19. bölüm · Mafyam
18.
Sabah uyandığımda emir yanımdaydı uyuyordu kaşları hafifçe çatılmış uyuyordu gülümsedim yaralı olmayan kolumu kaldırarak saçlarına dokundum yumuşacık tı "emir" fısıldadım yumuşak bir öpücük kondurdum hala uyanmıyordu daha fazla rahatsız etmemek için yataktan kalkmak için doğruldum ne olduğunu anlamadan belime sarılan kollarla yatağa düştüm emir üstündeydi üzerime eğilmiş hayran hayran bana bakıyordu "günaydın yavrum" "niye uyanmadın" tripli bir şekilde sordum başını boynuma yaklaştırdı kokumu içine çekip sesli bir öpücük bıraktı "yetim tribini" huylandığım için kıkırdadım alnımı öptü "acıktınmı" sordu ben cevap vermeden karnım guruldamıştı utançla kızardım güldü ve üzerimden kalktı ve yine beni kucağına aldı "bebek değilim yürüyebilirim" "benim bebeğimsin" banyodan pansuman malzemelerini "tişörtünü çıkarabilirmisin" tişörtümü çıkardım vücudumdaki yaralara pansuman yaptı canım acıdığında öpüp özür diliyordu pansumandan sonra tişörtümü giydirdi ve aşağı indik kahvaltı hazırladı "bu kadarıni sen mi hazırladın" şaşırmıştım çünkü masada bir tek kuş sütü eksikti "yok sabah eve gelen hizmetliler var" zengin bir kocam olduğu için mutluydum masaya oturdum emirde karşıma oturdu tabağı ma börek koydum yanına domates ve peynir ve tabiki olmazsa olmazım ÇAY! kahvaltımı etmeye başladım yavaş yavaş yaptım sonunda bitmişti emirle salona geçtik "emir" "emret yavrum" "annemgil kaçırıldığımı biliyormu" "tek canım kaynanam biliyor babanı ve abini o idare etti" rahat bir nefes verdim uzandi ve yanağıma sesli bir öpücük bıraktı "böyle yakışıklı karizmatik kaslı sevgilin olmazsa ne yapardın" "egona sıçarım emir" güldü konuşmamızı bölen şey emirin telefonu oldu "kim arıyormuş" merakla sordum "samet" telefonu sessize alip sehpaya koydu "var mı yapmak istediğin" "şuanlık yok" ikimizde koltukta oturmuş sıkıcı sıkıcı telefona bakıyorduk instagram a bakarken genellikle gittim mağazanın sahibi hikaye paylaşmıştı istediğim ceket indirime düşmüştü! Kaç haftadır bekliyordum sevinçle çığlık attım emir olduğu yerde sıçradı "lan!" "Emir kalk çabuk gidiyoruz" "nereye" "avm ye" 'malmısın' adlı bakışlarını yolladı yukarı çıktım emirin ablasının odasına girdim ablası ile geçen gün görüntülü konuşmuştum çok tatlıydı ve onu sevmiştim laf arasında elbiselerini kullanmamda sorun olup olmadığını sordum sorun olmayacağını söylemişti
Giyindim çok güzel di emirin yanına gittim oda hazırlanmış beni bekliyordu psikolojim yerlerdeydi ama kendimi mutlu etmek ve kafa dağıtmak amaçlı gidecektim arabaya bindik radyodan güzel sakin bir müzik çalıyordu
Yol boyu şarkı söylemiştim geldiğimizde arabayı park edip indik avm ye girdik ve dediğim mağazaya ilerledik içeri girdiğimde emir i koltuğa oturdum yanımda gezip sevdiğim elbiselere kısa diyip kıskançlık krizinden patlayacak biliyordum eteklere baktım çok güzel gri bir etek vardı sepetine attım üzerine gri omuzları açık bir kazak aldım
Ellerimiz dolu bir şekilde mağazadan çıktık bütün poşetler emirdeydi avmden çıkıp arabaya gittik yine emirin evine gittik eve gittiğimizde aldıklarımızı yerleştirmek için yatak odasına çıktım dolabı açtığımda önüme bir fotoğraf düştü yere eğilip aldım küçük bir kız vardı yerde oturmuş üstu çamur olmus şekilde ağlıyordu küçük çocuk önünde diz çökmüş şeker uzatıyordu bunlar kimdi ve kız benim küçüklüğüme benziyordu kapı anı bir şekilde açıldı emir girmişti elimdeki fotoğrafı görünce gülen yüzü soldu "lidya" "emir bu fotoğraftakiler kim"
Küçük lidya mahalledeki oğlan çocuklarına bulaşmıştı çocuklarla kavga etmişti kaldırıma çökmüş pembe elbisesi çamur olmuş minik ellerini yüzüne kapatmış ağlıyordu o sırada küçük emir okuldan dönerken ağlayan lidyayi gördü koşarak yanına gitti önünde diz çöktü "lidya" lidya emirin sesini duyunca hemen ellerini yüzünden çekti ve emire sarıldı emir lidyanin üstünün çamur olmasını aldırmayıp sarıldı küçük kıza "lidya niye ağlıyorsun" lidya bıcır bıcır konuşup akan sümüklerini koluna silerek anlattı emir sinirle soludu lidyanin saçına minik bir öpücük bıraktı "bekle burada 2 dakikaya geliyorum" dedi ve koşarak uzaklaştı çocukların yanına gitti yerden bir taş alarak kafasına fırlatti
Çocukları hırpaladıktan sonra bakkala girdi cebindeki son para ile şeker aldı geri koşarak lidyanın yanına gitti önünde diz çöktü ve şekeri uzattı
___________________________///
Ehehhe selam artık bu kitabı yazasım gelmiyor ve finale yaklaştık
