16. bölüm · Kırılan Şafak-2: Geceye Yazılan Ağıt

16. Bölüm: Tuz ve Demir

Aybige Aydan

Sığınağın dondurucu soğuğu yerini, Karadeniz’in iyot kokulu rüzgarlarına bırakmaya başlamıştı ama yol hala uzundu. Mert, bir Scarlett’ın sırtında, zihnindeki o çift taraflı hayatla boğuşuyordu. Bir yanı Türkiye’nin sarp kayalıklarındaydı, diğer yanı Chloe’nin gözlerinden Los Angeles’ın yıkık binalarına bakıyordu.

Mert, Scarlett'ın ritmik sarsıntıları arasında Chloe'ye seslendi:

-"Chloe, limana yaklaşıyoruz. Ama hava çok ağır... Sanki dünya bizi birleştirmemek için direniyor."

-"Dayan ağabey," dedi Chloe. Kelime Mert’in kalbinde bir bomba gibi patladı. Ağabey.

-"Burada, Pasifik kıyısında bir kargo gemisi buldum. Scarlettlar onu sarmış durumda, sanki ne yapacaklarını biliyor gibiler. Onları ben değil, senin içindeki o 'emir' yönetiyor."

Grup, Sinop yakınlarındaki askeri bir tersaneye ulaştığında, manzara dehşet vericiydi. Tersane, sadece Scarlettlar tarafından değil, frekansa girmemiş ve tamamen akıllarını yitirmiş "Vahşi İnsanlar" tarafından kuşatılmıştı. Bu insanlar ne Mert’in emrini dinliyor ne de Zifir’den korkuyorlardı; sadece saf bir açlıkla saldırıyorlardı.

Yavuz Üsteğmen, dürbünle tersaneyi izlerken kaşlarını çattı.

-"Mert, bu 'Pürüzler' senin Scarlett orduna rağmen bize saldıracak kadar delirmişler. Tersaneye girmek, bir kıyma makinesine girmek gibi olacak."

Hakan, silahını kontrol etti.

-"Girmek zorundayız komutanım. O limandaki askeri buz kıran gemisi, bizi okyanusa taşıyabilecek tek şey."

Tersaneye girdikleri an, kaos patlak verdi. Vahşi gruplar, Scarlettların üzerine intihar saldırısı düzenlerken, Mert bir şeyi fark etti. Chloe korktuğunda, Mert’in etrafındaki Scarlettlar daha hırçınlaşıyordu.

-"Ebru, benden uzak dur!" diye bağırdı Mert. Gözleri tekrar süt beyazına dönmeye başlamıştı.

-"Chloe... Chloe bir saldırı altında! Jack ile birlikte liman ambarına sıkıştılar!"

Mert’in öfkesiyle birlikte, tersanedeki tüm Scarlettlar aynı anda korkunç bir çığlık attı. Mert, kontrolünü kaybetmek üzereydi. Chloe’nin çektiği her acı, Mert’in damarlarında yanan bir asit gibiydi.

Ebru, Mert’in titreyen ellerini tuttu.

-"Mert, buraya odaklan! Eğer kendini okyanusun ötesine fazla kaptırırsan, buradaki bedenini kaybedeceksin. Chloe güçlü, o dayanır. Sen bizi limana ulaştır!"

Uzun ve kanlı bir çatışmanın ardından, Ali'nin protez koluyla devasa paslı kapıları kırmasıyla askeri buz kırana ulaştılar. Gemi devasaydı ama terk edilmişti.

Can, geminin köprü üstüne çıkıp sistemleri zorlamaya başladı.

-"Motorlar çalışıyor ama yakıtımız kısıtlı. Mert, Scarlettları geminin dış gövdesine dizebilir miyiz? Onların manyetik enerjisini geminin hızını artırmak için kullanabilirim."

Mert, güverteye çıkıp denize baktı. Yüzlerce Scarlett, geminin etrafında suya daldı. Bu yaratıklar suda bile hareket edebiliyor, gemiyi devasa bir balık sürüsü gibi korumaya alıyorlardı.

Gemi, Karadeniz’in karanlık sularına doğru ağır ağır süzülürken Mert, geminin burnunda duruyordu. 19 yıl önce kaybettiği kardeşine doğru atılan ilk gerçek adımdı bu.

Ancak denizin derinliklerinden, geminin gövdesine vuran devasa darbeler yükseldi. Merkez Zihin, onları sadece karada değil, uçsuz bucaksız okyanusta da rahat bırakmayacaktı. Selim Amca’nın "Deniz Versiyonları" dediği o devasa dokunaçlı gölgeler, geminin altından geçiyordu.

Mert, fısıldadı: -"Sadece bir kaç gün, Chloe... Bir kaç gün sonra, o mezarın yalan olduğunu herkese ispatlayacağım."