12. bölüm · Kırılan Şafak-2: Geceye Yazılan Ağıt
12. BÖLÜM: Frekansın Sesi
Chloe, iskelenin kenarında dizlerinin üzerine çökmüş, ciğerlerini yakan o metalik tadın geçmesini bekliyordu. Gözlerindeki beyaz ışık sönmüştü ama zihninde tuhaf bir yankı kalmıştı. Bir fısıltı... Mert’in sesi. Binlerce kilometrelik fiber optik kablolardan, uydu hatlarından ve Zifir’in o görünmez dalgalarından süzülüp gelen, can çekişen bir yardım çağrısı.
Jack, yanına koşup Chloe’nin omuzlarından tuttu.
-"Chloe! Nefes al, geçti! Herkes... herkes kendine geliyor. Scarlettlar kaçıyor!"
Chloe, Jack’in ellerini sertçe itti. Gözlerini kapattı ve konsantre oldu.
-"Hayır Jack, geçmedi," dedi sesi titreyerek.
-"Mert... O içeride. O soğuk, geometrik cehennemin içinde tek başına. Onu oradan çekip almam lazım."
Dijital Köprü: İki Ruhun Dansı
Chloe, Selim Amca’nın ona aşıladığı o "frekans duyarlılığını" ilk kez bir silah olarak değil, bir kurtarma halatı olarak kullanmaya karar verdi. Jack’in şaşkın bakışları arasında, yerdeki parçalanmış bir telsiz vericisini eline aldı. Avucunu metalin üzerine bastırdı; Zifir’in kalıntıları hala kanında dolaşıyordu.
-"Beni duyuyorsan bir işaret ver Mert!"
diye bağırdı zihninden. O an, Chloe’nin bilinci de bedenden ayrıldı. Ancak o, Mert gibi bir "virüs" olarak değil, bir "iz sürücü" olarak daldı o karanlığa. Dijital dünyanın o mor tünellerinde süzülürken, etrafını saran devasa mantık duvarlarını, Mert’in anılarından ördüğü o duygusal barikatları gördü.
Merkez Zihin'in Tuzağı
Tünelin sonunda, Mert’i gördü. Mert, geometrik ve simsiyah bir kafesin içinde, Merkez Zihin’in devasa pençeleri tarafından kuşatılmıştı. Merkez Zihin, Mert’in bilincini yavaş yavaş sindiriyor, onun anılarını birer birer siliyordu.
-" Ona dokunamazsın küçük kız,"
dedi Merkez Zihin’in sesi, her yerden geliyormuş gibi.
-"O artık bir pürüz değil, o benim yakıtım."
Chloe, Mert’in kafesine yaklaştı. Mert’in dijital sureti solgun ve şeffaftı.
-"Mert! Elimi tut! Bu bir rüya, uyanman lazım!"
Mert yavaşça başını kaldırdı.
-"Chloe... gitsen iyi olur. Eğer buraya girersen, ikimiz de çıkamayız. Sistemi ben kilitledim. Eğer kapıyı açarsan, Merkez Zihin serbest kalır."
-"Umrumda değil!" diye haykırdı Chloe.
-"Dünya kurtuldu ama sen yoksan o dünyanın bir anlamı yok!"
Jeneratör Odasında Dehşet
Gerçek dünyada, maden sığınağında işler karışıyordu. Mert’in bedeni aniden kasılmaya, ağzından gümüşi köpükler gelmeye başladı. Can, monitörlerdeki verileri görünce dehşete düştü.
-"Biri sisteme dışarıdan sızıyor!" diye bağırdı Can.
-"Bu bir saldırı değil, bu bir... çekme işlemi! Ama Mert’in beyni bu kadar yüksek veri akışını kaldıramaz, yanacak!"
Ebru, Mert’in elini daha sıkı tuttu.
-"Durduramaz mısın?"
-" Hayır!" dedi Can.
-"Eğer bağlantıyı kesersem Mert’in bilinci sonsuza dek o boşlukta asılı kalır. Sadece bekleyebiliriz."
Fedakarlığın Bedeli
Dijital dünyada Chloe, Mert’in kafesinin parmaklıklarını "empati" enerjisiyle eritmeye başladı. Merkez Zihin öfkeyle kükredi; Chloe’nin bilincini parçalamak için üzerine ışık huzmeleri gönderdi. Chloe acıyla sarsıldı ama geri adım atmadı. Mert’in elini yakaladığı an, tüm okyanusların, tüm şehirlerin ve tüm insanların anıları bir elektrik şoku gibi ikisinin arasından geçti.
-"Şimdi!" dedi Chloe.
Büyük bir patlamayla, ikisinin bilinci de o karanlık tünelden dışarı fırlatıldı. Merkez Zihin, Mert'in bıraktığı virüsle o kafesin içinde hapsolmuş şekilde geride kaldı ama kapı bir anlığına aralanmıştı.
Jeneratör odasında Mert, derin bir nefes alarak yattığı masada doğruldu. Gözleri artık simsiyah değil, eski kahverengi rengine dönmüştü. Ama yüzünde derin bir yorgunluk, ruhunda ise silinmesi zor izler vardı.
Aynı anda, Los Angeles'ta Chloe burnundan kanlar akarak yere yığıldı. Jack onu kucağına aldı. Chloe gülümsedi.
-"Geldi... O geri geldi."
Ancak Mert, ayağa kalktığında Hakan ve Yavuz Üsteğmen’e bakmadı. Bakışları laboratuvarın derinliklerindeki karanlık bir köşeye takıldı.
-"Kapıyı açtık," dedi fısıltıyla.
-"Merkez Zihin içeride kaldı ama Chloe beni çekerken, o karanlıktan başka bir şey daha sızdı."
Sığınağın havalandırma tünellerinden, Scarlettlardan bile daha eski, daha ilkel bir hırıltı yükseldi.
