19. bölüm · KIRILDIĞIM YERDE KALDIM
Ayeong — Bölüm 3: Kan ve Kırılma
—— Kaçış
Ayeong, Reina’nın son sözlerini kulaklarında taşıyarak barda yürüdü:
“…bu kez seni yalnız bırakmayacağım.”
Sözler hâlâ yankılanıyordu ama Ayeong’un içi boştu. Bir nefes aldı, kafasını salladı ve kendini dışarı attı.
Hızlı adımlarla sokağa çıktı. Reina arkasından bakakaldı.
Taksiye bindi, şoföre yalnızca “Eve” dedi.Arabada elleri titriyordu, bakışları camın buğusuna takılı kaldı.
Kendi kendine fısıldadı:
“Dayanabilirim… dayanmak zorundayım…”
Eve vardığında kapıyı açtı. Minji oradaydı, endişeyle bakıyordu:
“Ayeong! Ne oldu? Neredeydin?”
Ayeong cevap vermedi. Sadece hızlı adımlarla banyoya yöneldi ve kapıyı sertçe kapattı.
Minji arkasında:
“Ayeong! Lütfen konuş!”
Ama kapı kilitliydi. Ayeong’un elleri hâlâ titriyordu. Sinir ve çaresizlik içinde, aynaya doğru yürüdü. Kendi yansımasına bakarken, gözleri dolu doluydu.
Birden yumruğunu kaldırdı. Aynaya vurdu.Cam kırıldı. Kan parmaklarından aktı.Ama Ayeong durmadı. Defalarca karışan aynaya vurdu. Her kırılan cam parçası, içindeki öfkeyi, çaresizliği ve kırılmışlığı temsil ediyordu.
Minji dışarıdan çırpınarak bağırıyordu:
“Ayeong! Dur! Kendine zarar veriyorsun!”
Ama Ayeong gözlerini kapatıp tekrar yumruğunu kaldırdı. Kan her yana sıçradı.Tam o sırada kapı çaldı. Ayeong bir an durdu ve dizlerine çöktü
Minji bağırdı:
“Hyunmin! Jisoo!”
Hyunmin ve Jisoo kapının önündeydi.Hyunmin hızlıca banyo kapısına yöneldi ve kapıyı kırdı.
İçeri girdiğinde gözlerine inanamadı. Ayeong yerde, kan içinde, cam parçalarının arasında oturuyordu. Minji çaresizce ağlıyordu içeri girmek istemişti ama Jisoo onu sıkıca tuttu, çünkü her yer cam parçalarıyla doluydu.
Hyunmin hızla diz çöktü. Yerdeki havluyu aldı ve kanı durdurmaya çalıştı. Ayeong hâlâ şoktaydı, gözleri bulanık, nefesi hızlı. Hyunmin onu kucakladı, vücudunu sıkıca sardı, sanki onu kaybetmeyecekmiş gibi.
Hyunmin yavaşça Ayeong’u kucaklayarak salona taşıdı. Minji ve Jisoo arkasında destek olmaya çalıştı, sessizlik hâkimdi.Kan izleri ve cam kırıkları arasında Ayeong hâlâ kendine gelememişti.
Hyunmin fısıldadı:
“Tamam, artık kendine gelmelisin.”
Minji ve Jisoo, Ayeong’un nefes alıp vermesini izlerken, derin bir rahatlama hissetti.
Ama herkesin aklında tek bir soru vardı:
“O kadar şeyin ardından Ayeong’a başka bir zarar geldi mi? Ona ne olmuştu?”
Salonda sessizlik vardı. Herkesin gözleri Ayeong’daydı, ama kimse konuşmuyordu.Minji, Jisoo, Hyunmin… hepsi merakla bekliyordu.
Ayeong hâlâ koltukta oturuyor ve hâlâ sarsılmış bir hâldeydi. Bir ya dan eli kanamaya devam ediyor kanı durduramıyorlardı.
O anda telefonu ard arda çalmaya başladı. Bilinmeyen bir numara Japonca kelimelerle:
“Nerdesin?”“İyi misin?”“Ayeong… yanında olmama izin ver…”
Ayeong telefonu aldı. Parmakları hafif titriyordu. Cevap verdi, Japonca:
“Daijoubu… watashi wa daijoubu desu.”(Tamam… iyiyim.)
Hyunmin mesajları gördü, gözleri kısıldı.
“Bu kim, Ayeong? Kimden geliyor?”
Ayeong başını çevirdi, sessiz kaldı.Hyunmin daha sertleşti, adımını yaklaştırdı:
“Sen kimin yanındaydın? Biri sana bir şey mi yaptı?”
Ayeong hâlâ sessizdi, gözlerini yere dikmişti.Hyunmin daha da yaklaştı:
“Artık anlat! Her şeyi… Ne oldu, Ayeong?”
Ayeong başını hafifçe kaldırdı.
“Yeter artık… yeter!”
Bağırdı. Sesindeki öfke ve korku karışımı, salonu doldurdu. Hyunmin bir an geri çekildi ve sessizleşti.
Ayeong derin bir nefes aldı, titreyen elleriyle telefonu tekrar açtı ve mesajlara baktı.
“…Mizuno Reina…erken yaşta kluplerde çalışmaya başlamış 18 li yaşlarda beni doğurmuş. Ne kadarda tanıdık bir hikaye değil mi?” Dedi alaycı bir tavırla.
Hyunmin ekrana yaklaştı, şaşkın ve korkulu:
“Reina… senin annen mi?”
Ayeong başını salladı. Gözlerinde hem şaşkınlık hem de hafif bir huzur vardı.
“Evet… onunla buluştum. Bugün… karşılaştık…”
Jisoo ve Minji birbirine baktı, nefesleri kesildi. Hyunmin gözlerini ovuşturdu, anlamaya çalışıyor ama bir türlü kelimeleri bulamıyordu. Hyunmin titreyerek sordu:
“Ne demek buluştun? Onunla… şimdi her şey
açıklanacak mı?”
Ayeong sessiz kaldı bir an. Sonra hafifçe mırıldandı:
“Jiho’nun karanlığı… artık benimle değil. Ama annen… onunla yüzleşmem gerekiyordu.”
Minji ve Jisoo şokla birbirine baktı. Hyunmin, Ayeong’un yanına oturup omzuna elini koydu:
“Tamam… sakin ol, her şey yoluna girecek. Bize güven, Ayeong.”
Ayeong başını hafifçe salladı. Sessizlik odada derinleşti, ama herkes fark etti:
Artık gizem çözülüyordu, ama bundan sonra olacaklar… hâlâ belirsizdi…
——Geceyarısı
Akşam olmuştu.Dışarısı kararmış, sokak lambaları caddenin üzerinde titrek bir ışık bırakıyordu.
Hyunmin Ayeong’u kolundan destekleyerek arabaya götürdü.Ayeong hâlâ yorgundu; elini tutmak neredeyse imkânsızdı, gözleri yarı kapalıydı.
“Merak etme, Ayeong. Hemen halledeceğiz.”
Hyunmin sakin bir sesle fısıldadı.Ama içten içe kalbi hızlı atıyordu; hâlâ ne kadar zor durumda olduğunu görüyordu.
Hastaneye vardıklarında hemşireler hemen müdahale etti.Ayeong’un kesik eli için steril bandajlar hazırlandı.Hyunmin her an yanında durdu, onun gözlerine bakarak güven vermeye çalıştı.Ayeong sadece sessizce başını sallıyor, titreyen elleriyle bandajları tutuyordu.
Bu sırada Hyerim evin kapısını açtı.Jisoo karşısında duruyordu, hâlâ şok içindeydi
“Sen… neler oldu? Ayeong… onlarla karşılaştım gelirken çok kötüydü…”
Jisoo derin bir nefes aldı:
“Banyoda… aynaya yumruk atmış, elini kesmiş. Kan her yerdeydi..” ve Ayeong’un bugün yaşadıklarını da anlattı kısaca.
Hyerim sessiz kaldı, sadece başını salladı. İçten içe Ayeong’un durumunun ne kadar ağır olduğunu kavradı.
Hyunmin ve Ayeong eve vardıklarında, gece hâlâ sessizdi.Ayeong’u dikkatlice kanepeye oturttu, sıcak bir battaniye sardı.Yemek hazırdı; Hyunmin kendi elleriyle yemek tabağını hazırladı ve Ayeong’un önüne koydu.
“Yavaşça ye, Ayeong”
Ayeong sadece sessizce baktı, sonra küçük bir baş sallamayla onay verdi.Kaşlarını çatmadan, korkmadan, sadece bitkin bir şekilde çatalı aldı.
Hyerim mutfağa geçip sessizce kendi düşüncelerine daldı.Jisoo yanına geldi.
Salonda yemek yeme sessizliği hakimdi.Ayeong birkaç lokma aldı, gözleri hala yorgun ve dalgındı, ama artık güçlü durmak zorundaydı.
Hyunmin yavaşça elini tuttu, onu hafifçe sıktı ve fısıldadı:
“Her şey yolunda… şimdi iyisin, Ayeong. Ben buradayım.”
Ayeong küçük bir nefes aldı, gözlerindeki endişe biraz azaldı.İçten içe biliyordu ki, artık yanında güvenebileceği insanlar vardı…
— Okula Dönüş
Ertesi sabah, Ayeong ağır adımlarla okulun kapısından içeri girdi. Ellerinde hâlâ bandaj vardı. Amigo takımındaki kızlar ve arkadaşları, onu görünce hemen durdu. Şok ve endişe bir aradaydı.
“K… ne oldu? Elin…!” diye fısıldadılar.
Sooah hızla Ayeong’un yanına geldi, kolunu nazikçe tuttu:
“Hey… sakin ol. Her şey güzel olacak. Ama toparlanman lazım, ne kadar zor olduğunu biliyorum.”
Ayeong başını eğdi, gözlerindeki yorgunluk ve bitkinliği hissettirdi. Sooah devam etti:
“Ben babasız ve annesiz büyüdüm, hayatım o kadar zordu ki çok fazla yara aldım. Seni çok iyi anlıyorum.”
Ayeong Sooah’a sarıldı, gözlerini kapattı ve küçük bir rahatlama hissetti. Yanında birinin onu anladığını bilmek, kendini biraz olsun toparlamasını sağladı.
Ardından birlikte prova salonuna girdiler. Ayeong, elleri bandajlı olmasına rağmen adımlarını dikkatle attı. Müzik çalarken, hareketlerindeki kararlılık ve azim, geçmişin ağırlığını bir kenara bırakmaya başladığını gösteriyordu.
Sooah yanına gelip, gülümseyerek:
“Bak, hâlâ harika dans ediyorsun. Bir adım daha attın, Ayeong. Bu yeter.”
Ayeong derin bir nefes aldı, gözlerindeki kararlılık tekrar belirdi. Prova odasında adımlarını takip ederken, yanında olan güven ve destek onu yeniden güçlü kılıyordu.
— Beklenmedik Mesaj
Prova odasında adımlarını atarken, Ayeong’un telefonu sessizce titredi. Ekranda bilinmeyen bir numara vardı. Bir an tereddüt etti ama telefonu aldı. Mesaj geldi:
_Ayeong… genki desu ka? (Ayeong… iyi misin?)-
-Watashi wa koko ni iru… (Buradayım…)_
Ayeong gözlerini kısarak ekrana baktı. Mesajların Japon aksanıyla yazıldığı açıktı. İçini karmaşık bir his kapladı: hem şaşkın hem de huzursuzdu.
Sooah fark etti ve yanına eğildi:
“Bu kim, Ayeong? Bir sorun mu var?”
Ayeong telefonu sessizce kapattı ve başını salladı:
“Sadece… bir hatıra. Bir anlık. Ama kontrolümdeyim.”
Sooah şüpheyle baksa da, Ayeong’un kararlı duruşu onu biraz sakinleştirdi. Ancak mesajların getirdiği soğuk rüzgar, prova odasındaki sıcaklığı bile kesmişti.
Bir süre sessizlik vardı. Ayeong hareketlerine odaklandı, ama zihninde Reina’nın sesi yankılanıyordu:
“…bu kez seni yalnız bırakmayacağım.”
Prova odasının kapısında bir gölge durdu; Ayeong fark etmeden, Reina uzaktan onu izliyordu, sessiz ve dikkatli. Her şey bir anda sakin görünüyordu, ama bu sakinlik, ileride yaşanacak yeni bir çatışmanın habercisiydi.
