Bölümler 8Şu an: Eski fotoğraf...
- 1 Bazı düşmanlıklar miras kalır...1.758 kelime
- 2 Aynı masada iki düşman...1.808 kelime
- 3 Eski fotoğraf...1.559 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 Bana yaklaşma...1.667 kelime
- 5 Kalbime karışma...1.585 kelime
- 6 Beni utandırmayı çok mu seviyorsun...1.455 kelime
- 7 Kıskanıyorsan söyle...316 kelime
- 8 Kaçabileceğini sanman güzel...247 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Alina, telefonunun ekranına bir kez daha baktı.
“Zorlu ailesine güvenme. Özellikle de Ruslan'a.”
Mesajı gönderen numara hâlâ bilinmiyordu. Aramış, mesaj atmış, hatta numarayı internette araştırmıştı ama hiçbir sonuç bulamamıştı. Sanki bu kişi yalnızca Alina'nın kafasını karıştırmak için ortaya çıkmış, ardından da ortadan kaybolmuştu.
Fakat ikinci mesajı görmezden gelemiyordu.
Babanın sana anlatmadığı şeyleri öğrenmek istiyorsan, eski fotoğrafa bak.
Hangi fotoğraf?
Alina'nın aklına babasının çalışma odasındaki, yıllardır aynı yerde duran gümüş çerçeve geldi. Küçükken o fotoğrafı defalarca görmüştü. Babası, fotoğraftaki adamın kim olduğunu sorduğunda her seferinde konuyu değiştirmişti.
O zamanlar bunun önemli olduğunu düşünmemişti.
Şimdi ise bir yabancının aynı fotoğraftan söz etmesi tesadüf olamazdı.
Telefonunu yatağın üzerine bıraktı ve ayağa kalktı.
Tam odasından çıkacakken kapı açıldı. Ceren, elinde iki fincan kahveyle içeri girdi.
“Yüzüne bakılırsa ya birini öldürmeye gidiyorsun ya da evlenmek istemediğin adamla evlenmeye karar verdin.”
Alina ona ters ters baktı.
“İkisinden de daha kötü.”
Ceren'in yüzündeki gülümseme kayboldu.
“Ne oldu?”
Alina telefonu uzattı. Ceren mesajları okudukça kaşları çatıldı.
“Bu hiç hoşuma gitmedi.”
“Benim de.”
“Babanın çalışma odasına mı gideceksin?”
Alina cevap vermedi.
Ceren kahvesini masaya bıraktı.
“Tek başına gitmiyorsun.”
“Ceren, bu benim ailemle ilgili.”
“Evet, senin ailenle ilgili. Ama sen de benim ailem sayılırsın. Ayrıca biri sana gizemli mesajlar atıyorsa ben de merak ederim. Merakımı gidermeden uyuyamam.”
Alina istemeden güldü.
“Senin merakın yüzünden bir gün başımıza iş açılacak.”
“Bir gün mü? Bence çoktan açıldı.”
Saat gece yarısına yaklaşırken ev sessizliğe gömülmüştü.
Alina, koridorda ilerlerken babasının odasından gelen hafif ışığı fark etti. Kapının kapalı olması gerektiğini biliyordu ama bu gece hiçbir şey eskisi gibi değildi.
Çalışma odasının kapısını yavaşça açtı.
İçerisi, babasının kendisi gibi kokuyordu: odunsu parfüm, eski kitaplar ve yıllardır dokunulmayan evraklar.
Alina doğrudan duvardaki kitaplığa yöneldi. Fotoğraf, kitaplığın sağ tarafında, koyu renkli ahşap masanın üzerinde duruyordu.
Çerçeveyi eline aldığında parmaklarının neden titrediğini anlayamadı.
Fotoğrafta babası gençti. Yanında, siyah takım elbiseli, sert bakışlı bir adam vardı. İkisi de kameraya bakmıyordu. Sanki fotoğraf çekildiği sırada başka bir şeye odaklanmışlardı.
Alina fotoğrafı ışığa doğru kaldırdı.
Adamın yüzü tanıdıktı.
Çok tanıdık.
“Hayır…” diye fısıldadı.
Fotoğrafın arkasını çevirdi.
El yazısıyla yazılmış kısa bir not vardı:
“İki aile arasındaki kan davası bizimle başlamadı. Umarım çocuklarımız bizim yaptığımız hataları tekrarlamaz. — 17 Ekim 2005.”
Alina'nın nefesi kesildi.
Demek babası, Zorlu ailesini yalnızca düşman olarak görmüyordu. Bir zamanlar aralarında başka bir ilişki vardı. Belki dostluk, belki ortaklık… Belki de çok daha karanlık bir şey.
Tam fotoğrafı yeniden çevirecekken koridordan bir ses duydu.
“Orada ne yapıyorsun, Alina?”
Babası.
Alina hızla arkasını döndü. Babası kapıda durmuş, elindeki fotoğrafa bakıyordu. Yüzündeki ifade, Alina'nın daha önce hiç görmediği kadar sertti.
“Baba, bu adam kim?”
Babası birkaç saniye sustu.
“Fotoğrafı yerine bırak.”
“Önce soruma cevap ver.”
“Alina.”
“Bana hep Zorlu ailesinin düşmanımız olduğunu söyledin. Peki neden yıllar önce onlarla yan yana fotoğraf çektirdin?”
Babası içeri girdi ve kapıyı kapattı.
“Bazı şeyleri bilmen gerekmiyor.”
Alina'nın gözleri doldu ama ağlamayacaktı. Babasının karşısında çocuk değildi artık.
“Benim hayatımı değiştirecek bir evlilikten söz ediyorsun. Beni tanımadığım, güvenmediğim bir adamla evlendirmek istiyorsun. Ama nedenini sorduğumda susuyorsun. Şimdi de geçmişinle ilgili bir soru soruyorum ve yine aynı şey!”
“Sesini alçalt.”
“Hayır!”
Sesi odada yankılandı.
“Bana gerçeği söyle. Ruslan'la neden evlenmem gerekiyor?”
Babası gözlerini kaçırdı.
İşte o an Alina, babasının yalnızca bir şey saklamadığını anladı.
Babası bir şeyden korkuyordu.
“Bir gün anlayacaksın,” dedi adam sonunda.
Alina acı acı güldü.
“Herkes aynı şeyi söylüyor. Bir gün anlayacaksın, bir gün öğreneceksin, bir gün her şey açıklanacak… Peki ya o gün gelene kadar hayatım mahvolursa?”
Fotoğrafı masaya bıraktı ve odadan çıktı.
Babası arkasından seslenmedi.
Ama Alina koridora adımını attığında içeriden gelen o kısık cümleyi duydu:
“Keşke o gece hiç yaşanmasaydı…”
Alina durdu.
Hangi gece?
Aynı saatlerde, şehrin diğer ucunda Ruslan Zorlu'nun çalışma odasında da ışıklar yanıyordu.
Ruslan, masasının başında oturmuş, önündeki dosyaya bakıyordu. Siyah gömleğinin kollarını dirseklerine kadar kıvırmıştı. Her zamanki gibi sakalsız yüzü ifadesiz, bakışları soğuktu.
Karan, koltuğun karşısına oturup elindeki dosyayı masaya bıraktı.
“Aradığımız eski kayıtları buldum.”
Ruslan dosyayı açtı.
İlk sayfada iki aileye ait isimler vardı. İkinci sayfada ise yıllar önce gerçekleşen bir olayın kısa bir raporu.
Ruslan'ın çenesi gerildi.
“Bu dosya neden şimdiye kadar benden saklandı?”
“Çünkü baban, bazı belgelerin ortadan kaldırılmasını istemiş.”
Ruslan başını kaldırdı.
“Babam mı?”
“Evet.”
Odada kısa bir sessizlik oldu.
Ruslan sayfaları çevirmeye devam etti. Bir yerde durduğunda bakışları keskinleşti.
“Yıldırım ailesi de bu işin içinde miymiş?”
Karan cevap vermeden önce dikkatlice düşündü.
“Öyle görünüyor. Ama belgelerin yarısı eksik. Birileri geçmişin tamamının ortaya çıkmasını istememiş.”
Ruslan dosyayı kapattı.
“Alina'nın bundan haberi var mı?”
“Bilmiyorum. Neden sordun?”
“Çünkü bu evlilik yalnızca ailelerin barışması için yapılmıyor.”
Karan kaşlarını kaldırdı.
“Bunu nereden çıkardın?”
Ruslan bir süre cevap vermedi. Sonra masasının çekmecesinden eski, yıpranmış bir zarf çıkardı.
Zarfın içinde tek bir fotoğraf vardı.
Fotoğrafta, yıllar önce çekilmiş bir aile toplantısı görülüyordu. Kalabalığın ortasında Ruslan'ın babası ve Alina'nın babası duruyordu.
Onların biraz gerisinde ise henüz çocuk olan iki kişi vardı.
Biri Ruslan'dı.
Diğeri…
Ruslan fotoğrafı masaya bıraktı.
Karan dikkatle baktı.
“Bu Alina mı?”
“Evet.”
“Çocukken tanışıyor muydunuz yani?”
“Hatırlamıyorum.”
Ruslan bunu söylerken sesi her zamankinden daha sertti. Belki gerçekten hatırlamıyordu. Belki de hatırladığı bir şey vardı ve onu düşünmek istemiyordu.
Karan fotoğrafı yeniden inceledi.
“Ruslan, sana bir şey söyleyeceğim ama kızma.”
“Söyle.”
“Bu kızla evlenmek istemiyorsun. Kız da seninle evlenmek istemiyor. İkiniz de birbirinizden nefret ediyorsunuz. Bir de ailelerinizin geçmişinde böyle sırlar var. Sence bu işin sonu nereye varacak?”
Ruslan soğuk bir ifadeyle ona baktı.
“Bilmiyorum.”
Karan şaşırdı. Ruslan'dan bu cevabı beklemiyordu.
“İlk defa bir şeyi bilmiyorsun.”
“Komik olduğunu mu sanıyorsun?”
“Hayır. Sadece bu evlilikten önce gerçeği öğrenmemiz gerektiğini düşünüyorum.”
Ruslan yeniden fotoğrafa baktı.
“Öğreneceğiz.”
“Ya öğrendiğimiz şey hoşumuza gitmezse?”
Ruslan'ın cevabı gecikmedi.
“O zaman gerçeği saklayan herkes, neden sakladığını açıklamak zorunda kalacak.”
Ertesi sabah Alina, gece boyunca doğru düzgün uyuyamamıştı.
Telefonunu eline alıp bilinmeyen numaraya yeni bir mesaj yazdı.
Fotoğrafı gördüm. Şimdi gerçeği anlat.
Mesaj gönderildi.
Birkaç saniye sonra ekranda üç nokta belirdi.
Alina nefesini tuttu.
Gelen cevap kısaydı.
“Fotoğraftaki adamın kim olduğunu öğrendin mi?”
Alina hemen yazdı:
Hayır. Sen kimsin?
Bu kez cevap daha hızlı geldi.
“Babanın sana anlattığı gibi biri değil. Ruslan'ın babası da öyle.”
Alina'nın midesine bir ağırlık çöktü.
Peki Ruslan? O da mı bana yalan söylüyor?
Mesajın gelmesi uzun sürdü.
Sonunda ekran aydınlandı.
“Ruslan sana yalan söylemiyor olabilir. Ama sana anlatılmayan şeyin içinde onun da payı var.”
Alina mesajı tekrar okudu.
Ruslan.
Dün karşısında durup ona meydan okuyan, kendini herkesten üstün gören o adam…
Acaba o da ailesinin sakladığı sırların içinde miydi?
Alina telefonu yatağa bıraktı. Onunla evlenmeyecekti. Ne babasının baskısı ne de ailelerin anlaşması kararını değiştirebilirdi.
Ama artık bir şeyden emindi.
Bu evlilik meselesi, iki ailenin barışmasından çok daha fazlasıydı.
Ve gerçeğe ulaşmak istiyorsa, nefret ettiği adamla yeniden karşı karşıya gelmek zorunda kalabilirdi.
Öğleden sonra Alina, ailesinin evinden çıkarken bahçe kapısının önünde siyah bir araba gördü.
Arabanın yanında Ruslan duruyordu.
Siyah pantolon, koyu renk gömlek, sert yüz hatları… Her zamanki gibi kusursuz ve sinir bozucu derecede kendinden emindi.
Alina onu görünce adımlarını yavaşlattı.
“Burada ne işin var?”
Ruslan cebinden telefonunu çıkardı, ardından yeniden ona baktı.
“Konuşmamız gerekiyor.”
“Benim seninle konuşacak bir şeyim yok.”
“Güzel. O zaman yalnızca dinlersin.”
Alina kollarını göğsünde birleştirdi.
“Bana emir vermeyi bırak.”
Ruslan'ın dudaklarının kenarında belli belirsiz bir ifade oluştu.
“Seninle konuşmak için emir vermem gerekmiyor. Zaten her söylediğime karşı çıkmak için sabırsızlanıyorsun.”
“Çünkü her söylediğin sinir bozucu.”
“Bunu daha önce de söyledin.”
“Demek ki anlamamışsın.”
Ruslan kısa bir nefes verdi. Sonra ciddileşti.
“Dün gece babanın çalışma odasına girdin mi?”
Alina'nın yüzündeki ifade değişti.
Çok kısa bir anlığına da olsa bunu fark etmişti.
Ruslan da fark etti.
“Demek girdin.”
“Beni mi takip ettiriyorsun?”
“Hayır. Ama bu sabah baban benim babamla konuşmuş.”
Alina'nın kalbi hızlandı.
“Ne hakkında?”
“Eski bir fotoğraf hakkında.”
İkisi de sustu.
Alina, Ruslan'ın yüzüne dikkatle baktı. İlk defa onun da bir şeylerden habersiz olabileceğini düşündü. Belki o da kendi ailesinin içinde cevapsız sorularla yaşıyordu.
Yine de ona güvenemezdi.
“Sen ne biliyorsun, Ruslan?”
Ruslan bir adım yaklaştı ama aralarındaki mesafeyi korudu.
“Şu an çok az şey.”
“Buna inanmamı mı bekliyorsun?”
“İnanmanı beklemiyorum. Sadece aynı soruların peşinden gittiğimizi bilmeni istiyorum.”
Alina gözlerini kıstı.
“Ve neden seninle iş birliği yapayım?”
Ruslan'ın bakışları bir anlığına onun yüzünde durdu.
“Yapma. Bana güvenmek zorunda değilsin.”
Alina bu cevabı beklemiyordu.
Ruslan devam etti:
“Ama biri ailelerimizin geçmişini kullanarak bizi bu evliliğe itiyorsa, gerçeği bulmadan ne olduğunu anlayamayız.”
Alina sessiz kaldı.
Ondan nefret ediyordu. Buna hâlâ emindi.
Fakat Ruslan'ın söyledikleri mantıklıydı ve Alina'nın en sevmediği şeylerden biri, hoşlanmadığı birinin haklı çıkmasıydı.
“Bu, sana güvendiğim anlamına gelmiyor,” dedi sonunda.
Ruslan başını hafifçe eğdi.
“Bunu zaten beklemiyordum, Yıldırım.”
“Bana soyadımla seslenmeyi bırak.”
“Peki, Alina.”
Adını söylerken sesi beklenmedik ölçüde sakindi.
Alina bir anlığına ne diyeceğini unuttu. Ardından kendine kızarak bakışlarını başka tarafa çevirdi.
“Bir şartım var.”
“Söyle.”
“Benden hiçbir şey saklamayacaksın.”
Ruslan'ın yüzündeki ifade yeniden sertleşti.
“Sen de benden saklamayacaksın.”
Alina elini uzatmadı. Ruslan da elini uzatmasını beklemedi.
Aralarında bir anlaşma yapılmıştı ama güven yoktu. Dostluk hiç yoktu.
Yalnızca ortak bir soru vardı.
Geçmişte ne olmuştu?
Ve o sorunun cevabı, belki de ikisinin bütün hayatını değiştirecekti.
Tam Alina arabasına doğru dönerken Ruslan'ın telefonu çaldı. Ruslan ekrana baktı ve aramayı açtı.
Karşıdan gelen ses o kadar kısıktı ki Alina kelimeleri seçemedi. Ancak Ruslan'ın yüzünün bir anda değiştiğini gördü.
“Ne demek kaybolmuş?” dedi Ruslan.
Kısa bir sessizlik oldu.
Ardından sesi daha da soğudu.
“Kimseye bir şey söyleme. Ben geliyorum.”
Telefonu kapattı.
Alina kaşlarını çattı.
“Ne oldu?”
Ruslan bir an tereddüt etti. Sonra gözlerini ona çevirdi.
“Fotoğrafı çeken adamı bulmuşlar.”
Alina'nın kalbi hızlandı.
“Kimmiş?”
Ruslan'ın cevabı, Alina'nın içindeki bütün soruları daha da büyüttü.
“Bu sabah ölü bulunmuş.”
Devam edecek…
Bölüm etkileşimi
