek bırakıyorum, boğazın sıkmasın. Konuşurken nefes alman gerekecek."
Berk, atölyenin köşesindeki koltukta oturmuş, saatine bakıyordu. "Zaman daralıyor. Talha nerede kaldı?"
Tam o sırada kapı açıldı ve içeri elinde taze sıkılmış portakal suyu bardağıyla Talha girdi. Yüzündeki o her zamanki neşeli maske bu kez yerini korumacı bir dosta bırakmıştı. Bardağı Erdem’e uzattı. "Al şunu iç, enerjin yerine gelsin. Erdem, bak bana. O adamların dünyası parlak binalardan, lüks arabalardan ve banka hesaplarından ibaret olabilir. Ama onların dünyasında senin sahip olduğun şey yok: Gerçeklik. Sen o ellerinle üretiyorsun, sen o kalbinle seviyorsun. Kendinden bir an bile şüphe edersen, kamptaki o göl kenarını, gökyüzünü düşün."
Erdem, arkadaşlarının gözlerindeki bu sonsuz desteğe baktı. Ceketini üzerine geçirdi, aynadaki yansımasına baktı. Alışık olmadığı bu resmi kıyafetin içinde bile o dik, tavizsiz duruşunu kaybetmemişti. "Sağ olun beyler," dedi sesi tok bir şekilde. "Ben oraya kavga etmeye gitmiyorum. Sadece Sema’nın elini neden tuttuğumu anlatmaya gidiyorum."
...
Saat 20:00 - Restoran Kapısı
Şehrin en lüks, körfeze nazır gökdelenlerinin birinin üst katındaki özel bir restorandı burası. Erdem, asansörden indiğinde kulaklarını dolduran hafif piyano müziği ve kristal avizelerin ışıltısı, onun sadelikle örülmüş dünyasına tamamen zıttı. Garson, Erdem’i restoranın en arkasında, deniz manzarasını tamamen gören, etrafı cam bölmelerle ayrılmış özel bir masaya doğru yönlendirdi.
Masada iki kişi oturuyordu: Sema ve babası Aslan Bey.
Sema, üzerinde sade ama son derece zarif, lacivert bir elbiseyle oturuyordu. Erdem’i gördüğü an gözleri parladı, içindeki tüm o gerginlik bir anlığına uçup gitti. Oturduğu yerden kalkıp Erdem’e doğru yürüdü ve ona hafifçe sarıldı. "Geldiğin için teşekkür ederim," diye fısıldadı kulağına.
Aslan Bey ise yerinden kalkmadı. Kır saçlı, keskin hatlara sahip, gözleriyle insanın ruhunu okumaya çalışan bir adamdı. Önündeki kadehi hafifçe çevirirken Erdem’i baştan aşağı süzdü. Erdem masaya yaklaştı ve elini uzattı. "İyi akşamlar Aslan Bey. Ben Erdem."
Aslan Bey, birkaç saniyelik o ağır sessizliğin ardından Erdem’in elini sıktı. Oturması için karşıdaki sandalyeyi işaret etti. "İyi akşamlar Erdem Bey. Hoş geldiniz. Kızımın dilinden düşürmediği o meşhur marangozu nihayet kanlı canlı görmek güzel."
Sözlerindeki hafif iğneleyici ton, Erdem’in gözünden kaçmadı ama Erdem istifini bozmadan sandalyeye yerleşti. "Zanaatkar demeyi tercih ederim Aslan Bey. Ahşaba şekil vermek, sadece bir meslek değil, benim için bir yaşam biçimi."
Aslan Bey hafifçe gülümsedi ama bu sıcak bir gülümseme değildi. "Güzel bir hobi, evet. Ancak hayat, ahşaba şekil vermek kadar kolay ve pürüzsüz değildir. Özellikle de Sema gibi, çocukluğundan beri en yüksek standartlarda yaşamaya, en iyi okullarda okumaya ve geleceğini devasa bir holdingin yönetiminde kurmaya alışmış bir kız için."
Yemekler servis edilirken, masadaki hava giderek ağırlaşıyordu. Aslan Bey, Erdem’i doğrudan hedef alarak onun geçmişini, ailesini, işinin finansal durumunu adeta bir iş mülakatındaymış gibi sorgulamaya başladı. Sema, masanın altından Erdem’in elini sıkıca tutmuştu. Babasının bu baskıcı tavrından dolayı yanakları öfkeden kızarmıştı.
"Baba, lütfen," dedi Sema dayanamayarak. "Erdem buraya bir iş görüşmesine gelmedi. O benim hayatımdaki en değerli insan."
Aslan Bey, çatalını tabağın kenarına bıraktı ve arkasına yaslandı. "Sema, sen henüz çok gençsin. Kampta geçirdiğin o birkaç haftalık romantizm, seni gerçek dünyanın gerçeklerinden koparmış. Erdem Bey dürüst bir adam olabilir, ona saygı duyuyorum. Ancak senin dünyan ile onun atölyesi arasında aşılması imkansız uçurumlar var. Bir gün o atölyenin tozları gözünü yakmaya başladığında, bu masal bitecek."
Erdem, sakinliğini son ana kadar korumuştu. Ancak Aslan Bey’in Sema’nın duygularını küçümseyen bu sözleri, onun da sınırlarını zorladı. Erdem, masanın üzerindeki ellerini birleştirdi ve doğrudan Aslan Bey’in gözlerinin içine baktı.
"Aslan Bey," dedi Erdem, sesi tüm masayı dolduran bir netlikteydi. "Sizin uçurum dediğiniz şey, sadece yukarıdan baktığınız için öyle görünüyor. Aşağıya, toprağa indiğinizde o uçurumların aslında olmadığını görürsünüz. Ben Sema’ya lüks bir hayat vaat etmiyorum. Ona, kendi ellerimle kurduğum, içinde yalanın, maskelerin ve çıkar ilişkilerinin olmadığı dürüst bir dünya vaat ediyorum. Sema sizin şirketinizin bir hissesi değil; o bir insan, kalbi olan, hissetmek isteyen bir kadın. Ve ben onun kalbine talibim, şirketinizin büyüklüğüne değil."
Sema, Erdem’in bu sözleri karşısında gözyaşlarını tutamadı. Aslan Bey ise ilk kez duyduğu bu sert ve eğilmeyen üslup karşısında şaşırmıştı. Genelde karşısındaki insanlar onun gücü önünde ezilirken, bu genç adam parmağındaki zımparalanmış yüzükle ona meydan okuyordu.
...
Aynı Saatlerde - Mahalle Kafesi
Atölyenin yakınlarındaki küçük mahalle kafesinde ise diğer altı genç bir araya gelmiş, gergin bir şekilde bekliyorlardı. Berk, sürekli telefonunu kontrol ediyor, Berra ise endişeyle tırnaklarını yiyordu.
"Eğer o adam Erdem’e kötü bir şey söylerse, yemin ederim o lüks restoranı darmadağın ederim," dedi Murat, masaya hafifçe vurarak. Ece onun elini tuttu. "Sakin ol Murat. Erdem yalnız değil, Sema da orada. Hem Erdem’in nasıl biri olduğunu hepimiz biliyoruz. O, kelimeleriyle döver insanı, şiddete ihtiyacı yok."
Talha, Eflin’in omzuna kolunu atmış, derin düşüncelere dalmıştı. "Bu sadece Erdem’in sınavı değil çocuklar," dedi Talha sessizce. "Şehir, bizi kendi kalıplarına sokmaya çalışıyor. Erdem bugün o kalıbı kırarsa, hepimiz nefes alacağız."
Berk, Berra’ya döndü. "Bizim aramıza da böyle duvarlar örmeye çalışanlar olacak mı dersin?" diye sordu. Berra, Berk’in gözlerine baktı, omuzlarını dikleştirdi. "Örmeye çalışabilirler Berk. Ama bizim çizgilerimiz çoktan aşıldı. O duvarları örmeye çalışanlar, bizim altımızdaki temeli hesaba katmıyorlar."
...
Saat 22:30 - Restorandan Çıkış
Yemek sona ermişti. Aslan Bey, hesabı ödedikten sonra ayağa kalktı. Erdem’e karşı tavrı hala mesafeliydi ama gözlerinde, yemeğin başındaki o küçümseyici ifadeden eser kalmamıştı. Karşısında bükülmeyen bir irade görmenin verdiği o tuhaf saygı, yüz hatlarına yansımıştı.
"Konuşman etkileyici Erdem Bey," dedi Aslan Bey ceketinin düğmesini iliklerken. "Ancak ben kelimelere değil, zamana inanırım. Zaman, kimin haklı olduğunu gösterecek. Sema, bu gece benimle eve dönüyorsun."
Sema, Erdem’e baktı. Erdem başıyla onayladı. "Git Sema. Ben her zaman olduğum yerdeyim."
Sema ve babası lüks arabalarına binip uzaklaşırken, Erdem gökdelenin önündeki kaldırımda tek başına kaldı. Kravatını gevşetti, derin bir nefes aldı. Şehrin kirli havası ciğerlerine dolarken telefonunu çıkardı ve ortak gruba tek bir cümle yazdı:
"Atölyeye gelin, çay koyun. Anlatacaklarım var."
Gece yarısına doğru atölyenin ışıkları yandığında, sekiz genç yeniden bir araya gelmişti. Erdem, masanın etrafında toplanan dostlarına yemeğin detaylarını anlatırken, dışarıdaki rüzgar pencerelere vuruyordu. Kamp ateşi belki sönmüştü ama şehirdeki o küçük ahşap atölyesi, artık onların sığınacağı, dünyayla savaşacağı yeni kaleleri haline gelmişti. Sınav başlamıştı ve onlar ilk raundu kaybetmemişlerdi.