19. bölüm · Kırılan Şafak-2: Geceye Yazılan Ağıt
19. Bölüm: Şafağın Ordusu
Buz kıran gemisi, Los Angeles limanının sisli siluetine yaklaştığında, Mert kaptan köşkünün camına alnını dayamış, titreyen nefesiyle camı buğulandırıyordu. Kalbi, Chloe’ninkiyle aynı ritimde çarpıyordu.
Yavuz Üsteğmen, dürbününü indirdi ve hayret dolu bir sesle mırıldandı
Yavuz: -"Mert... Bak şuna. Bu bir istila değil, bu bir karşılama töreni."
Limanın kıyısında, yıkık binaların gölgesinde devasa bir kalabalık toplanmıştı. Chloe ve Jack’in önderliğinde kurtarılan, frekansa direnmiş ancak kolektif bilincin enkazından sağ çıkmış yüzlerce asker ve sivil... Ama en dikkat çekicisi, bu insanların etrafında birer heykel gibi dikilen, hiçbir saldırganlık göstermeyen yüzlerce Scarlett'tı. Chloe’nin sevgisi ve Mert’in iradesiyle ehlileşmiş bu canavarlar, artık insanlığın yeni muhafızlarıydı.
Karaya Ayak Basış
Gemi iskeleye yanaştığında, ağır metal kapak gürültüyle açıldı. Hakan, Ali, Ebru ve Can, yorgunluktan bitap düşmüş ama umutla parlayan gözlerle dışarı baktılar. Mert, en önde, ağır adımlarla rampadan aşağı indi.
Kalabalığın tam ortasında, üzerinde tozlu bir ceket olan, gözlerinde yaşlarla ona bakan o kızı gördü. Chloe. Tam o anda, 19 yıl önce o puslu akşamda kopan bağ, fiziksel bir enerji patlamasıyla yeniden birleşti. Mert ve Chloe, birbirlerine doğru koşmaya başladılar. Ancak tam elleri birbirine değmek üzereyken, geminin altından gelen o zifiri karanlık, devasa bir el gibi iskelenin üzerine fırladı.
Sızıntı, okyanusun derinliklerinden beri Mert'i takip eden o kadim açlık, ikisinin arasına simsiyah bir duvar gibi dikildi. Yaratık, Mert ve Chloe'nin birleşmesinden doğacak o muazzam ışığın, Merkez Zihin'i sonsuza dek yok edeceğini biliyordu.
Sızıntı: -"Seni bırakmayacağım yedi numara! Senin acın benim yakıtım!"
Yaratık, Mert’in üzerine atılmak üzereyken beklenmedik bir şey oldu. Limandaki tüm insanlar ve Scarlettlar aynı anda tek bir sesle bağırdı. Chloe, Mert’in elini sıkıca yakaladı.
Chloe: -"Sen artık sadece bir anısın!"
Mert: -"Ve anılar, şafak sökünce kaybolur!"
İkisinin birleşen ellerinden, sadece kan bağının yaratabileceği saf, altın rengi bir ışık hüzmesi patladı. Bu ne Zifir’in moruydu ne de Merkez Zihin’in soğuk beyazıydı. Bu, yaşamın kendi ışığıydı. Işık, Sızıntı’nın o karanlık formuna değdiği an, yaratık asitli bir duman gibi cızırdamaya başladı.
Sızıntı, Mert’in 19 yıllık yasını, Selim'in yalanlarını ve o boş mezarın acısını temsil ediyordu. Mert ve Chloe birbirlerine daha sıkı sarıldıkça, gölge küçüldü, şeffaflaştı ve sonunda bir toz bulutu gibi rüzgara karışıp yok oldu. Geçmişin son kalıntısı, okyanusun sularında silinip gitti.
Gölge dağıldığında, limanda mutlak bir sessizlik hakim oldu. Mert, kollarının arasındaki kardeşi Chloe’ye baktı. Onu en son gördüğünde 2 yaşındaydı; şimdi ise karşısında dünyayı kurtaran o kahraman duruyordu.
Mert gözyaşlarını tutamadı. Öyle bir acıydı ki, öyle bir karanlikti ki içi, bir anda o karanlık içinde yanan bir ışık oldu sanki. Yıllar sonra ve kaos yüzünden ailesini kaybetmişti. Ama şimdi o burda onu buldu, kavuştular o boş mezar artık sadece toprak.
Mert: -"Bulduk birbirimizi... Söz vermiştim. O mezarın yalan olduğunu biliyordum."
Chloe: -"Ağabey... Sonunda evdeyim."
Jack, arkada durmuş, yüzünde buruk ama gururlu bir gülümsemeyle onlara bakıyordu. Ebru, Mert’in bu mutluluğunu izlerken gözyaşlarını silemedi. Limandaki ordular ve Scarlettlar, bu mucizevi ana tanıklık ederek başlarını öne eğdiler.
Mert ve Chloe, el ele kalabalığın arasından geçerken, gökyüzündeki mor bulutlar ilk kez aralanmaya başladı. 2 yıl 4 ay 18 gun sonra, gerçek güneşin ilk ışıkları Los Angeles limanına vurdu. Ama bu huzur, sadece büyük bir fırtınanın ortasındaki sessizlikti.
Mert: " Kardeşim... Şimdi sadece hayatta kalmayacağız. Bu dünyayı beraber geri alacağız."
Diye fısıldadı Mert.
