_MAFYA_ kitap kapağı

2. bölüm / 8

Aynı masada iki düşman...

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: Aynı masada iki düşman...

ALİNA YILDIRIM

Sabah uyandığımda ilk düşündüğüm şey, dün gece yaşadıklarımın kötü bir rüyadan ibaret olmasıydı.

Keşke öyle olsaydı.

Yatağımda doğrulup bir süre karşımdaki duvara baktım. Odamın perdelerinden içeri süzülen güneş ışığı her zamanki gibi huzurluydu. Dışarıdan kuş sesleri geliyordu. Her şey normal görünüyordu.

Bir tek benim hayatım dışında.

Ruslan Zorlu.

Adını içimden geçirmek bile sinirlerimi bozmaya yetiyordu. Daha dün tanışmıştık ama sanki yıllardır hayatımın ortasına yerleşmiş, bütün kararlarımı elimden almış gibiydi.

Telefonumu elime aldım. Ceren'den üç mesaj vardı.

Cerencim: Uyandın mı?

Cerencim: Sakın kahvaltıya inmeden önce babanla konuşma. Dün gece düşündüm, bence kaçırılma planı yapmalıyız.

Cerencim: Şaka yapıyorum. Galiba.

İstemeden güldüm.

Ben: Seninle arkadaşlığımı gözden geçiriyorum.

Mesajımın üzerinden iki saniye geçmeden aradı.

“Günaydın, talihsiz gelin adayı!”

“Ceren, sabah sabah bağırma.”

“Bağırmıyorum, hayatının en büyük felaketine hazırlık yapıyorum.”

Yatağa geri uzandım.

“Bana evlilikten bahsetme.”

“Peki. Ruslan Zorlu'dan bahsedeyim mi?”

“Telefonu kapatıyorum.”

“Tamam, tamam! Ama ciddi bir şey söyleyeceğim. Dün gece eve gidince babamla konuştum.”

Bir anda doğruldum.

“Ne konuştun?”

“Zorlu ailesi hakkında biraz araştırma yaptım. Babam bazı şeyleri biliyor ama bana anlatmak istemedi. Sadece dikkatli olmamızı söyledi.”

Kaşlarımı çattım.

“Ne demek dikkatli olun?”

“Ben de onu anlamaya çalışıyorum. Bir de…”

“Bir de ne?”

“Ruslan'ın yanında duran Karan var ya?”

“Evet?”

“Bence fazla kendini beğenmiş.”

Gözlerimi devirdim.

“Bunu anlamak için araştırma yapmana gerek yoktu.”

“Bak, ben ciddi konuşuyorum. Dün bana öyle bir baktı ki sanki dünyadaki bütün sorunların sebebi benmişim gibi.”

“Belki de öylesindir.”

“Alina!”

Kahkahamı tutamadım.

Biraz olsun rahatlamıştım. Ceren yanımdayken her şey daha katlanılabilir gelirdi.

Telefonu kapatmadan önce bir konuda anlaştık: Bugün babamla yeniden konuşacaktım. Ne olursa olsun, bu evliliğin nedenini öğrenmeden kabul etmeyecektim.

Yatağımdan kalkıp dolabımı açtım.

Bugün kimsenin karşısında ağlamayacaktım.

Özellikle de Ruslan Zorlu'nun.

Kahvaltı masasına indiğimde babam gazetesini okuyor, annem kahvesini içiyordu. İkisi de beni görünce sustu.

Bu sessizlikten nefret ediyordum.

Sanki herkes benim bilmediğim bir şeyi biliyordu ve ben masaya oturduğum anda konu kapanmak zorundaydı.

Sandalyemi çektim.

“Günaydın.”

Annem gülümsedi. Babam gazetesini katladı.

“Bugün bir yere gitme. Öğleden sonra misafirlerimiz gelecek.”

Çatalımı tabağıma bıraktım.

“Kim?”

“Zorlu ailesi.”

Derin bir nefes aldım.

“Başka misafiriniz kalmadı mı?”

Babam kaşlarını çattı.

“Alina, lütfen.”

“Ne? Daha dün gece tanıştık. Bugün de kahvaltıya mı geliyorlar?”

“Bu sıradan bir ziyaret değil.”

“Fark ettim.”

Babam elindeki bardağı masaya bıraktı.

“Dün sana söylediklerimi düşünmeni istiyorum.”

“Ben de senin benim söylediklerimi düşünmeni istiyorum. Bu evliliği istemiyorum.”

Annem araya girdi.

“Alina, baban senin kötülüğünü istemez.”

Ona döndüm.

“Peki ya benim ne istediğimi hiç merak ettiniz mi?”

Annemin yüzündeki gülümseme kayboldu.

O an biraz ileri gittiğimi düşündüm ama geri adım atmadım.

Babam ayağa kalktı.

“Öğleden sonra burada ol. Konuşmamız gereken şeyler var.”

Arkasından bakarken içimdeki öfke büyüdü.

Bu evde herkes benim geleceğim hakkında konuşuyordu.

Benden başka.

CEREN BEKTAŞ

Alina'nın odasına çıktığımda onu pencerenin önünde buldum. Kollarını göğsünde birleştirmiş, bahçeye bakıyordu.

“Bu surat ne?” diye sordum. “Daha evlenmedin bile.”

Bana döndü.

“Bazen seni pencereden atmak istiyorum.”

“Beni atamazsın. Çünkü o zaman seni sakinleştirecek kimse kalmaz.”

Kendimi yatağına bıraktım. Çantamdan çıkardığım çikolatayı açıp bir parça kopardım.

Alina yanıma oturdu.

“Bugün geliyorlar.”

“Biliyorum.”

“Ben o adamla aynı masada oturmak istemiyorum.”

“İnan bana, onun da seninle pikniğe çıkmak için can attığını sanmıyorum.”

Alina bana ters ters baktı.

“Çok komiksin.”

“Teşekkür ederim.”

Bir süre sessiz kaldık. Sonra telefonum titredi.

Ekranda tanımadığım bir numaradan mesaj vardı.

Dün akşamki ayakkabı tartışmasını unutmadım.

Kaşlarımı çattım.

“Bu ne?”

Alina telefonuma uzandı.

“Kim bu?”

“Bilmiyorum.”

İkinci mesaj geldi.

Karan Doğan.

Gözlerimi kapattım.

“Hayır ya.”

Alina'nın yüzünde yavaşça bir gülümseme belirdi.

“Ne oldu?”

“Bu adam numaramı nereden buldu?”

“Belki seni çok beğenmiştir.”

“Alina, sus.”

Üçüncü mesaj geldi.

Bu arada, insanları ilk görüşte yargılamamaya çalış. Herkes senin kadar sinir bozucu değil.

Ağzım açık kaldı.

“Bu adamın kendisi sinir bozucu!”

Alina kahkahaya boğuldu.

Ben de ona bir yastık fırlattım.

“Gülme! Bir daha mesaj atarsa engelleyeceğim.”

Telefonumu masaya bıraktım.

İki saniye sonra yeniden titredi.

Bugün görüşürüz, Ceren Hanım.

Ekrana bakakaldım.

Bunu bilerek yapıyordu.

Ve en kötüsü, bunu anlayacak kadar akıllı olduğum hâlde cevap yazmamak için kendimi zor tutuyordum.

RUSLAN ZORLU

“Kravat takmayacağım.”

Karan, odamın kapısına yaslanmış bana bakıyordu.

“Peki. O zaman en azından insanlara bir mafya babasının cenazesine gelmiş gibi bakmamaya çalış.”

Gömleğimin manşetini düzelttim.

“Komik olduğunu düşünüyorsan yanılıyorsun.”

“Ben komik olduğumu biliyorum. Senin de bunu kabul etmen zaman alacak.”

Saatime baktım.

Öğleden sonra Yıldırım ailesine gidecektik.

Bunun için heyecanlı değildim. Aksine, hayatımda bulunmak istemediğim bir yerde bulunmaya hazırlanıyordum.

Babam bu evliliğin gerekli olduğunu söylemişti. Bana bütün ayrıntıları anlatmamıştı ama kararını çoktan vermişti.

Ben de kendi kararımı vermiştim.

Bu anlaşma gerçekleşecekti.

Fakat kimse benden mutlu bir damat olmamı beklemesin.

Karan telefonunu cebine koydu.

“Bu arada Ceren'e mesaj attım.”

Başımı ona çevirdim.

“Niye?”

“Canım sıkıldı.”

“Senin başka işin yok mu?”

“Var. Ama onu sinirlendirmek daha eğlenceli.”

Başımı iki yana salladım.

“Bir gün başına bela alacaksın.”

Karan sırıttı.

“Belki de çoktan aldım.”

Ona cevap vermedim.

Çünkü aklım istemediğim hâlde dün geceki görüntüye dönmüştü.

Alina'nın siyah elbisesi, dik duruşu, bana meydan okuyan bakışları…

İnsanlar genellikle benimle karşı karşıya geldiklerinde ne söyleyeceklerini düşünürdü. O ise aklına geleni söylemişti.

Buna alışık değildim.

Ve alışmaya niyetim de yoktu.

ALİNA YILDIRIM

Saat tam üçte kapının zili çaldı.

Ceren yanımda duruyordu. Biraz önce bana, “Eğer Karan bana yine mesaj atarsa yüzüne söylerim,” demişti. Ona yalnızca gülmüştüm.

Kapı açıldı.

Önce Ruslan'ın babası içeri girdi. Ardından Ruslan ve Karan göründü.

Ruslan bugün de siyah giyinmişti. Ceketinin düğmesi açıktı, saçları geriye taranmıştı. Sakalsız yüzündeki sert ifade değişmemişti.

Bana baktı.

Ben de ona.

Bir saniye.

İki saniye.

Sonra bakışlarımı çevirdim.

Bunun bir bakışma yarışına dönüşmesine izin vermeyecektim.

“Hoş geldiniz,” dedi babam.

Büyükler salona geçerken Karan'ın sesi duyuldu.

“Ceren Hanım.”

Gözlerimi kapatıp içimden ona sabır diledim.

Ceren gülümseyerek döndü.

“Karan Bey.”

“Bugün de ayakkabılarınız çok tehlikeli görünüyor.”

Ceren'in gülümsemesi dondu.

“Bugün de konuşmanız gereksiz görünüyor.”

Karan elini göğsüne götürerek sahte bir kırgınlık gösterdi.

“Beni yanlış anladınız.”

“Hayır. Sizi gayet doğru anladım.”

Karan güldü.

“Güzel. Demek anlaşabiliyoruz.”

Ceren bana döndü.

“Bunu evden kovabilir miyiz?”

“Daha misafirimiz.”

“Ne yazık.”

Karan'ın kahkahası salonda yankılandı.

Ruslan ise bu konuşmayla ilgilenmiyor gibi görünüyordu. Yanıma geldiğinde omuzlarım gerildi.

“Konuşmamız gerekiyor.”

Ona döndüm.

“Benim seninle konuşacak bir şeyim yok.”

“Benim var.”

“Bu, benim de konuşmak zorunda olduğum anlamına gelmiyor.”

Bakışları sertleşti.

“Her şeye böyle mi karşı çıkarsın?”

“Yalnızca istemediğim şeylere.”

“Öyleyse önümüzde zor günler var.”

Kollarımı göğsümde birleştirdim.

“Senin için zor olabilir.”

Ruslan hafifçe başını eğdi.

“Beni tanımıyorsun, Alina.”

“Tanımak istediğimi de kim söyledi?”

Bir an sustu.

Sonra beklemediğim bir şey yaptı.

Gülümsedi.

Bu, sıcak ya da samimi bir gülümseme değildi. Daha çok, karşısındaki insanın kendisini şaşırttığını kabul etmek istemeyen birinin ifadesiydi.

“Güzel,” dedi. “En azından bu konuda anlaşabiliyoruz.”

Yanımdan geçip salona gitti.

Arkasından bakarken kendime kızdım.

Çünkü o kısa gülümseme, yüzündeki bütün o soğuk ifadeyi bir anlığına değiştirmişti.

Ve ben bunu fark etmemiş olmayı tercih ederdim.

Büyükler salondaki masanın etrafına oturduğunda Ceren'le ben de yan yana geçtik. Ruslan tam karşıma oturmuştu. Karan ise Ceren'in yanındaki sandalyeyi çekti.

Ceren ona baktı.

“Başka yer yok muydu?”

“Vardı.”

“Peki neden buraya oturdun?”

Karan rahatça arkasına yaslandı.

“Manzara güzel.”

Ceren'in yüzü kızardı mı, yoksa sinirlendiği için mi öyle görünüyordu, anlayamadım.

Ama Karan'ın keyfi yerindeydi.

Babam söze başladı.

“Öncelikle burada olduğunuz için teşekkür ederim. Hepimiz bu görüşmenin önemini biliyoruz.”

Ruslan'ın babası başını salladı.

“Geçmişte yaşananların iki aileyi de yıprattığını inkâr edemeyiz.”

Babam ellerini birleştirdi.

“Bu yüzden geleceği düşünmek zorundayız.”

Benim mideme bir ağırlık oturdu.

Gelecek.

Yine aynı kelime.

Ruslan'ın yüzüne baktım. O da beni izliyordu.

Babam devam etti.

“Evlilik meselesini konuşmak için henüz erken. Gençlerin birbirini tanıması, ailelerin de bazı konularda anlaşması gerekiyor.”

İlk defa o gün içimden babama teşekkür etmek geldi.

En azından hemen bir tarih belirlemeyeceklerdi.

Fakat rahatlamam uzun sürmedi.

Ruslan'ın babası konuştu.

“Katılıyorum. Ancak bu sürecin gereksiz yere uzamasını da istemiyoruz. Önümüzdeki haftalarda yeniden bir araya geliriz. O zamana kadar gençler birbirlerini daha iyi tanıyabilir.”

Çatalımı tabağıma bıraktım.

Birbirimizi tanımak mı?

Ruslan'la?

Hayatımın en kötü şakası olmalıydı.

“Benim bir sorum var,” dedim.

Masadaki herkes bana döndü.

Babamın yüzündeki ifadeyi görünce doğru bir şey yapmadığımı anladım ama artık çok geçti.

“Bu evlilik neden gerekli? İki aile arasındaki sorunları çözmek için başka bir yol yok mu?”

Sessizlik oldu.

Ruslan'ın babası gözlerini bana çevirdi.

“Bazen iki ailenin geleceği, tek bir kararın alınmasına bağlıdır.”

“Peki neden o kararı ben vermek zorundayım?”

Babam araya girdi.

“Alina, bunu daha sonra konuşuruz.”

“Hayır, baba. Herkes benim geleceğimden bahsediyor. Ben de nedenini öğrenmek istiyorum.”

Ruslan sandalyesinde doğruldu.

İlk defa, gözlerinde yalnızca öfke olmadığını düşündüm. Sanki o da bu konuşmanın devamını merak ediyordu.

Babası ona baktı.

“Ruslan?”

Ruslan gözlerini benden ayırmadan konuştu.

“Alina haklı. En azından neden böyle bir karar alındığını bilmesi gerekiyor.”

Bu sözleri ondan beklemiyordum.

Şaşkınlığımı belli etmemeye çalıştım.

Babam uzun bir nefes verdi.

“Geçmişte iki aile arasında bir anlaşma yapıldı. Bu anlaşma bozulduğunda iki taraf da kayıplar yaşadı. Şimdi aynı hataların tekrarlanmaması için yeni bir yol arıyoruz.”

“Bu, evliliğin neden gerekli olduğunu açıklamıyor,” dedim.

Kimse cevap vermedi.

Ve o sessizlikte bir şey fark ettim.

Bana her şeyi anlatmıyorlardı.

Hatta belki de anlatmak istemedikleri asıl mesele, bu evliliğin kendisinden çok daha büyüktü.

Yemek boyunca konuşmalar başka konulara kaydı. Ben ise bir türlü rahatlayamadım. Ruslan birkaç kez bana baktı ama bir daha konuşmadık.

Görüşmenin sonuna doğru herkes ayağa kalktı.

Ceren, Karan'ın yanından geçerken çantasını omzuna taktı.

“Umarım bir daha görüşmeyiz.”

Karan ona kapıyı açtı.

“Ben tam tersini umuyordum.”

“Hayal kurmaya devam et.”

Ceren hızla yanımdan geçip dış kapıya yöneldi.

Karan arkasından bakarken gülümsüyordu.

Ben de onun bu hâline şaşırmıştım. Birkaç saat içinde Ceren'i sinirlendirmekten kendine eğlence çıkarmıştı.

Ruslan yanıma geldi.

“Alina.”

Başımı kaldırdım.

“Ne var?”

“Bugün söylediklerin hakkında düşün.”

“Ben zaten düşünüyorum.”

“Bu evlilik yalnızca senin hayatını etkilemeyecek.”

Gözlerimi kıstım.

“Bunu kaçıncı kez duyuyorum, bilmiyorum. Ama hâlâ neden benim sorumluluğum olduğunu anlamış değilim.”

Ruslan bir süre yüzüme baktı.

“Belki de bilmediğin şeyler vardır.”

“Öyleyse anlat.”

Çenesi gerildi.

“Her şeyi ben de bilmiyorum.”

İlk kez sesinde gerçek bir huzursuzluk duydum.

Ona biraz daha dikkatli baktım.

“Demek sen de bu işin tamamını bilmiyorsun.”

Cevap vermedi.

Sonra kapıya doğru yürüdü. Tam çıkacakken durup bana döndü.

“Alina.”

“Ne?”

“Benden nefret etmekte acele etme.”

Kaşlarımı kaldırdım.

“Bunu bana sen mi söylüyorsun?”

“Evet.”

“Merak etme, Ruslan. Sana karşı hissettiğim şey konusunda kafam oldukça net.”

Gözleri gözlerime kilitlendi.

“Güzel. Benim de.”

Kapı kapandı.

Bir süre olduğum yerde kaldım.

Sonra kendi kendime güldüm.

Bu adamdan nefret ediyordum.

Bundan emindim.

Ama bir şey daha vardı.

Ruslan Zorlu da en az benim kadar, ailelerimizin bize anlatmadığı bir gerçeğin peşindeydi.

Ve o gerçeği öğrenmeden bu mesele kapanmayacaktı.

O gece henüz hiçbir şey değişmemişti.

Düğün tarihi belirlenmemişti. Birbirimize güvenmiyorduk. Birbirimizi tanımıyorduk bile.

Ama iki aile aynı masaya oturmuştu.

Ve masanın altında, kimsenin konuşmaya cesaret edemediği eski bir sır yatıyordu.

### Bölüm sonu 🖤

O gece Alina odasına çıktığında telefonuna bilinmeyen bir numaradan mesaj geldi.

Zorlu ailesine güvenme. Özellikle de Ruslan'a.

Alina mesajı birkaç kez okudu.

Ardından ikinci bir mesaj daha geldi.

Babanın sana anlatmadığı şeyleri öğrenmek istiyorsan, eski fotoğrafa bak.

Alina'nın yüzündeki renk çekildi.

Eski fotoğraf.

Yıllar önce babasının çalışma odasında gördüğü fotoğraf mı?

Telefonu elinde tutarak kapıya baktı.

Aşağı katta babasının çalışma odasının ışığı hâlâ yanıyordu.

Ve ilk kez, o fotoğrafın neden yıllarca saklandığını gerçekten öğrenmek istedi.

Devam edecek…

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…