1.BÖLÜM CAMDA KALAN GÖZLER

Vaveyla Yazarı: Asvera Land

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 1.BÖLÜM CAMDA KALAN GÖZLER

SELAMLAR CANISILAR BEN GELDİM. ÖZLEDİNİZ Mİ BENİ BAKIYIM? HADİ SİZE İYİ OKUMALAR🤍

BİR DAKİKA

:)

BİR DAKİKA

:)

BENİ TAKİP ETMEDEN NEREYE

:)

@asveraland

:)

TAKİP ETTİN İNŞALLAH

:)

ETTİYSEN OKU BAKAYIM AMA BEĞEN VE YORUMDA YAP CANISI O KADAR EMEK VERDİK😁

"Kaldı işte;
Çayımız bardakta..
Çocukluğumuz sokaklarda..
Mutluluğumuz kursağımızda..
Sevdiklerimiz uzaklarda..
Gülüşlerimiz fotoğraflarda..."
Nazım Hikmet

🎶 Yalın-Küçücüğüm🎶

1. BÖLÜM CAMDA KALAN GÖZLER

23 Yıl Önce
Diyarbakır / 4 Kasım 2000

İzgi evin içinde kardeşi Asena'yı yakalamak için koşturuyordu. Asena, İzgi'nin kendi yazdığı şiir defterini yırtmıştı. "Buraya gel Asena Tuna! O defteri sana yedireceğim!" diye bağırdı. Ama Asena, kahkahalar atarak ablasından kaçıyordu. "Yakalayamazsın beni!" diye çığırırken bir anda en büyük abisi Tunay'a çarptı.

Tunay, küçük kardeşini durdurdu ve eğilerek "İyi misin abicim?" diye sordu. 11 yaşında olan Tunay, evin ilk çocuğuydu ve 5. sınıfa gidiyordu. Asena, abisinin yanağına sulu bir öpücük kondurup "Beni ablamdan korursan iyi olurum," dedi ve mavi gözlerini onun siyah gözlerine kilitledi. Tunay, kardeşinin süt dökmüş kedi gibi bakan gözlerine küçük bir kahkaha attı ve "Söyle bakayım, yine bizim deliyi nasıl sinirlendirdin?" dedi. Asena başını sol omzuna eğerek, mahcup bir gülümsemeyle "Ablamın şiir defterini yırtmış olabilirim," dedi. Tunay şaşkın bir ifadeyle "Yandın o zaman, ablan seni gebertir," diyerek ayağa kalktı. Yaşına göre oldukça uzun ve yapılı bir çocuktu.

Asena hemen abisinin bacağına sarıldı, "Abi koru beni lütfen! Noğlarsın koru beni noğlarrrrrr!" diyerek sesiyle evin her köşesini doldurdu. Dört 8yaşında olan Asena, şımarıklığı çok severdi. Siyah saçları dağınık, maviş gözleri ise her an ağlamaya hazır gibiydi. Tunay, kardeşinin bu haline dayanamayarak "Tamam küçük maviş, yatağımın altına saklan," dedi. Asena sevinçle abisinin odasına koşturdu.

Tunay salona geçtiğinde, İzgi'nin salonu karış karış aradığını gördü. "Ne yapıyorsun İzgi?" diye sordu. Abisinin geldiğini bile fark etmeyen İzgi, orman yeşili gözlerini ona çevirip "Asena'yı gördün mü abi?" dedi. Tunay hiçbir şey olmamış gibi "Hayır, görmedim. Ne oldu ki?" diye sordu. İzgi burnundan soluyarak, "Şiir defterimi yırtmış..." dedi, sesi kederliydi. O defter onun için çok kıymetliydi. İçindeki şiirleri babası ve dedesiyle birlikte yazmıştı. Tunay omzunu silkip "Yine yazarsın babamla ve dedemle," dedi. İzgi gözlerini abisinin gözlerine dikti, "Yazarız değil mi abi?" diye sordu safça. Tunay açık kumral saçlarını karıştırarak "Yazarsın ama Asena tekrar yırtar," dedi. İzgi gülmeye başladı, "Yırtsın, babamla ve dedemle tekrar yazarız," dedi. Nereden bilebilirdi bir daha yazamayacağını...

İzgi, abisinin saçını karıştırmasından huylanıp "Abi çeksene elini, huylanıyorum," dedi ama Tunay karıştırmaya devam etti. "Çek elini ya!" diye bu kez cırlayarak bağırdı. Mutfaktan anneannelerinin sesi yükseldi: "Ne oluyi orda?" Rize şivesiyle konuşuyordu. "Anneanne, abim saçımı karıştırıyor!" diye bağırdı İzgi. Nazife nine hemen seslendi: "Tunay, bırak ula kizu!" Tunay elini çekip "Tamam ya, yemedik torununu," dedi. Nazife'nin cevabı gecikmedi, elindeki terlik Tunay'a doğru fırladı. Tunay son anda eğilerek terlikten kurtuldu. "Dilun yine çok konişmaya başladu Tunay," dedi Nazife. Başında siyah, uçları pullu tülbenti, üzerinde pembe çiçekli bir etek ve siyah bluz ile tam bir Karadeniz kadınıydı. Mutfak önlüğüyle evin sultanı gibiydi.

İzgi alaycı bir kahkaha attı. Anneannesine yanaşıp, "Anneanne, dışarı çıkayım mı? Vallahi bunaldım evde," dedi. Orman yeşili gözlerini kırpıştırarak şirinlik yaptı. "Hadi anneannem, verirsin izni. Mengü'yle oynayacağım." Saat altıya gelmişti ve hava serinlemişti. Nazife bu nedenle "Olmaz, İzgi," dedi. İzgi suratını astı. "Ama anneanne..." deyince, Nazife şefkatle ama kararlılıkla, "Ama anneanne dema baa. Geç oldi saat, kizum," dedi. İzgi iyice suratını düşürdü.

Nazife onun moralinin bozulduğunu görünce eğildi ve orman yeşili gözlerini onun gözleriyle buluşturdu. "Ama kizum, şimdu nananla baban gelecek. Hem akşama Mengügiller gelecek," dedi. İzgi hem tebessüm etti hem de yüzünü buruşturdu. "Pars da gelecek mi anneanne?" diye sordu. Pars, Mengü'nün abisiydi. İzgi ondan pek hoşlanmazdı. Pars'ın tam ismi Uraz Pars'tı.

Nazife, torununa gözlerini kısıp bakarak, "O da gelur. Hem sen de bakayum baa, sen o çocuktan neden hoşlanmayusun?" diye sordu. İzgi yüzünü buruşturarak, "Anneanne, başlıyor yine: 'Bana abi diyeceksin, bana abi diyeceksin' diye..." dedi. Nazife, torunun haline gülerek, "Ama o senun abin ballim," dedi. İzgi omuz silkerek, "O Mengü'nün abisi, benim değil," diye inat etti. Pars'tan hiç hoşlanmıyordu. O yüzden Mengü'yle bir olup sürekli Pars'a bulaşıyorlardı.

Tam o sırada odadan Asena'nın ikizi Atahan'ın sesi duyuldu. "Saçımı çekme Tuna!" diye bağırıyordu. Ardından sinirle ekledi: "Sen de Anka ablamın okuma kitabını aldığımı niye söyledin ablama!" diye cırladı resmen. Hemen ardından Tunay'ın ikizi Tomris Anka'nın sesi duyuldu: "Asena, bana öyle bir şey yaptım deme," dedi tehditkâr bir tonla. Asena Tuna ise karşılık verdi: "Yaptım bile!" Ardından evin içinde kaçmaya başladı, saklanacak bir yer arıyordu.

İzgi Bike'nin morali bozulmuştu ama belli etmemeye çalışarak balkona doğru yürüdü. Dedesi, Albay Seyfettin Çakaloğlu, sandalyesine yaslanmış dışarıyı izliyordu. Sanki iki evladını da göreve göndermemiş gibi bir sakinlik vardı bakışlarında. Herkes akşam Eren ve Akay'ın geleceğini sanıyordu ama bir tek Seyfettin Çakaloğlu onların göreve gittiğini biliyordu. Kızı Akay, "Ben asker olacağım," dediğinde karşı çıkmıştı. Nazife ile birlikte, Akay'ı bu fikrinden vazgeçirmeye çalışmışlardı, ama nafile... Akay, "Ne derse desin, ben bu yoldayım," demişti. Seyfettin Çakaloğlu, kızıyla arasının bozulmaması için kabullenmişti sonunda. Akay, onların ilk çocuğuydu ve kardeşlerine adeta ikinci annelik yapmıştı.

İzgi Bike, dedesinin yanındaki sandalyeye ağır adımlarla yürüyüp oturdu. Seyfettin Çakaloğlu, başını çevirince, torununun hüzünlü bir şekilde dışarıya baktığını fark etti. İzgi'nin yapısı böyleydi; çoğu zaman sessiz ve biraz kırgın olurdu. Pek çok kişi bunun nedenini bilmezdi ama dedesi biliyordu: İzgi'nin hüznünün temelinde annesi ve babası vardı. Her ne kadar onların asker olmasıyla gurur duysa da, içindeki eksiklik hissi büyüktü. O tamamlanamayan anne ve baba sevgisi, yüreğinin derinliklerine çöreklenmişti. Lojmanda kalıyorlardı ve aynı kaderi paylaşan arkadaşları vardı. Babaları şehit olan çocuklara gider, onlara moral vermeye çalışırdı. Bu da onun güçlü yönüydü; kendi kırıklarını sararken başkalarına umut olmayı seçmişti.

Seyfettin Çakaloğlu gözlerini tekrar karşıya çevirdi. İzgi de aynı şekilde bakmaya devam etti. Ne dedesi konuştu ne de torunu. Sanki başka bir şey yapmaya gerek yokmuş gibi, sadece oturup susarak baktılar uzaklara. Bu, onların paylaştığı sessiz bir anlayıştı.

En sonunda Seyfettin Çakaloğlu'nun sesi duyuldu. "Niye üzgünsün, orman gözlüm?" diye sordu. Ne kadar disiplinli bir adam olsa da, torunlarının yanında yüreği hep yumuşardı. İzgi, dudaklarını büzerek, "Annemle babam göreve gitti, değil mi dede?" diye sordu. Kalbinde, tanımlayamadığı bir ağrı vardı. Sanki kalbinin üzerine görünmeyen bir taş konulmuş gibiydi. İçini anlamlandıramadığı bir korku kaplamıştı. Belki de bir şey olmuştu... Ya da olacaktı... Hissediyordu.

Seyfettin Çakaloğlu cevap veremedi. Ne diyebilirdi ki? "Anne ve babanı ölüme gönderdim," mi deseydi?

Seyfettin Çakaloğlu gözlerini karşıdan ayırmadan, "Biliyor musun orman gözlüm, annen 'asker olacağım' dediğinde karşı çıkmıştım," diyerek söze başladı. İzgi, merakla dedesine döndü. Gözleri kocaman açılmıştı. "Neden karşı çıktın?" diye sordu. Seyfettin Çakaloğlu'nun dudaklarında hafif bir tebessüm oluştu. "Korktum kızım... çocuğumun ölmesinden korktum."

İzgi de korkuyordu. Annesiz, babasız kalmaktan çok korkuyordu. Sessizce, "Ama Günay dayım ve Kutay dayım da asker dede," diye sordu. İzgi'nin sadece iki dayısı vardı ve ikisi de askerdi.

Seyfettin Çakaloğlu iç çekerek başını salladı. "Akay benim ilk çocuğum. Ben onunla tattım babalığı. Onunla tattım kız babası olmayı. Ben Akay'da her şeyi tattım, orman gözlüm. Benim ilk göz ağrım..." dedi. İzgi bu sözlere karşılık vermedi. Dedesinin duygularını hissediyordu, anlayışla sustu.

Kapı üç kere tıklatılınca İzgi, bir anda yerinden fırladı. Mutfak balkonunun karşısındaki dış kapıya koşarken, "Ben bakarım!" demeyi ihmal etmedi. Kapıyı açtığında karşılarında komşuları Neşe teyzesi, kendisinden pek haz etmediği Uraz Pars, en yakın arkadaşı Mengü Bala ve kardeşleri Kürşat Ata ile Umay Büge'yi gördü. Neşe teyzesini görünce yüzü gülümsedi... ta ki Pars'ı görene kadar. Onu görünce bir anda suratı asıldı, gözleriyle sinirini belli etti.

Arkadan, ellerini havluya silerek mutfaktan gelen Nazife seslendi: "Hoş geldunuz, içeriye geçun yavrum. Kapunun dışında kaldunuz." Neşe, siyah saçlarını peştemalle toplamış, çiçekli uzun bir elbise giymişti. Ela gözleriyle Nazife'ye bakarken gülümsedi: "Rahatsızlık vermeyelim, Nazife teyze." Nazife'nin kaşları bir anda çatıldı: "Ne rahatsuzluğu kızum, hadi geçun içeriye."

Neşe tebessümle içeri girip Nazife'nin elini öptü. Ardından Pars geldi. Onu gören İzgi'nin yüzü iyice ekşidi. Bike, Pars'a ters ters bakarken, Pars onun saçlarını karıştırıp, "N'aber ufaklık?" dedi. Bike hiç beklemeden cevabı yapıştırdı: "Sensin be ufaklık!"

Nazife, hemen duruma müdahale etti, terliğini alıp hafifçe sallarken, "Kızum!" diye uyarıda bulundu. Ama Bike'nin inadı Karadeniz inadına benziyordu. Terlikten ustalıkla kaçtı ve omuz silkerek yerine geçti. Pars ise Nazife'ye dönüp gülümsedi: "Bikenin bu hallerine alışığım ben, Nazife nine," dedi açıklama yaparcasına. Bike, arkasından mimik yaparak Pars'ın taklidini yapınca Mengü kahkahayı patlattı. Bike hemen gözlerini ona dikti ama Mengü gülmeye devam ediyordu. Ağzını eliyle kapatarak onu susturmaya çalıştı.

"Yahu kızım, bütün gülmelerini bu ana mı sakladın?" diye sitem ederken, Mengü'nün ağzını kapadığı için sadece boğuk boğuk sesler çıkıyordu. Bike, sonunda elini çekince Mengü derin nefesler alarak kendine gelmeye çalıştı ama hâlâ gülüyordu.

Bike içten bir iç çekti. Arkadaşının bu neşesine karşı koyamıyordu. Mengü, konuşmaya çalışsa da aralarda hâlâ kıkırdamaktan kendini alamıyordu. Bike, onun omzundan hafifçe iterek, "Yürü, yürü hadi salona," dedi. Mengü hem gülüyor hem de bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Bike, "Ayy Mengü, gül de öyle konuş," diye isyan etti. Salondaki koltuklara geçip oturdular. Bike, arkadaşının yanına oturdu. Karşılarındaki üçlü koltukta Pars oturuyordu. Yanında ise Neşe ile sohbet eden Nazife vardı.

Bike, Pars'a ters ters bakarken kaşlarını kaldırıp "ne var" dercesine başını salladı. Pars'ın dudaklarında alaycı bir tebessüm belirdi. "Ee Bike, nasılsın abicim?" diye sordu. Bike kısık bir sesle, dişlerini sıkarak, "Abicimmiş... abin batsın," dedi. Mengü kahkahayı zor tutuyordu. Bike onun bacağını hafifçe cimcikleyince Mengü gülmeyi kesti ama bu kez de acıdan kıvrandı.

"Sen benim abim filan değilsin!" diye diretti Bike, kaşlarını çatmıştı. Pars da geri adım atmıyordu. "Abinim ben senin!" diye ısrar etti. Bike sert bir sesle, "Değilsin! Seninle aynı sınıfa gidiyorum, büyük falan değilsin!" dedi. Pars hafif alaycı bir ifadeyle, "Ama ben 8 yaşındayım, sen 6 yaşındasın," diye karşılık verdi. Bike hemen yanıt verdi: "Ama ikimiz de 2. sınıfa gidiyoruz!" Pars omuz silkerek, "Seni erken yazdırmışlar," dedi. Bike bu cevaptan sonra susmuş ama ters ters bakmaya devam etmişti.

Aralarındaki gerginlik gün geçtikçe artıyordu. İkisi de birbirine karşı savaş hazırlığındaydı. Yemek yendi, sohbet edildi ama Bike'nin Pars'a olan nefreti azalmadı. Belki de hiç bitmeyecekti. Akşam yemeği sofrasında Seyfettin Çakaloğlu baş köşedeydi. Pars ve Bike yine karşı karşıya gelmişti. Bike çorbasını içerken orman yeşili gözleriyle Pars'ın ela harelerine öfkeyle bakıyordu. Mengü sessizce çorbasını içerken, Anka neredeyse görünmez bir ruh gibi takılıyordu. Tunay sadece yemeğine odaklanmıştı.

Asena ve Umay ise çorbalarını içerken birbirlerine kıkır kıkır gülüyorlardı. Kürşat ve Atahan onları yabancı gibi izliyordu. Nazife Neşe'ye bir şeyler anlatıyordu. Ancak sofranın en belirgin hâli, Pars ile Bike'nin birbirine nefret dolu bakışlarıydı. Bu nefret dolu bakışlar uzun süre ikisi de görmeyecekti...

YAZAR İNSTAGRAM HESABI:Asveraninbooklari
BİR ZAHMET İNTAGRAM SAYFALARIMI DA TAKİP ET CANISI. Bi DAHA Kİ BÖLÜMDE GÖRÜŞENE KADAR KENDİNE İYİ BAK KUKULETA🌸💛

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

36okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.