5. bölüm · Kırılan Şafak-2: Geceye Yazılan Ağıt

5. Bölüm: Frenkasın Bedeli

Aybige Aydan

Radar istasyonunun içi, dışarıdaki karlı cehennemin aksine ölü kadar sessizdi. Eski monitörler yeşil cızırtılarla yanıp sönüyor, devasa radyo kulelerinin rüzgarda çıkardığı ıslık sesi binanın içinde inliyordu.

Mert, titreyen elleriyle Selim'in notunu Ahmet'e uzattı.
"Neden?" diye sordu Mert, sesi boğuklaşmıştı.

-"Neden her şeyi uyutmak zorundayız? Chloe... Jack... Onların suçu ne?"

Ahmet, tozlu bir şalterin üzerindeki eliyle Mert’e baktı. Gözlerinde Selim'inkine benzer o yorgun keder vardı.

-"Çünkü Mert, Zifir sinyali bir virüs gibi değil, bir orkestra gibi çalışıyor. Scarlettlar ve o yer altından çıkan gölgeler bu orkestranın sadece enstrümanları. Eğer orkestrayı susturmazsak, dünya onların oyun alanı olmaya devam edecek. 'Ağıt' frekansı, o orkestranın son şarkısıdır. Çaldığında her şey durur. Ama bu duruş, bir ölüm uykusudur."

Los Angeles ile Son Konuşma

Can, istasyonun ana terminaline bağlandı. Sinyali güçlendirmek için her şeyi yaptı ve ekranda Jack’in yüzü belirdi. Ama Jack eski Jack değildi. Arkasında alevler yükseliyor, Chloe bir köşede kulaklarını kapatmış, acıyla kıvranıyordu.

-"Mert! Duyuyor musun?" diye bağırdı Jack. Sesi cızırtıların arasından zor seçiliyordu.

-"Zifir burada da yeraltına sızdı! Chloe... Chloe sinyali duymaya başladı. Eğer bunu durdurmazsan, o da o şeylerden birine dönüşecek!"

Ebru, Mert’in koluna yapıştı.

-"Mert, bak... Eğer Ağıt’ı başlatırsak Chloe kurtulacak ama belki de bir daha asla uyanmayacak. Ama başlatmazsak, bir canavara dönüşecek."

Karar ve Beklenmedik Misafir

Tam o sırada, radar istasyonunun ağır çelik kapısı dışarıdan gelen devasa bir darbeyle sarsıldı. Yavuz Üsteğmen silahını kapıya doğrulttu. Kapı bir kez daha dövüldü ve metal büküldü.
İçeri giren şey, bir canavar değildi. Ama artık bir insan da değildi.
Bu Ramazan’dı.

Vücudunun yarısı Gölge Boğanların o siyah, asitli sıvısıyla kaplanmış; bir kolu tamamen kemikleşip sivri bir bıçağa dönüşmüştü. Ama gözleri... Gözleri hala Ramazan gibi bakıyordu.

-"Beni... öldürün," dedi Ramazan, sesi hırıltılıydı.

-"İçimdeki şey... frekansı duymamı istiyor. Kapıyı tutamadım... Onlar geliyor."

Ramazan’ın arkasındaki karanlık ormandan, o beyaz gözlü çocuk yavaşça süzüldü. Çocuğun etrafındaki Scarlettlar istasyonun pencerelerine tırmanmaya başladılar.

Mert, bir yanda ölmek üzere olan dostu Ramazan’a, diğer yanda ekrandaki çaresiz Jack ve Chloe’ye baktı. Ahmet elini şalterin üzerinde tutuyordu.

-"Karar ver Mert!" diye bağırdı Yavuz Üsteğmen.

-"Mermimiz bitti, kapı kırılıyor!"

Mert, Ahmet'e döndü.

-"Ağıt’ı başlat. Ama bir şartla... Frekansın içine bir veri ekle. Bir uyandırma kodu. Belki bir gün, şafak gerçekten söktüğünde onları geri getirebileceğimiz bir yol bırak."

Ahmet hüzünle gülümsedi.

-"Selim de aynı şeyi söylemişti. Işığın sönmediği bir yer mutlaka vardır."

Ahmet şalteri indirdi. Radar kulelerinden yayılan devasa bir mavi enerji dalgası gökyüzündeki mor bulutları yardı. O an, ormandaki Scarlettlar oldukları yerde donup kaldılar. Ramazan dizlerinin üzerine çöktü ve gözlerini yavaşça kapattı.

Los Angeles ekranındaki Chloe, acı içindeki yüzüyle son kez Mert’e baktı ve derin bir uykuya daldı. Tüm dünyada, hayatın sesi kesildi. Sadece karın yağışı ve rüzgarın sesi kaldı.

Mert, Ebru’nun elini sıktı.

-"Bu bir son değil Ebru," diye fısıldadı.

-"Bu sadece, geceyi bitirmek için yazılan bir ağıt."