5.bölüm

Vaveyla Yazarı: Mermaid N

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 5.bölüm

Elimdeki hastane raporunun sararmış kâğıdı parmaklarımın arasında hışırdayıp duruyordu.
Gözlerim aynı iki satırın üzerinde kaç kez gidip geldi bilmiyorum. Babamın bana yıllardır anlattığı o yüksek ateş yüzünden havale geçirdin masalı, hastane arşivinin resmi mührü altında tek bir cümleyle ezilip gitmişti.
Fiziksel travmaya bağlı bilinç kaybı ve kol bölgesinde kesici alet yaralanması.
Ne havale vardı raporda ne de yüksek ateş.
Geriye doğru iki adım atıp yatağın kenarına iliştim. Odanın içindeki hava bir anda çekilmiş gibiydi. Göğsüm sıkışıyordu ama öyle kitaplarda yazdığı gibi kalbim duracak gibi falan değildi. Sadece derinden bir nefes almaya çalışıyor ama başaramıyordum. Midem bulanıyordu. Birilerinin bana yıllarca gözümün içine bakarak yalan söylediğini resmi bir kâğıtta görmek insanın gururunu canından daha çok yakıyordu.
Bu kâğıdı buraya kim koymuştu. Kitabın arasına, tam da benim görebileceğim bir yere... Beni bu eve geri getiren o gizemli mesajların sahibi miydi bu. Yoksa evdekilerden biri benimle dalga mı geçiyordu.
Kâğıdı özenle katlayıp hırkamın iç cebine sakladım. Odada daha fazla kalırsam tavan üzerime çökecekti. Kapıyı yavaşça açıp koridora çıktım.
Ev ölüm gibi sessizdi. Reşat Haznedar’ın şirkete gitmek üzere evden çıkışının üzerinden bir saat bile geçmemişti ama adamın varlığı bir hayalet gibi hâlâ koridorlarda dolaşıyordu. Duvarlardaki pahalı tablolar, cilalı ahşap parkeler, köşe başlarındaki antikalar... Her şey o kadar kusursuz ve o kadar soğuktu ki. Bodrum katındaki o rutubetli stüdyo daireyi düşündüm bir an. Oradaki kırık dökük masayı, pencereden giren sokak lambasının sarı ışığını... Orası çirkin bir delikti belki ama en azından gerçekti.
Merdivenlerden aşağı inerken mutfaktan gelen hafif tıkırtıları duydum.
Aşağı inip inmemek arasında gidip geldim ama karnımın açlıktan kazınması beni mutfağa doğru sürükledi. Dün geceden beri kursağımdan tek bir lokma geçmemişti.
Mutfağın geniş cam kapısından içeri adımı attığımda Rüzgar’ı tezgahın üstüne oturmuş buldum. Elinde bir elma vardı, cebinden çıkardığı küçük bir çakıyla elmadan ince dilimler kesip ağzına atıyordu. Kulaklığının teki kulağındaydı, diğer teki omzundan aşağı sarkıyordu.
Beni görünce elmayı kestiği çakıyı havada hafifçe salladı.
“Ooo, kaçak prenses uyanmış” dedi yüzüne yerleştirdiği o her zamanki alaycı gülüşle. “Yüzün yine kireç gibi. Bu ev seni pekiştirmemiş, babamın havası yaramıyor sana.”
Cevap vermedim. Tezgahın kenarındaki sürahiye uzanıp bir bardağa su doldurdum. Bardağı tutarken ellerimin titrememesine gayret ediyordum ama Rüzgar’ın gözleri bir anlığına parmaklarıma takıldı.
“Çok üstüne geliyor değil mi” dedi birden.
Sesinde ilk defa o cıvık, umursamaz ton yoktu. Başımı sudan kaldırıp ona baktım. Çakıyı kapatıp cebine attı, tezgahtan aşağı kayıp tam karşıma geçti.
“Kim” diye sordum, sesimin düz çıkmasına çalışarak.
“Babam işte” dedi omuz silkerek. “Geldiğinden beri sanki üzerinden kamyon geçmiş gibisin Arin. Bu evde yaşamak zordur ama alışmış olman gerekirdi. İki ay dışarıda kalınca bünyen unutmuş tabii”
“Sen alışabildin mi Rüzga”diye sordum gözlerinin içine bakarak. “Seni bu eve getirdiğinde kaç yaşındaydın. Sen gerçekten buraya ait olduğunu hissediyor musun”
Sorum karşısında yüzündeki o sahte neşe maskesi bir anlığına düşer gibi oldu. Gözlerinde derin bir şey çaktı ama saniyesinde toparlandı. Tekrar o gamsız çocuk rolüne büründü.
”Ben her yere ait olurum güzelim” dedi elmasından bir ısırık alırken. “Yeter ki müzik olsun kafam rahat olsun. Sana da tavsiye ederim. Fazla kurcalama bu evi. Duvarların bile kulağı var burada. Hatta duvarların hafızası var.”
Mutfaktan çıkıp giderken arkasından bakakaldım. Duvarların hafızası var. Ne demek istemişti şimdi bu. Beni uyarıyor muymuş yoksa mesajları atan kişinin kendisi olduğunu mu ima ediyordu.
Elimdeki su bardağını tezgaha bıraktım. Artık susamamıştım.
Salona doğru yürürken geniş bahçeye açılan cam kapının önünde Karan’ı gördüm. Üzerinde siyah bir tişört vardı, kollarını göğsünde birleştirmiş dışarıdaki kasvetli havayı izliyordu. Onu ne zaman görsem sanki omzunda dünyayı taşıyormuş gibi bir ağırlık vardı üzerinde.
Beni fark ettiğinde dönüp bakmadı bile. Camdaki yansımamdan beni izlediğini biliyordum.
“Ateş’in odasının etrafında dolanmayı bırak”dedi soğuk bir sesle.
Duraksadım. “Ne”
Duyduğunu biliyorum derken bana doğru döndü. Gözleri kapkaraydı. “Ateş bu evdeki hiçbir şeye benzemez Arin. O kendi dünyasında yaşar. Onu kurcalarsan, onun bilgisayarlarına ya da odasına burnunu sokarsan, babamın sana yapacağından çok daha fazlasıyla karşılaşırsın”
“Ben kimseden bir şey gizlemiyorum Karan dedim çenemi dikleştirerek. Ama siz hepiniz benden bir şeyler gizliyorsunuz. Yıllardır bu evde üvey kardeş gibi değil de birbirinin açığını arayan düşmanlar gibi yaşıyoruz. Bıktım artık”
Karan bana doğru iki adım attı. Aradaki mesafe kısaldıkça gölgesi üzerime çöktü.
“Düşman değiliz dedi alçak ama sert bir sesle. Sadece bu evde hayatta kalmayı öğrenmiş insanlarız. Ve hayatta kalmanın ilk kuralı Reşat Haznedar’ın geçmişini kurcalamamaktır. Eğer o hastane raporunu veya başka şeyleri arıyorsan...”
Lafını pat diye kesmesiyle kalbim boğazıma geldi.
Hastane raporunu biliyordu.
”Sen” dedim sesim kısılarak. “O raporu odama sen mi koydun”
Karan’ın yüzünde hiçbir duygu kırıntısı belirmedi. Sadece gözlerini hafifçe kıstı.
“Ben sana sadece bir şey diyorum Arin dedi geriye çekilerek. O evden kaçtı Keşke arkana bile bakmadan gitseydin. Geri dönmekle kendi ipini kendin çektin. Şimdi kimden ne mesaj alıyorsan al, o telefona cevap verme”
Arkasını dönüp merdivenlere doğru yürüdü.
Öylece durup gidişini izledim. Karan rapordan haberdardı. Mesajlardan haberdardı.
Peki beni korumaya mı çalışıyordu yoksa beni bu evin içinde bir tuzağa mı çekiyordu.
Hızla üst kata, kendi odama çıktım. Kapıyı arkamdan kapatıp kilitledim. Banyo dolabına sakladığım o eski telefonu çıkardım.
Ekran karanlıktı.
Yatağın üzerine oturdum. Telefonu iki elimle sıkıca tutuyordum. Kalbimin güm güm atışı kulağımda yankılanıyordu. Dakikalar geçti. Dışarıda rüzgâr pencere pervazlarını zorluyor, gri bulutlar havanın daha da kararmasına sebep oluyordu.
Ve sonra... Avucumun içindeki cihaz titredi.
Bir kez. Kısa ve tok.
Nefesimi tutup ekranı açtım. Aynı gizemli numara.
“Raporu buldun”
Parmağım klavyenin üzerinde titredi. Hızla yazmaya başladım.
“Sen kimsin. Karan mısın. Ateş mi. Benden ne istiyorsunuz, çıldıracağım artık”
Gönder tuşuna bastım. Cevap saniyeler içinde geldi.
“Ben senin bu evdeki tek gerçeğinim Arin. Karan seni koruduğunu sanıyor ama babanın ne kadar ileri gidebileceğini henüz o bile bilmiyor. O rapordaki tarih... 14 Kasım. O gece baban anneni kaybettiğinde, seni de o hastane odasında tek başına bıraktı. Çünkü senin yüzüne baktığında kendi başarısızlığını görüyordu”
Gözlerimden bir damla yaş yanağıma süzüldü. Hızla sildim.
Bana ne olduğunu anlat diye yazdım. Bana gerçeği söyle artık.
Ekran bir süre sessiz kaldı. Üç noktanın yanıp sönmesini izledim. Her saniye bir ömür gibi geldi.
Sonra yeni bir mesaj düştü ekrana.
“Bu gece saat tam iki Reşat uykudayken evin arka bahçesindeki eski seraya gel. Sana babanın o gece neyi örttüğünü, annenin aslında nasıl öldüğünü ve o vanilya kokulu kremin sahibini göstereceğim. Tek gel. Biri duyarsa bu şansı bir daha asla bulamazsı”
Telefonun ekranı karardı.
Odanın ortasında elimde telefonla öylece kalakaldım
Saat akşamın altısıydı. Gece yarısına sekiz saat vardı
O arka bahçedeki sera... Çocukluğumdan beri kapısı kilitli duran, camları sarmaşıklarla kaplanmış, babamın girmemi kesinlikle yasakladığı o karanlık yapı.
Dışarıda yağmur ince ince yağmaya başlamıştı. Damlaların cama vurma sesi odanın içindeki tek sesti.
İçimdeki bir ses gitme bu bir tuzak diyordu. Karan’ın dediğini yap, telefonu at ve kaç.
Ama içimdeki diğer ses yıllardır yalanlarla beslenen, gerçek adı bile elinden alınmış olan o 17 yaşındaki kızın sesi daha gür bağırıyordu.
Bu gece o seraya gidecektim.
Çünkü bir yalanın içinde ölmektense, gerçeğin yüzünden vurulmak daha iyidir.
5.bölüm sonu🤍🫶