_MAFYA_ kitap kapağı

1. bölüm / 8

Bazı düşmanlıklar miras kalır...

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: Bazı düşmanlıklar miras kalır...

ALİNA YILDIRIM

Bazı ailelerde çocuklara masallar anlatılırdı.

Benim ailemdeyse düşmanların isimleri ezberletilirdi.

Küçükken babamın çalışma odasına girmem yasaktı. Kapısının önünden geçerken içeriden yükselen sesleri duyardım. Bazen telefonla konuşur, bazen adamlarıyla tartışırdı. Annem her seferinde kolumdan tutup beni oradan uzaklaştırırdı. Ne duyduğumu sorarsa anlatmamamı tembihlerdi.

O zamanlar bunun nedenini anlamazdım.

Ta ki on yedi yaşımda, babamın masasının üzerindeki eski bir fotoğrafı görene kadar.

Fotoğrafta dört adam vardı. Üçü gülümsüyordu. Diğerinin yüzündeyse en ufak bir tebessüm yoktu. Siyah saçlı, sert bakışlı bir adamdı. Yanında duran babamın eli omzundaydı.

Fotoğrafın arkasında iki kelime yazıyordu.

Zorlu ailesi.

O gün babama sormuştum.

Bana yalnızca fotoğrafı elimden alıp çekmeceye kilitlemişti.

“Bir daha o aile hakkında soru sorma, Alina.”

“Niye?”

“Çünkü bazı insanlar hayatına hiç girmemeli.”

O günden sonra Zorlu soyadını her duyduğumda babamın yüzünün nasıl değiştiğini izledim.

Yıllar geçti. Fotoğrafı unuttuğumu sandılar.

Unutmamıştım.

Sadece artık umurumda olmadığını düşünmeye başlamıştım.

Ne büyük yanılgı.

“Alina! Yemin ederim o ayakkabıyı da alırsan seni burada bırakıp gidiyorum!”

Ceren'in sesi mağazanın diğer ucundan duyulunca elimdeki siyah topuklu ayakkabıyı yerine bıraktım.

“Birincisi, sen beni buraya getirdin. İkincisi, beş dakikadır kendi fotoğraflarına bakıyorsun. Üçüncüsü, o ayakkabıyı alacağım.”

Ceren Bektaş elindeki telefonu indirip bana baktı.

“Bazen seninle arkadaş olduğum için kendimi sorguluyorum.”

“Bazen mi?”

“Her gün, Alina. Her gün.”

Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.

Ceren'le çocukluğumuzdan beri arkadaştık. İnsanların benim hakkımda ne düşündüğüyle ilgilenmezdim ama Ceren'in düşüncelerini susturmak imkânsızdı. Bir de haklı olduğunu düşündüğü zamanlar vardı ki o zaman dünyanın sonu gelse bile susmazdı.

Üzerindeki deri ceketi düzeltti, sonra bana tepeden tırnağa baktı.

“Bu akşam ne giyeceksin?”

“Evde ne bulursam.”

“Harika. Babanın verdiği davete pijamayla katıl. Çok mantıklı.”

Yüzümdeki gülümseme yavaşça silindi.

Bu akşam.

Babam üç gün önce ailece katılmamız gereken önemli bir davet olduğunu söylemişti. Kimlerin geleceğini sorduğumda cevap vermemiş, yalnızca düzgün giyinmemi tembihlemişti.

Babamın benden bir şey sakladığını anlamak için dedektif olmaya gerek yoktu.

“Kimler geliyor, biliyor musun?” diye sordum.

Ceren'in yüzündeki ifade değişti.

“Bir şey duydum ama emin değilim.”

“Ceren.”

“Tamam, tamam. Babamın bir arkadaşı söyledi. Zorlu ailesi de gelecekmiş.”

Elimdeki çantanın sapını sıktım.

Zorlu.

Yıllardır adını duymadığım aile, bir anda karşıma çıkmıştı.

“Ne olmuş Zorlu ailesi gelecekse?”

Ceren kaşlarını kaldırdı.

“Hiç. Sadece senin babanın o aileden nefret ettiğini biliyorum. Bir de herkesin neden bu kadar gizemli davrandığını merak ediyorum.”

“Ben de.”

Ama içimde açıklayamadığım bir huzursuzluk başlamıştı.

Çünkü babamın gözlerinde son birkaç haftadır gördüğüm o ifadeyi tanıyordum.

Korku değildi.

Daha çok, yaklaşan bir şeyin önüne geçemediğini bilen bir adamın çaresizliğiydi.

Eve döndüğümüzde saat altıyı geçmişti.

Malikânenin önünde normalden fazla araç vardı. Bahçedeki görevliler telaşla bir yerlere gidip geliyor, evin içinden annemin talimatları duyuluyordu.

Ceren kapıdan içeri girer girmez etrafına bakındı.

“Burada düğün mü var?”

“Umarım yoktur.”

“Niye? Ben gelin çiçeğini tutarım.”

“Ceren, sus.”

Kahkaha attı.

Tam merdivenlere yönelmiştim ki annem karşıma çıktı. Üzerinde koyu lacivert bir elbise vardı. Saçlarını toplamıştı ama yüzündeki gerginlik makyajla bile kapanmıyordu.

“Alina, odana çıkıp hazırlanmalısın.”

“Kim geliyor?”

“Misafirlerimiz.”

“Anne.”

Bana baktı. Birkaç saniye boyunca gözlerimin içine baktıktan sonra bakışlarını kaçırdı.

“Bu akşam tartışma çıkarmanı istemiyorum.”

İçimdeki huzursuzluk biraz daha büyüdü.

“Benden tam olarak neyi saklıyorsunuz?”

Annem cevap vermedi.

İşte o an, bu akşamın sıradan bir davet olmadığını anladım.

Saat sekizi on geçe merdivenlerden indim.

Siyah elbisemi özellikle seçmiştim. Annem daha açık renkli bir şey giymemi istemişti ama onu dinlememiştim. Saçlarımı omuzlarımdan aşağı bırakmış, makyajımı sade tutmuştum.

Salona girdiğimde ilk gördüğüm kişi babamdı.

İkinci gördüğüm kişi ise yıllardır ailemin ağzına almak istemediği soyadının sahibiydi.

Ruslan Zorlu.

Onu daha önce hiç görmemiştim. Fotoğraflardaki adamın oğlu olduğunu anlamak için birine sormama gerek kalmamıştı.

Uzundu. Siyah takım elbisesi üzerinde kusursuz duruyordu. Saçları özenle geriye taranmıştı; tıraşlı yüzündeki keskin hatlar, soğuk bakışlarıyla birleşince insanın yanına yaklaşırken iki kez düşünmesine neden olacak türdendi.

Ama beni asıl rahatsız eden yakışıklılığı değildi.

Bana bakış biçimiydi.

Sanki kim olduğumu biliyordu.

Sanki beni yıllardır tanıyor ve benden hoşlanmamak için yeterince sebep biriktirmiş gibiydi.

Yanında duran adam bir şey söyledi. Ruslan başını hafifçe çevirip onu dinledi, ardından yeniden bana baktı.

Göz göze geldik.

Bakışlarımı kaçırmadım.

O da kaçırmadı.

“Alina.”

Babamın sesiyle kendime geldim.

Yanına gittim. Ruslan'ın yanındaki adam hafifçe gülümsedi.

“Demek Yıldırım ailesinin kızı sensin.”

“Demek öyle görünüyor.”

Adamın gülümsemesi genişledi.

“Ben Karan Doğan.”

“Kendimi tanıtmam gerekiyor mu, yoksa onu da biliyor musun?”

Karan kısa bir kahkaha attı.

“Sanırım anlaşacağız.”

“Bundan pek emin olma.”

Bu kez gerçekten güldü.

Ruslan ise tek kelime etmedi. Sadece elindeki bardağı masaya bıraktı.

Babam boğazını temizledi.

“Alina, Ruslan'la biraz konuşsanız iyi olur.”

Başımı babama çevirdim.

“Neden?”

“Çünkü konuşmanız gereken şeyler var.”

“Benim mi?”

“Alina.”

Sesindeki uyarıyı duymazdan gelerek Ruslan'a döndüm.

“Sanırım babalarımız bizim yerimize bir şeyler planlamış.”

Ruslan'ın yüzünde en ufak bir değişiklik olmadı.

“Sanırım değil.”

Kaşlarımı çattım.

“Ne demek istiyorsun?”

“Bunu babana sor.”

“Ben sana soruyorum.”

Bir an sustu. Sonra gözlerini doğrudan gözlerime dikti.

“Benden hoşlanmayacaksın, Alina Yıldırım.”

İstemeden güldüm.

“İçin rahat olsun. Daha ilk dakikadan pek iyi bir izlenim bırakmadın.”

Yanımızdan geçen Karan başını iki yana salladı.

“Ruslan, daha gece başlamadan kızın düşmanı oldun.”

Ruslan ona bakmadan cevap verdi.

“Sus, Karan.”

“Peki, patron.”

Karan uzaklaşırken arkasından baktım. En azından arkadaşının aksine konuşmayı biliyordu.

Ruslan yeniden bana döndü.

“Babanla konuş.”

“Bunu zaten söylemiştin.”

“Öyleyse vaktini boşa harcama.”

Yanımdan geçip gitti.

Arkasından bakarken kendime bir söz verdim.

Bu adamın bana tepeden bakmasına izin vermeyecektim.

Ne kadar güçlü olursa olsun, ne kadar tehlikeli görünürse görünsün, ben Alina Yıldırım'dım.

Ve kimsenin beni korkutmasına izin vermezdim.

O sırada babam koluma girdi.

“Çalışma odama gel, Alina. Seninle konuşmamız gerekiyor.”

Babamın çalışma odasının kapısı kapandığında dışarıdaki müzik sesi kesildi.

Babam masasının arkasına geçti ama oturmadı. Bir süre ellerini masaya dayayıp sessizce bekledi.

“Bana ne olduğunu anlatacak mısın?” diye sordum.

“Anlatacağım.”

“Şimdi mi? Yoksa herkes gibi sen de benden bir şeyler saklamaya devam mı edeceksin?”

Yüzü gerildi.

“Bu konuda başka seçeneğim yoktu.”

İçimde bir şeylerin koptuğunu hissettim.

“Ne konusunda?”

Babam derin bir nefes aldı.

“Yıldırım ve Zorlu aileleri arasındaki düşmanlık yıllardır devam ediyor. Bunu biliyorsun.”

“Evet.”

“Son aylarda işler daha da kötüleşti. Bazı anlaşmalar bozuldu. Bazı insanlar taraf değiştirdi. İki aile de büyük kayıplar verdi.”

“Bunların benimle ne ilgisi var?”

Bana baktı.

Ve o an söyleyeceği şeyin hayatımı değiştireceğini anladım.

“Ruslan Zorlu'yla evlenmeni istiyorum.”

Bir süre hiçbir şey söyleyemedim.

Sanki odadaki bütün sesler bir anda kesilmişti.

Sonra güldüm.

Gerçekten güldüm.

“Komik değil, baba.”

“Alina…”

“Bana bunun bir şaka olduğunu söyle.”

“Bu bir şaka değil.”

Gülümsemem kayboldu.

“Sen aklını mı kaçırdın?”

“Beni dinle.”

“Hayır! Sen beni dinle. Hayatım boyunca o aileden uzak durmamı söyledin. Şimdi karşıma geçip düşmanının oğluyla evlenmemi mi istiyorsun?”

“Bu evlilik iki aile arasındaki savaşı durdurabilir.”

“Ben savaş anlaşması değilim!”

Sesim odanın duvarlarında yankılandı.

Babam gözlerini kapattı. İlk kez onu bu kadar yorgun görüyordum.

“Biliyorum.”

“Hayır, bilmiyorsun. Bilseydin bunu benden isteyemezdin.”

Gözlerim dolmaya başlamıştı ama ağlamayacaktım. Babamın karşısında ağlamayacaktım.

“Peki ya Ruslan? O da kabul etti mi?”

Babam cevap vermeden önce uzun süre bekledi.

“Evet.”

Bu kez içimdeki öfkenin yerini başka bir şey aldı.

Demek o yüzden bana öyle bakmıştı.

Demek her şeyi biliyordu.

“Ne zaman?” diye sordum.

“Henüz kesin bir tarih belirlenmedi. Aileler yeniden bir araya gelecek. Önümüzdeki haftalarda ayrıntılar konuşulacak.”

Önümüzdeki haftalar.

En azından yarın evlenmeyecektim.

Ama bu, içimdeki korkuyu azaltmaya yetmedi.

“Ben kabul etmiyorum.”

Babam sessiz kaldı.

“Duydun mu beni? Kabul etmiyorum.”

“Alina, bu yalnızca senin kararın değil.”

Ona uzun uzun baktım.

İşte o cümle.

Hayatım boyunca duymaktan nefret ettiğim cümle.

“Öyleyse benim kararlarımın bir önemi yok.”

“Bunu söylemedim.”

“Ama kastettiğin tam olarak bu.”

Kapıya yöneldim. Elim kapı koluna uzanmıştı ki babamın sesi beni durdurdu.

“Alina, bu evlilik gerçekleşmezse sonuçları yalnızca bizi etkilemeyecek.”

Arkamı döndüm.

“Bu bir tehdit mi?”

“Hayır. Seni korumaya çalışıyorum.”

Acı acı gülümsedim.

“Beni korumak için hayatımı mahvediyorsun.”

Odadan çıktığımda Ceren koridorun duvarına yaslanmış beni bekliyordu. Yüzümü görür görmez doğruldu.

“Ne oldu?”

Cevap veremedim.

Yanıma gelip koluma girdi.

“Alina?”

“Beni Ruslan Zorlu'yla evlendirecekler.”

Ceren'in ağzı açık kaldı.

“Ne?”

“Daha tarih bile belli değil. Ama kararlarını vermişler.”

Birkaç saniye bana baktı. Sonra çalışma odasının kapısına döndü.

“Ben şimdi gidip—”

Kolundan tuttum.

“Hayır.”

“Alina, bu adamı daha bu akşam gördün!”

“Biliyorum.”

“Sen onunla evlenemezsin!”

Gözlerimi kapatıp başımı duvara yasladım.

“Ben de onu anlatmaya çalışıyorum.”

Ceren bu kez sustu. Beni kendine çekip sarıldı.

“Bir yolunu bulacağız,” diye fısıldadı.

Ona inanmak istedim.

Gerçekten istedim.

Ama içimde, bu meselenin yalnızca bir evlilik anlaşmasından ibaret olmadığına dair kötü bir his vardı.

Çünkü babamın gözlerinde gördüğüm şey, yalnızca bir aileyi kurtarmaya çalışan bir adamın çaresizliği değildi.

Sanki geçmişte yaptıkları bir şeyin bedeli şimdi benden isteniyordu.

Ve ben henüz ne olduğunu bile bilmiyordum.

RUSLAN ZORLU

“Yıldırım'ın kızıyla tanıştın mı?”

Babamın sesi çalışma odasında yankılandı.

Ceketimi çıkarıp koltuğun arkasına bıraktım.

“Tanıştım.”

“Ne düşünüyorsun?”

“Ne düşünmemi bekliyorsun?”

Babam masasının arkasında oturuyordu. Yaşına rağmen hâlâ insanın gözlerinin içine baktığında onu susturabilecek bir ağırlığı vardı.

“Bu evlilik gerçekleşecek.”

“Biliyorum.”

“Öyleyse neden hâlâ yüzüme sanki beni öldürmek istiyormuşsun gibi bakıyorsun?”

Dudaklarımda soğuk bir gülümseme belirdi.

“Belki de öyle hissediyorumdur.”

Babam buna aldırmadı.

“Alina Yıldırım hakkında bilmen gereken şeyler var.”

“Dinliyorum.”

“Bu kız, ailesinin geçmişte yaptıklarından sorumlu değil.”

Başımı kaldırıp ona baktım.

“Bunu bana neden söylüyorsun?”

“Çünkü seni tanıyorum, Ruslan. Birine öfkelendiğinde aradaki farkı gözetmezsin.”

Çenem gerildi.

“Ben ne yaptığımı bilirim.”

“Umarım.”

Babam önündeki dosyayı kapattı.

“Düğün hemen olmayacak. İki ailenin de hazırlanması, bazı meselelerin çözülmesi gerekiyor. Bu süreçte Alina'yı tanımaya çalış.”

İstemeden güldüm.

“Onu tanımak gibi bir niyetim yok.”

“Bazen hayat, niyetlerini umursamaz.”

Bu söz hoşuma gitmedi.

Çünkü hayatım boyunca başkalarının kararlarını uygulamak zorunda kalmıştım. Ailemin adı, taşıdığım sorumluluklar, üzerime bırakılan işler…

Hepsi benim yerime karar vermişti.

Ama bu kez farklıydı.

Alina Yıldırım'la evlenmeyi kabul etmiştim. Çünkü bu anlaşmanın gerçekleşmesi gerekiyordu. Sebebi romantik değildi. Onu görmek için sabırsızlanmıyordum. Hatta onunla aynı odada bulunmak bile istemiyordum.

Bana meydan okuyan o bakışları aklıma geldi.

İnsanların çoğu benimle konuşurken gözlerini kaçırırdı.

O kaçırmamıştı.

Bu, hoşuma gitmiş miydi?

Hayır.

Yalnızca alışık olmadığım bir şeydi.

Karan kapıyı çalmadan içeri girdi.

“Nasıl geçti?”

“Ne?”

“Gelecekteki eşinle tanışma faslı.”

Ona baktım.

“Bir daha gelecekteki eşim dersen seni kapının önüne koyarım.”

Karan ellerini kaldırdı.

“Tamam, tamam. Sadece merak ettim. Kız seni beğenmiş gibi görünmüyordu.”

“Benim de onu beğenmek gibi bir zorunluluğum yok.”

“İyi. Çünkü yüzüne bakılırsa seni boğazlamayı düşünüyor.”

“Komik olduğunu mu sanıyorsun?”

“Hayır. Ama senin sinirlendiğini görmek hoşuma gidiyor.”

Ayağa kalkıp ceketimi aldım.

“Gidiyoruz.”

Karan arkamdan gelirken hâlâ gülüyordu.

Arabaya bindiğimizde bir süre konuşmadı. Sonra başını bana çevirdi.

“Bir şey soracağım.”

“Sorma.”

“Yine de soracağım. Yıldırım ailesiyle aramızdaki mesele gerçekten bu kadar büyük mü?”

Önüme baktım.

“Bildiğinden daha büyük.”

“Peki kızın bundan haberi var mı?”

Cevap vermedim.

Çünkü bilmiyordum.

Ama Alina'nın bana bakarken gözlerinde gördüğüm öfke, yalnızca istemediği bir evliliğe zorlanan bir kadının öfkesi değildi.

O da bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyordu.

Ve bu, her şeyi daha karmaşık hâle getirecekti.

Bazı savaşlar silahlarla başlamazdı.

Bazen tek gereken şey, iki düşman ailenin aynı masada oturmasıydı.

Ve bazen en tehlikeli anlaşmalar, henüz kimse birbirine âşık olmamışken yapılırdı.

Devam edecek…🤍🖤

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…