15. bölüm · KORİDORDA KALAN SES
14. Bölüm
Hasan’ın bedeni, zihninden önce pes etti.
Başta fark etmedi. Uykusuzluğu “kontrol” sandı. Titreyen ellerini “gerginlik.” Solgun yüzünü “yorgunluk.” Oysa beden yalan söylemez. Sadece daha sessiz konuşur.
Bir sabah kapıyı açtığında sendeledi. Eşiğe tutundu. Zincir boynunda sallandı, anahtar göğsüne çarpıp metal bir ses çıkardı. O sesi artık benden çok o duyuyordu.
— İyi misin? diye sordum.
Bu soru onu şaşırttı.
Benden beklemediği bir şefkatti.
— İyiyim, dedi hemen.
Ama sesi kalın değildi. Boğuktu.
Oturdu. Dizlerini ovuşturdu. Avuçlarının içi terliyordu. Su getirdim. İçti. Bardağı masaya bırakırken eli titredi.
— Çok uyumuyorsun, dedim.
— Gözlerin kızarmış.
— Sen uyurken ben buradayım, dedi.
— Güvende olman için.
— Güven, uykuyla ölçülmez, dedim.
— Sağlıkla ölçülür.
Kaşları çatıldı. Sonra gevşedi. Bu gevşeme, teslimiyet değildi; yorgunluktu.
Günler geçti. Çöküş hızlandı.
Merdivenleri ağır çıktı. Nefesi çabuk kesildi. Baş ağrılarından şikâyet etti. Işığa tahammülü azaldı. Bazen cümlelerini yarım bıraktı. Bazen aynı şeyi iki kez anlattı.
En kötüsü de şuydu:
Anahtarı daha sık tutmaya başladı.
Boynundaki zinciri avucuna alıyor, farkında olmadan sıkarak konuşuyordu. Metalin derisine bastığını görüyordum. Kızarıklık oluştu. İnce bir çizgi. Küçük ama inatçı.
— Zincir canını acıtıyor, dedim bir gün.
— Alışırım, dedi.
— Sen alıştın.
Bu cümle ağırdı.
Ama ben yüzüme yansıtmadım.
— Alışmak iyileşmek değildir, dedim.
— Sadece dayanmak.
O gün öğleden sonra başı döndü. Sandalyeye oturdu. Ellerini yüzüne kapadı. Omuzları çöktü. İlk kez onu küçük gördüm.
— Herkes bana bakıyor gibi, dedi.
— Sanki bir şey yapacakmışım gibi.
— Çünkü yapıyorsun, dedim sakinlikle.
— Kendini tüketiyorsun.
Bu kez itiraz etmedi.
Gece oldu. Işığı kapatmadı. Kanepeye uzandı. Boynundaki zincir yastığa sürtündü. Rahatsız oldu. Elini uzattı, zinciri çıkarmaya niyetlendi. Sonra durdu. Korku geri geldi.
— Sıla, dedi yorgun bir sesle.
— Burada olman… zor.
— Evet, dedim.
— Ama tek zorlanan ben değilim.
Gözlerini kapattı. Nefesi düzensizdi. Uyku ile uyanıklık arasında kaldı. Zincir hâlâ boynundaydı ama anahtarı tutmuyordu artık. Elinin altına kaymıştı. Serbestti.
O an içimde bir acele olmadı.
Çünkü çöküş, hızla değil, sessizlikle kazanılır.
Hasan’ın bedeni alarm veriyordu.
Zihni bunu bastırıyordu.
İkisi de yorulmuştu.
Ve yorgun bir beden,
en çok dikkatsizlik yapar.
Ben izledim.
Bekledim.
Çünkü bu çöküş,
kaçıştan önceki son eşikti.
