8. bölüm · Kolidorun Sonundaki Oda...

Kayıp Günlük

Radife Nur Kaya

"Henüz çok geç değil."
Ela'nın bu sözleri bütün gün kulaklarımda yankılandı.
Derslerde öğretmenlerin ne anlattığını bile dinleyemedim. Sürekli Beyza Abla'yı düşünüyordum.
Gerçekten izinli miydi?
Yoksa bize söylenmeyen başka bir şey mi olmuştu?
Okul çıkışında yurda döndüğümüzde hava kasvetliydi. Güneş olmasına rağmen gri bulutlar gökyüzünü tamamen kaplamıştı.
Yurdun kapısından içeri girer girmez garip bir sessizlik olduğunu fark ettim.
Normalde küçük sınıflardan gelen kahkahalar, televizyon odasındaki sesler ve mutfaktan gelen tabak çanak gürültüsü olurdu.
Bugün ise...
Hiçbir ses yoktu.
Sanki bütün bina nefesini tutmuştu.
Lina bana baktı.
"Bir tuhaflık var."
Ben de başımı salladım.
Tam o sırada Melis Hanım merdivenlerden indi.
Yüzü oldukça yorgundu.
"Herkes odasına çıksın. Akşam etüdü iptal edildi."
Nedenini soran olmadı.
Çünkü Melis Hanım'ın sesi hiç alışık olmadığımız kadar sertti.
...
Akşam yemeğinde Ela yine tek başınaydı.
Fakat bu kez önünde eski, kahverengi kapaklı bir defter vardı.
Kimseye göstermemeye çalışıyordu.
Sayfalarını çevirirken bir fotoğraf yere düştü.
Fotoğrafı almak için eğildiğim anda Ela benden daha hızlı davrandı.
Fotoğrafı cebine koydu.
"Bana verir misin?" dedim.
"Neden?"
"Sadece baktım."
"O halde bakmayı bırak."
Sesinde öfke yoktu.
Aksine fazlasıyla sakindi.
Bu sakinlik beni daha çok korkutuyordu.
...
O gece odada sohbet ederken Meryem bir şey hatırladı.
"Geçen yıl burada kalan kuzenim bir şey anlatmıştı."
Ben ve Lina aynı anda ona döndük.
"Ne anlatmıştı?"
"Koridorun sonundaki odanın eskiden depo olmadığını söylemişti."
"O zaman neymiş?"
"Bilmiyorum. Kuzenim anlatırken yurttaki görevli gelip susturmuş."
"Başka bir şey?"
"Bir günlükten bahsetmişti."
"Günlük mü?"
"Evet. Eski bir öğrenciye aitmiş."
İçimde garip bir merak oluştu.
Acaba Ela'nın elindeki defter...
O günlük olabilir miydi?
...
Gece saat bire doğru yine uyuyamadım.
Su içmek için sessizce odadan çıktım.
Koridor bomboştu.
Tam mutfağa doğru yürürken kütüphanenin kapısının aralık olduğunu gördüm.
Oysa yatmadan önce kilitlenirdi.
Merakıma yenildim.
Kapıyı hafifçe ittim.
Eski kitap kokusu yüzüme çarptı.
Ay ışığı rafların arasına vuruyordu.
Bir anda arka taraftan sayfa çevirme sesi geldi.
Hemen eğilip rafın arkasına saklandım.
Birisi kitap okuyordu.
Yavaşça baktığımda Ela'yı gördüm.
Masaya oturmuştu.
Önünde yine aynı kahverengi defter vardı.
Sayfaları tek tek çeviriyor, bazen de bir şeyler yazıyordu.
Bir süre sonra fısıldamaya başladı.
"Seni unutmadım..."
Sonra durdu.
"Söz vermiştim."
Kiminle konuşuyordu?
Odada ondan başka kimse yoktu.
Tam bunu düşünürken Ela aniden başını kaldırdı.
Doğrudan saklandığım rafa baktı.
Nefesimi tuttum.
Beni görmüş olabilir miydi?
Ayağa kalktı.
Yavaş adımlarla bana doğru yürümeye başladı.
Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki sesini duyacak sandım.
Adımları gittikçe yaklaşıyordu.
Bir metre...
Yarım metre...
Tam rafın köşesine geldiğinde kütüphanenin ışıkları bir anda söndü.
Her yer karanlığa gömüldü.
Korkudan kıpırdayamadım.
Birkaç saniye sonra acil durum lambaları yandı.
Ela ortada yoktu.
Masaya baktım.
Defter de kaybolmuştu.
Sanki birkaç saniye içinde hiç orada bulunmamış gibiydi.
Tam kütüphaneden çıkacakken masanın üzerinde katlanmış küçük bir kâğıt fark ettim.
Titreyen ellerimle açtım.
Üzerinde yalnızca şu yazıyordu:
"Gerçek bazen en sessiz kişide saklıdır."
O an arkamdaki raflardan birinin arasından çok hafif bir fısıltı duydum.
"Ada..."
Yavaşça arkamı döndüm.
Kimse yoktu.
Ama kitaplardan biri, kendi kendine raftan aşağı düşmüştü...