16. bölüm · KORİDORDA KALAN SES
15. Bölüm
"Sen benim zaafımsın"
Bir sabah kapı kapalı değildi.
Bunu ilk fark ettiğimde kalbim hızlanmadı. Garipti. Kilidin sesi yoktu. Anahtar yoktu. Zincir yoktu. Kapı… sadece kapıydı.
Hasan salondaydı. Koltukta oturuyordu. Üzerinde ceket yoktu. Omuzları düşüktü. İlk kez bir şeyleri bırakmış gibiydi.
— Kapıyı kilitlemedin, dedim.
Başını kaldırdı.
— Fark ettin mi? dedi.
— Evet.
— Kaçmadın, dedi.
Bu bir soru değildi. Bir tespitti.
— Kaçmadım, dedim.
— Çünkü artık koşmak istemiyorum.
Bu doğru değildi.
Ama inandığı bir doğruydu.
Günler böyle geçti. Kapılar açık kaldı. Ben evin içinde dolaştım. Pencereden baktım. Mutfakta oturdum. Hatta bir gün balkona çıktım. Hasan izledi ama durdurmadı.
Alışıyorduk.
Alışmak, insanın kendine yaptığı en tehlikeli iyiliktir.
— Burası artık senin de evin, dedi bir akşam.
“Artık” kelimesi dikkatimi çekti.
Bir şey bitmiş gibi söylüyordu.
— Eskiden de evimdi, dedim.
— Sen sadece adını değiştirdin.
Gülümsedi. Yorgun ama gururlu.
— Güvendesin, dedi.
— Bunu herkes söyleyemez.
“Herkes.”
Bu kelimeyi seçmesi tesadüf değildi.
Hasan banyodayken telefonu masadaydı. Ekranı açıktı. Bildirim düştü. İsim yoktu. Sadece bir sembol. Siyah bir kartal.
Mesaj kısaydı:
“Mal hazır. Bu gece.”
Kalbim sıkıştı.
Ama yüzüm sakin kaldı.
Telefonu elime almadım. Sadece baktım. Hasan çıktığında yüzünde o tanıdık maske vardı. Güçlü. Soğuk. Kontrol onda.
— Dışarı çıkmam gerek, dedi.
— Bir iş.
— Gece mi? diye sordum.
— Bazı işler gündüz yapılmaz, dedi.
Bu cümleyi söylerken sesi değişti.
Hasan gitmişti. Yerine biri gelmişti.
— Ne işi? dedim.
Durdu. Bana baktı. Uzun uzun. İlk kez gözlerinde sevgi değil, uyarı vardı.
— Sorma, dedi.
— Bilmemek seni korur.
İşte o an anladım.
Bu sadece takıntılı bir adam değildi.
Bu, alışık olduğu düzeni evin içine taşımış biriydi.
— Hasan… dedim.
— Sen ne iş yapıyorsun?
Gülümsedi. Ama bu gülümseme sıcak değildi.
— İnsanlar bana “mafya” der, dedi sakinlikle.
— Ben iş derim.
Sanki hava soğudu.
— O zaman ben… dedim.
Sözümü bitiremedim.
— Sen farklısın, dedi hemen.
— Sen benim zaafımsın.
Zaaf.
Bu kelime, sevgiden daha tehlikelidir.
— Kimse seni aramazken,
— kimse sana dokunamaz, dedi.
— Bunu ben sağladım.
Boğazım düğümlendi.
Demek ki kazam… ölümüm…
Sadece bir kaçırma değil, bir örtmeydi.
— Ailem? diye sordum.
Bir an durdu.
— Acıları gerçek, dedi.
— Ama nedenleri… eksik.
Bu, bir itiraftı.
— Eğer ben gidersem? dedim.
Yaklaştı. Çok yaklaştı. Dokunmadı. Ama varlığı yetti.
— O zaman artık sadece kayıp olmazsın, dedi.
— Sorun olursun.
O gece Hasan çıktı. Kapıyı kilitlemedi.
Ama bu sefer özgür değildim.
Çünkü artık biliyordum:
Ben bir evde değil,
bir yapının içindeydim.
Ve bu yapıdan çıkmak,
sadece kaçmakla olmazdı.
Ben alışıyor gibi yapıyordum.
Ama aslında öğreniyordum.
Çünkü mafya,
en çok bildiğini sananları küçümser.
Ve ben,
artık hiçbir şey bilmeyen biri değildim.
