_MAFYA_ kitap kapağı

4. bölüm / 8

Bana yaklaşma...

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: Bana yaklaşma...

“Alina'nın amcası mı?”

Ruslan'ın sesi odada yankılandı.

Karan başını salladı. “Belgedeki imza ona ait. Ama tek başına bu, her şeyi onun yaptığı anlamına gelmiyor.”

Alina hâlâ elindeki mektuba bakıyordu. Amcası, çocukluğundan beri hayatında olan biriydi. Ailesinin yemeklerine katılır, doğum günlerinde ona hediyeler getirir, babasıyla saatlerce konuşurdu.

Böyle bir şey yapmış olabilir miydi?

“Hayır,” dedi Alina kararlı bir sesle. “Amcam böyle bir şey yapmaz.”

Ruslan ona döndü. “Kanıtları görmeden kimseye güvenmemeyi öğrenmelisin.”

Alina gözlerini kaldırdı.

“Sen de tanımadığın insanlar hakkında hüküm vermemeyi öğrenmelisin.”

“Ben yalnızca—”

“Bana öğüt verme, Ruslan.”

Ruslan sustu. Normalde karşısındaki insanın sözünü keser, son sözü mutlaka kendisi söylerdi. Ama Alina'nın karşısında bunu yaptıkça kızın kendisinden biraz daha uzaklaştığını anlamaya başlamıştı.

Bu kez tartışmayı uzatmadı.

“Peki. Nasıl istersen.”

Alina bir an şaşırdı.

Şimdi de neden sustu bu?

Ruslan ona doğru bir adım attı.

“Yalnızca şunu bilmeni istiyorum. Bir şey olursa beni arayabilirsin.”

Alina hemen geri çekildi.

“Olmazsa da seni aramam zaten.”

Karan başını öne eğip gülmemeye çalıştı.

Ruslan ona sert bir bakış attı.

“Komik mi?”

“Hayır. Çok duygusal bir an yaşıyoruz.”

Ceren kahkahayı patlattı.

“Bence de. Biraz daha devam ederseniz düğün pastasını şimdiden kesebiliriz.”

Alina hemen arkadaşına döndü.

“Ceren!”

“Ne var? Adam sana yardım etmeye çalışıyor.”

“İstemiyorum.”

Ruslan, Alina'nın yüzüne baktı.

“Duydun. İstemiyormuş.”

Sonra ona doğru eğilmeden, aralarındaki mesafeyi koruyarak ekledi:

“Ama fikrini değiştirmek için zamanım var.”

Alina'nın gözleri büyüdü.

“Sen kendini ne sanıyorsun?”

Ruslan'ın dudaklarında küçük bir gülümseme belirdi.

“Henüz karar vermedim.”

“Karar verirsen bana haber verme!”

Alina çantasını aldı ve odadan çıktı.

Ruslan arkasından bakarken Karan omzuna dokundu.

“Geçmiş olsun. İlk denemen pek başarılı olmadı.”

Ruslan gözlerini ondan ayırmadan cevap verdi:

“Daha yeni başladım.”

### Birinci hamle: Ruslan Zorlu

Ertesi sabah Alina odasından çıktığında kapının önünde büyük bir kahve bardağı buldu.

Bardağın yanında küçük bir not vardı.

“Şekersiz, az sütlü. Dün kahveni böyle içtiğini gördüm. — R.”

Alina notu okudu. Sonra kahveye baktı.

Bir kez daha nota baktı.

“Şaka yapıyor olmalı.”

Tam o sırada Ceren odasından çıktı. Elinde kendi telefonu, yüzünde meraklı bir ifade vardı.

“Ne oldu?”

Alina notu ona uzattı.

Ceren okuduğu anda ağzı kulaklarına vardı.

“AYYY! Ruslan sana kahve mi göndermiş?”

“Bağırma!”

“Bir de kahveni nasıl içtiğini öğrenmiş!”

“Ceren, bu yalnızca kahve.”

“Tabii canım. Benim de Karan'la aramda yalnızca bir kahve var.”

Alina başını kaldırdı.

“Ne?”

Ceren'in gülümsemesi anında kayboldu.

“Hiçbir şey.”

Alina kollarını göğsünde birleştirdi.

“Ceren Bektaş, anlat.”

Ceren çantasını kaptığı gibi koridora yöneldi.

“Geç kalıyoruz!”

“Daha hazırlanmadın bile!”

“İşte bu yüzden acelem var!”

Alina kahveyi eline aldı, birkaç saniye düşündü ve sonra mutfaktaki masaya bıraktı.

Notun üzerine de kendi notunu yazdı:

“Kahve için teşekkürler. Bir daha gönderme. — A.”

Kahveyi içmedi.

Ama notu neden cebine koyduğunu kendisi de bilmiyordu.

Ruslan, öğleden sonra gelen cevabı okuyunca birkaç saniye ekrana baktı.

Karan yanındaki koltuktan eğildi.

“Ne yazmış?”

Ruslan telefonu ona göstermedi.

“Hiçbir şey.”

Karan sırıttı.

“Reddedildin mi?”

“Hayır.”

“Peki bu surat ne?”

“Nasıl bir surat?”

“Birazdan bütün şehri satın alıp kahve üreten herkesi kovacakmışsın gibi bir surat.”

Ruslan telefonu cebine koydu.

“Onunla konuşacağım.”

Karan kahkaha attı.

“Tabii. Çünkü ilk seferde seni dinlemedi, ikinci seferde kahveni kabul etmedi. Üçüncü seferde seni kapıdan kovarsa şaşırma.”

Ruslan ayağa kalktı.

“Sen kendi işinle ilgilen.”

“Benim işim de seni rezil olmaktan kurtarmak.”

“Geç kaldın.”

### İkinci hamle: Karan Doğan

Ceren, üniversiteden çıkıp bahçeye yöneldiğinde siyah bir araba gördü.

Arabanın yanında Karan duruyordu. Elinde küçük bir kâğıt poşet vardı.

Ceren olduğu yerde durdu.

“Hayır.”

Karan kaşlarını kaldırdı.

“Daha merhaba bile demedim.”

“Demene gerek yok. Ne yapmaya çalıştığını biliyorum.”

“Gerçekten mi? Söyle de ben de öğreneyim.”

Karan poşeti uzattı.

“Senin için aldım.”

Ceren şüpheyle baktı.

“İçinde ne var?”

“Bomba.”

Ceren ona öyle bir baktı ki Karan gülmemek için başını çevirdi.

“Şaka yapıyorum. Sevdiğin pastaneden kurabiye.”

Ceren'in yüzü bir anlığına yumuşadı. Ardından poşeti almadı.

“Ben senden bir şey istemedim.”

“Biliyorum. Ben de sana bir şey vermek istedim.”

“Niye?”

Karan ilk kez verecek cevap bulamadı.

Çünkü aslında bunu kendisi de bilmiyordu.

Ceren'i sinir etmek hoşuna gidiyordu. Onunla atışmak, her cümlesine cevap yetiştirmek, kendisine kızdığında kaşlarını çatışını izlemek… Bunların hepsi garip bir şekilde gününün en eğlenceli kısmı olmaya başlamıştı.

Ama bunu söyleyecek değildi.

“Canım istedi,” dedi sonunda.

Ceren poşeti elinden aldı.

“Peki. Kurabiyeler için teşekkürler.”

Karan şaşırdı. “Rica ederim.”

Ceren bir kurabiye çıkardı, ısırdı ve başını salladı.

“Güzelmiş.”

Karan'ın yüzü aydınlandı.

Sonra Ceren poşeti ona geri uzattı.

“Ama bu, senden hoşlandığım anlamına gelmiyor.”

Karan'ın yüzü yeniden düştü.

“Bunu kim söyledi?”

“Suratın.”

“Benim suratım gayet normal.”

“Tabii, Karan. Tabii.”

Ceren arkasını dönüp yürüdü.

Karan bir süre arkasından baktı. Sonra kendi kendine söylendi:

“Bir insan kurabiyeyi alıp yine de nasıl bu kadar sinir bozucu olabilir?”

Ceren arkasına dönmeden seslendi:

“DUYDUM!”

Karan başını göğe kaldırdı.

“Harika. Bir de kulakları çok iyi duyuyor!”

Ama Ceren uzaklaşırken gülümsüyordu.

Bunu Karan'ın görmesini istemiyordu.

### Üçüncü hamle: Beklenmedik bir akşam

İki gün sonra Yıldırım ailesinin evinde bir akşam yemeği düzenlendi. Aile büyükleri, geçmişte yaşanan olaylarla ilgili yeni belgeleri değerlendirmek istiyordu.

Alina bu yemeğe katılmak istememişti.

Ancak babası, amcasının da orada olacağını söyleyince fikrini değiştirdi. Artık cevapları kendi kulaklarıyla duymak istiyordu.

Ruslan kapıdan içeri girdiğinde ilk yaptığı şey Alina'yı aramak oldu.

Onu merdivenlerin yanında, koyu mavi bir elbiseyle dururken gördü. Saçları omuzlarından aşağı dökülüyordu. Alina, Ceren'in anlattığı bir şeye gülüyordu.

Ruslan olduğu yerde bir an durdu.

Karan yanına geldi.

“Ne oldu?”

“Hiç.”

Karan onun baktığı yöne göz attı.

“Anladım.”

“Bir şey anlamadın.”

“Tabii. Ben de duvara bakıyordum zaten.”

Ruslan onu görmezden gelip Alina'ya doğru yürüdü.

“Merhaba.”

Alina gülümsemesini hemen bıraktı.

“Merhaba.”

“Bu akşam güzel görünüyorsun.”

Alina bir an duraksadı. Bu kadar doğrudan bir iltifat beklemiyordu.

Sonra çenesini kaldırdı.

“Bunu söyleyerek benden bir şey isteyeceksen cevabım hayır.”

Ruslan hafifçe güldü.

“Bir insan teşekkür etmeyi bilmiyor mu?”

“Bir insan karşısındakini rahatsız etmemeyi öğrenemiyor mu?”

“Peki. Rahatsız etmeyeceğim.”

Ruslan geri çekildi.

Alina onu durdurmasını beklemiyordu ama gitmesine de hazır değildi. Kendisine sinirlendi.

Ne bekliyordun ki? Adam uzaklaşınca da mı kızacaksın?

Ruslan başka tarafa yönelirken Ceren kulağına eğildi.

“Alina.”

“Ne?”

“Adam sana iltifat etti.”

“Duydum.”

“Sen de neredeyse mahkemeye verecektin.”

“Ceren!”

“Tamam, sustum.”

Ama birkaç saniye sonra ekledi:

“Yine de yakışıklı.”

Alina arkadaşına döndü.

“Sen de Karan'a kurabiye için teşekkür ettin.”

Ceren'in ağzı açık kaldı.

“Bunu nereden biliyorsun?”

“Sen anlatmadın mı?”

“Hayır!”

Alina zafer kazanmış gibi gülümsedi.

“Demek anlatmadın.”

Ceren bir an sustu, ardından Alina'nın kolunu tuttu.

“Seninle sonra konuşacağız.”

Yemek sırasında amcası, Alina'nın babasıyla hararetli bir konuşmaya girdi. Ruslan da karşılarında oturuyordu.

“Selim'in bulduğu belgeler eksik,” dedi Alina'nın amcası. “Bu meseleyi kapatmalıyız.”

Alina hemen araya girdi.

“Hayır. Kapatmayacağız.”

Masadaki herkes ona döndü.

Amcası kaşlarını çattı.

“Alina, büyüklerin konuşmasına karışma.”

“Bu olay benim hayatımı etkiliyor. O yüzden konuşacağım.”

Ruslan, Alina'nın yanında durmak ister gibi hareketlendi ama onun kendi sözünü söylemesine izin verdi.

Alina devam etti:

“Yıllarca bize Zorlu ailesinin düşmanımız olduğunu anlattınız. Şimdi belgeler, iki ailenin de kandırılmış olabileceğini gösteriyor. Bize gerçeği söylemeden bu konuyu kapatamazsınız.”

Amcasının yüzündeki ifade bir anlığına değişti.

Çok kısa bir andı.

Ama Ruslan da Alina da bunu fark etti.

“Bütün bunları nereden öğrendin?” diye sordu amcası.

Alina cevap vermeden önce Ruslan konuştu.

“Belgelerden. Biz de onları inceliyoruz.”

Amcası Ruslan'a baktı.

“Senin bu meseleye karışmanı istemiyorum.”

Ruslan'ın sesi buz gibi oldu.

“Benim ne yapacağıma sen karar veremezsin.”

Masada sessizlik oluştu.

Yemek, o andan sonra herkesin birbirinden şüphelendiği gergin bir toplantıya dönüştü.

Yemek bittiğinde Alina bahçeye çıktı. Biraz yalnız kalmak istiyordu.

Fakat birkaç dakika sonra Ruslan da dışarı geldi.

Alina içini çekti.

“Yine mi sen?”

“İstersen giderim.”

Alina ona baktı. Ruslan gerçekten gitmeye hazır görünüyordu.

“Hayır,” dedi Alina, sonra hemen toparlandı. “Yani… gitmene gerek yok. Ama konuşmak zorunda da değiliz.”

Ruslan başını salladı ve birkaç adım ötede durdu.

Bir süre ikisi de sessiz kaldı.

Sonunda Alina konuştu.

“Amcamın yüzünü gördün mü?”

“Evet.”

“Sence bir şey saklıyor mu?”

Ruslan ona döndü.

“Bence hepimiz bir şeyler saklıyoruz. Ama bu, onun suçlu olduğu anlamına gelmez.”

Alina şaşırdı.

“Biraz önce onu suçluyormuşsun gibi görünüyordun.”

“Şüpheleniyorum. Suçladığımı söylemedim.”

Alina başını salladı.

“Bazen senden nefret etmenin çok kolay olduğunu düşünüyorum.”

Ruslan'ın yüzündeki ifade değişti.

“Bazen mi?”

Alina ona ters ters baktı.

“Şımarma.”

Ruslan güldü. Bu kez kendini saklamadı.

Alina, onun gülerken yüzünün nasıl değiştiğini fark etti. Sert bakışları yumuşuyor, normalde soğuk duran yüzü bambaşka bir hâl alıyordu.

Bunu fark ettiği için kendine kızdı.

Ruslan ise onun bakışlarını yakaladı.

“Ne oldu?”

“Hiçbir şey.”

“Bana bakıyordun.”

“Kendini fazla önemseme.”

“Sen söyleyince zor oluyor.”

Alina gözlerini devirdi ama dudaklarının kenarındaki gülümsemeyi gizleyemedi.

Ruslan bunu gördü.

Ve ilk defa, Alina'nın kendisine gülümsemesini sağlayabilmenin bir tartışmayı kazanmaktan çok daha güzel olduğunu düşündü.

Tam o sırada Alina'nın telefonu titredi.

Bilinmeyen numaradan yeni bir mesaj gelmişti.

“Amcanı suçlamadan önce babanın kasetini dinle. Gerçek, fotoğrafta değil; o gece kaydedilen seste.”

Alina'nın gülümsemesi silindi.

Ruslan hemen fark etti.

“Ne oldu?”

Alina telefonu ona uzattı.

Ruslan mesajı okudu. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.

Sonra başını kaldırdı.

“Babanın evinde eski bir ses kaydı mı var?”

Alina'nın aklına çalışma odasındaki kilitli dolap geldi. İçinde eski belgeler ve babasının yıllardır dokunmadığı birkaç eşya vardı.

“Olabilir.”

Ruslan ciddileşti.

“O zaman yarın birlikte bakacağız.”

Alina ona baktı.

“Birlikte mi?”

“Evet.”

“Ben sana güvendiğimi söylemedim.”

Ruslan'ın sesi yumuşadı.

“Biliyorum. Güvenmeni istemekle sana bunu zorla kabul ettirmek aynı şey değil.”

Alina ilk defa hemen cevap vermedi.

Ruslan ona bir adım yaklaşacak gibi oldu ama durdu.

“İyi geceler, Alina.”

Arkasını dönüp yürümeye başladı.

Alina ise olduğu yerde kaldı.

Çünkü ilk defa Ruslan'ın kendisine yaklaşmaya çalışırken sınırlarına dikkat ettiğini görmüştü.

Ve bunun, düşündüğünden çok daha fazla hoşuna gittiğini inkâr edemiyordu.

Bahçenin diğer tarafında Karan, Ceren'e montunu uzatıyordu.

“Üşüyorsun.”

“Üşümüyorum.”

Ceren'in kollarını ovuşturduğunu gören Karan kaşlarını kaldırdı.

“Tabii. Ben de yağmurda yüzmeyi seviyorum.”

Montu yeniden uzattı.

Ceren almadı.

“Senin montunu giymeye ihtiyacım yok.”

Karan başını salladı.

“Tamam.”

Montu kendi omuzlarına attı ve hiçbir şey söylemeden yürümeye başladı.

Ceren arkasından baktı.

Birkaç saniye geçti.

Sonra sinirle seslendi:

“KARAN!”

Karan durup arkasını döndü.

“Efendim?”

“Montunu ver!”

Karan'ın yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi.

“Üşümüyor değil miydin?”

Ceren yanına gelip montu elinden çekip aldı.

“Fikrimi değiştirdim.”

“Tabii.”

“Bir kelime daha edersen geri veririm.”

Karan ellerini kaldırdı.

“Peki, hanımefendi.”

Ceren montu giydi ve yanından geçerken mırıldandı:

“Sinir bozucusun.”

Karan onun arkasından bakıp gülümsedi.

“Sen de.”

Ama bu kez ikisinin de sesinde gerçek bir kızgınlık yoktu.

Henüz birbirlerine itiraf edecekleri bir şey yoktu.

Fakat bazı duygular, insan farkına varmadan büyümeye başlamıştı bile...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…