13. bölüm / 17
KIRIK AŞK13. Bölüm
Bölümler 17Şu an: 13. Bölüm
- 1 KARŞILAŞMA3.039 kelime
- 2 2. BÖLÜM2.964 kelime
- 3 KORKU HAVUZUNDA BOĞULMAK3.463 kelime
- 4 4.BÖLÜM3.955 kelime
- 5 5.BÖLÜM3.896 kelime
- 6 6.BÖLÜM3.874 kelime
- 7 7.BÖLÜM3.605 kelime
- 8 8.BÖLÜM3.569 kelime
- 9 9.BÖLÜM6.230 kelime
- 10 10.Bölüm3.070 kelime
- 11 11.bölüm5.159 kelime
- 12 12. Bölüm4.096 kelime
- 13 13. Bölüm4.190 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 14. BÖLÜM5.157 kelime
- 15 FİNAL5.836 kelime
- 16 FİNAL 2271 kelime
- 17 Gizem ve Geride Kalanlar207 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
GÖKTUĞ’DAN…
Arayan kişi babamdı. Bugün sabah söyledikleri gelmişti aklıma. Hayatımı zehir zembereğe çeviren o sözler… Bu sözleri babamın ağzından duymak zor geliyordu bana. Söylediği şeyleri zalimliği her şeyimi yok etmişti. Beni tehdit etmişti. Ya annemi seçecektim ya da sevdiğim kadını. Ama bu seçim düşündüğünüz gibi bir seçim değildi.
Bugün sabah kavga ettiğimizde öğrenmiştim ne yapmak istediğini. Beni öldürmek istediğini düşünürdüm hep. Aslında öldürmek istemiyormuş beni. Ahmet Bey ile oğlu için yaptığımız şeyden dolayı bana acı çektirmek istiyordu. Bunu nasıl yapacağını da söylemişti.
Kavgamızın sebebi belliydi. Nefret ve öfke… Hem anneme hem de bana yaşattıklarıydı. Babamın iş ortaklığı teklif eden bir arkadaşı yemeğe gelmişti. O gidene kadar mutlu aile rolü yapmıştık yine. Bu durumdan o kadar sıkılmıştım ki! Ona o kadar öfkeliydim ki! Nefret iliklerime kadar işlediği için onunla önce ağız dalaşı yaptık.
Daha sonra babam “ Senin bana o gün yaptığın şeyin bedeli bu yaşattıklarımdan daha ağır olacak. Sadece bir seçim hakkı olacak Göktuğ! Anladın mı, sadece bir tane! Neden biliyor musun? Sen e lanet kızın şirketimi iflasın eşiğine getirmeniz yüzünden! Şimdi ya anneni seçip bu evde kalacaksın ya da o kızı seçip anneni dayaklarımdan kurtaramayacaksın! Hangisi?” diye bağırdı. Demek ki bunu planlamıştı.
Ben çalan telefonla zamanın dolduğunu anlamıştım. Seçimim belliydi. Gizem’e gülümseyerek “Ben bunu cevaplamalıyım sevgilim.” Dedim. Halen ağlayan Gizem kafasını sallayınca arabadan indim. “Ne istiyorsun?” dedim sinirle. Arkadan babamın kahkahası duyuldu. “Cevabını Evladım!” dedi bana sadistçe.
Arkamdaki arabaya baktım. Gözlerimi kapattım. Kalbime hançer gibi batan bu seçimi nasıl söyleyeceğimi düşündüm tekrar. Sevdiğim Kız oradan bana bakarken gözlerimi kaçırdım ve “Annemi seçiyorum. Annemle beraber o evde olacağım!” dedim.
ADAMIN KALBİ YANIYORDU, CAYIR CAYIRDI YÜREĞİNDEKİ YEŞEREN AŞK ORMANI… BU ORMAN BU ACIYA DAYANAMAYACAKTI. YÜZÜ YOKTU SEVGİLİSİNE BAKMAYA. ONU TEKRAR SEVEBİLMEYE, GÜZEL GÜLÜŞÜNÜ GÖRMEYE MECALİ YOKTU. KALBİ YORULMUŞTU DAHA ŞİMDİDEN. HALBUKİ
NELER YAŞAYACAKTI DAHA! HİÇBİRİNDEN HABERİ OLMADAN DURMAK İSTİYORDU KALBİ. AMA DAHA KİMSE ŞAH MAT DEĞİLDİ. KADER DAHA YENİ OYNUYORDU ACIMASIZ KOZUNU…
Sevgilim dediğim dokunmaya kıyamadığım bu kızı seçemezdim. Gizem bensiz mutlu olabilirdi ama annem… Annem bensiz mutlu olamazdı. Çünkü o adam ona her gün şiddet uygulamak için hep fırsat kollardı. Eğer beni evden çıkarırsa bu fırsatı elde edecekti.
Ama bunu demek bile kalbime dayanılmaz acı vermişti. Dayanamıyordum. Onu küçüklüğümden beri seviyordum. Daha yeni kavuşmuşken şimdi ayrılmam gerekiyordu yine. Kalbim acıyor, gözlerim doluyordu. Kırılmıştım bir ayna gibi. Bir daha yapıştırılmayacak bir biçimde kırılmıştım. Geri dönemeyeceğim bir yola girmiş gibiydim. Girişinde ölüm yazan bu yola bilerek girmiştim.
Telefondan nefret ettiğim o insanın sesi geldi yine. “Ben de öyle düşünmüştüm. O zaman sana bu seçimde başarılar! Çünkü bunun belki yüz mislini çekeceksin bu evde.” Dedi gülerek. Zevk alıyordu acımdan. Eğleniyordu benimle.
Öfkeme hakim olmak isterken telefon kapandı. Ben de kendimi toparlayıp arabaya geldim. Kalbime bir hançer, bir bıçak batmış gibiydi. Arabada duruyordu. Ona anlatsa mıydım? Ne diyebilirdim ki? Kim buna inanırdı ki? Bir insanın babası nasıl ona kötü bir şey olmasını isterdi ki? Ama benim babam isterdi.
Zaten beni hiç sevmemişti ki! Sevdiğini toplum içinde söylemişti defalarca ama… Bir kez saçımı okşamış mıydı acaba? Bir kez benimle övünmüş müydü acaba? Gurur duymamıştı hiçbir zaman. Hep beni dövmek istemişti, bana zarar vermek istemişti. Benim babam da böyleydi. Ama anneme ve Gizem’e bir şey yapmamalıydı.
Sinirimi Gizem’e belli etmemeye çalışarak gülümsedim. Gizem… Benim çocukluğum, gülümsemem, oyunlarım… Hepsini onun sayesinde yapmıştım. Ona karşı olan hislerim hiçbir zaman bitemezdi. Onun mutluluğu için kendi cehennemime geri dönüşsüz gidecektim. Babam eğer onu tercih edersem bizi rahat bırakmayacaktı. Beni ve biricik sevgilimi yok etmek isteyecekti.
Gizem bana soruları var gibi bakıyordu. Kalp atışlarımı her defasında değiştirmeyi başaran birisiydi. Nasıl bunu yaptığını bilemesem de bu his için ona minnettardım. Onun çocuksu bakışları benim için dünyanın en güzel bakışlarıydı.
“Sevgilim, eve gidelim mi artık? Sen de bugün zor bir gün geçirdin. Çok üzgünüm, seni yolda tek bırakmamalıydım!” dedim. Bana baktı gözlerindeki ışıltıyla. Gülümseyerek “Sen endişelenme Sevgilim. Ben iyiyim, şimdi eve gidelim.” Dedi. O böyle dediğinde içime bir rahatlama gelmişti.
Arabayı çalıştırırken kalbimin sahibi olan bu kızda nasıl ayrılacağımı düşünüyordum. Ne yapacağımı bilmiyordum. Onu severken bile hep ayrılıklar yaşamıştık. Kader acaba bizim için bunu mu yazmıştı? Belki de hepsi tesadüftü. Sevdiğim kızdan yine ayrı kalacağım zamanlar olacaktı.
Onun kalbini seviyordum. Onun içimi ısıtan gülüşüne aşıktım. Ona kalbimi vermiştim küçüklükten beri. Babamın planı neydi anlayamıyordum ama bunu yapmazsam hem sevdiğime hem anneme zarar verebilirdi. Kalbim bu seçimde acıyordu hep. Bedenim acıyordu. Bu aşk acı mıydı ya da ben mi fazla tepki veriyordum?
Seçim yapmak neden bu kadar çaresiz hissettirirdi? Ya annem ya sevdiğim kız… Neden seçim yapmalıydım onlar arasında? Benim hiç mi sevme ve sevilme hakkım yoktu? Birazcık bile bir insana değer veremiyordum babam yüzünden! Neden çaresiz hissediyordum? Niçin seçim yapmam gerekliydi?
Seçimler kaderdi. Hepimizin kaderi… Ama bazı seçimler vardı ki onları ayıramazdık. O iki seçenek bizim kalbimiz ve beynimiz gibiydi. Onlar olmadan yaşayamaz gibi hissederdik. Onlar yokken kendimizi ölmüş sayardık. Şimdi ben de aynıydım. Annemin mutluluğunu seçmiştim ama kalbimde sevdiğim kız vardı. Ona şimdiden sürekli acı veren hasretim kalbime misafirdi.
Bu düşüncelerdeyken arabayı durdurdum. Kafamı sağa çevirdiğimde kendi gerçeklerimle bir kez daha acıyla yüzleştim. Gizem uyuyordu hem de melek gibiydi. Uyandırmak gelmemişti içimden. Koltuğa kafamı dayadım ve gerçeklerimi beynimden biraz atmak istedim. Sonra da ona odaklandım.
Uyurken onu izlemek bana huzur veriyordu. Mutluydum onunlayken. Onu seviyordum, bunu bir kez daha anlamıştım. Ama sanırım yapamazdım artık hiçbir şey. Onun her gün böyle huzurlu uyuması için bu ayrılığa dayanacaktım.
O hep gülmeliydi, mutlu olmalıydı. Bensiz de mutlu ve huzurlu olabilirdi. Yıllarca birbirimizi görmemiştik. Hayatımızda neler olmuştu, neleri başarmıştık birbirimizden habersizken. Şimdi de olabilirdi. Katlanabilirdik bir müddet daha ayrı kalmaya. Sadece tek sorun vardı: Çok bağlanmak.
Birbirimize tıpkı çocukluğumuzdaki gibi çok bağlıydık. Bu ayrılma Gizem’i yaralayacaktı. Bu da beni şimdiden yaralıyordu.
Ona odaklanıp bunları düşünürken yavaşa gözlerini açtığını fark ettim. Uyku sersemi bi şekilde gülümsedi. Sonra da arabada etrafına baktı. Uyku mahmurluğu yerini şaşkınlığa bıraktı ve endişeyle “Neden beni uyandırmadın ki, kim bilir ne kadar zamandır uyuyorum!” dedi. Ona gülümsedim sadece.
Bir elimle elini tutunca bana baktı, sonra da eline baktı. Şaşkındı ama bana olan aşkı da bakışlarından akıyordu. Bir elimle yüzünü okşadım ve “Sevgilim, bugün seni yolun kenarında bıraktım ve seni neredeyse kaybediyordum. Telafisi olmayan bir hatanın sebebi olabilirdim. Affedebilir misin beni?” dedim gözlerine odaklanarak.
Bana bakarken sadece gülümsedi dediğim şeylerle. Bakışlarında hem aşk hem de merhamet vardı. Bir elini yüzüme koydu ve “Sen yapmadın ki! Onların düşünmediği hatayı sen neden telafi ediyorsun canım? Ben sende herhangi bir hata bulmadım ki. Sen bilemezdin böyle bir şey olacağını.” Dediğinde içime su serpilmişti.
Sonra da derin bir sessizlik içinde konuşmayı gözlerimize bıraktık. İkimizin de bakışları her şeyi söylüyordu zaten birbirimize. İçimize sarmaşıklar dolanıyordu aşktan.
Bakışlarını benden çekti ve “İyi geceler.” Dedi. Sonra da hızlıca arabadan çıktı. Yine utanmıştı anlaşılan! Gülümseyerek ona baktım. Evinin arka bahçesindeydik. Koşar adımlarla gözden kaybolduğunda gülümsedim. Sonra da arabayı çalıştırdım.
20 DAKİKA SONRA…
Nihayet cehennemime dönmüştüm. Salonun lambaları yanıyordu sadece. Daha uyumamışlardı sanırım. Acaba bugün daha ne yaşayacaktım?
Eve girdiğimde babamla annemin halen yatmadığını ve birlikte oturduklarını gördüm. Bu adamın sıfatı bile beni delirtiyordu! Kendimi sakinleştirmeye çalışırken koltuğa oturdum. Annemin bakışlarını üstümde hissedince ona döndüm. Bakışlarında korku ve tedirginlik vardı.
Bu bakışları tanıyordum. Sanırım babam denen adam yine annemi dövmüştü. Dövmese bile dışarıda olan her şeyin öfkesini ondan çıkarmıştı. Annem elini dizime koyunca elini tuttum. O sırada fark ettiğim şeyle annemin eline odaklandım.
Elinde başlayan ve büyük ihtimalle yukarı çıkan büyük bir morluk vardı. Anneme baktığımda gözlerinde yaşların biriktiğini gördüm. Bu beni daha da öfkelendirirken babam öfkeli bir sesle “Annenle kavga ettiğimizi anlamış olmalısın. Sebebi de sensin. Neden peki? Annen tercih yapmaman gerektiğini düşündüğü için bana bağırdı. Bana?!” dedi ve kahkaha attı. Sesinde küçümseme oluşmuştu sonlara doğru.
Kendimi durdurmaya çalışarak babama döndüm ve “Neden uyumadın da bu boş işlerle uğraşıyorsun?” dedim. Şiddet gerekmediği yerde boştu. Babam sadece “Aile yemeği olacak haftaya. Bu yemekte şirket sözleşmesi yapacağız. Senin yüzünden batmak üzere olan şirketimi sen yöneteceksin. Bu yüzden bu kadın ve sen de geleceksiniz. O toplantı olana kadar şirkette duracaksın.” Dedi. Sesinde bir küçümseme hakimdi. Buna sinirim bozulmuştu. Defalarca şirketini ben kurtarmıştım ama hala yeterli bulmuyordu.
Babam anneme baktı ve “Sen de şirketin şiddet konulu programında düzgün şeyler konuşmayı unutma. Makyajını düzgün yap!” dediğinde kendimi daha fazla tutamadım. “Niye makyajını düzgün yapmalı? Görürlerse ne olur?! Tekrar mı döversin yoksa?! “ diye bağırdım.
Babam öfkeyle ayağa kalkarken annem babamla benim aramızdaydı. Anneme döndüm ve “Çekil anne! Bu adamın işkenceleri bitecek! Eğer o bitirmezse ben bu konuyu kökünden çözeceğim!” dediğimde babam annemi sertçe duvara doğru itmişti.
Bakışlarım annemi bulurken annem kafasını duvara sertçe çarpmıştı. Ben gördüğüm şeye daha fazla katlanamazken gözüm dönmüştü. Ne olacağını düşünmeden babamın üstüne yürümüştüm.
Onun emirleri ve istekleri hayatımızı yönetiyordu. Onun duygularına göre yaşıyorduk. Robot değildik biz, her isteyenin istediği şekilde yaşayalım! Biz kendimizdik ve en önemlisi insandık! Duygularımız vardı, aklımız vardı.
Ama babam böyle biri değildi, hep onun şiddet içerikli hayatında boynumuzu eğip durmalıydık. Benim anneme kimse böyle davranamazken benim babam sürekli onu dövüyordu. Annemin üstünde gücünü görüp egosunu tatmin ediyordu sadece. Bu duruma da dur demek gerekliydi artık.
Babam koltuğa doğru geri geri adımlarken ben öfkeme yenilmiş bir vaziyetteydim ve hala kendime gelememiştim. Tüm kontrolü ona olan öfkem ele geçirmişti. Ben her dakika öfkemin daha fazla esiri olurken birinin bacağımı tutmasıyla kendime gelmiştim.
Bacağımı tutan ve bana yalvararak bakan kişi annemdi. Annem ağlıyordu ve bu gözyaşları benim içindi. Öfkem yerini istemsizce merhamete bırakırken tekrar Göktuğ olabilmiştim. Önce anneme sonra da babama bakmıştım.
Anneme doğru eğildim. Şaşkındım ve ne yaptığımı anlamaya başlamıştım. Bu duruma karşılık iyice dehşete düşerken annemin çarptığı yere baktım. Kızarmış ve şişmişti. Yine de bir şey olmaması için doktor bir tanıdığımızı arayacaktım.
Ben ve annem birbirimize kenetlenircesine sarıldığımızda annem “Baban gibi olma oğlum. Yalvarıyorum sana! Sevdiğin kız için baban gibi olma!” dedi fısıltıyla. Sesinde endişe, kaygı ve kırgınlık vardı. Onun saçlarından öptüm ve ayağa kaldırdım.
Babam hiçbir şey demezken annemi odasına götürdüm. Kafasına çok darbe almaması gerekiyordu annemin. Eğer tekrar hafızasını kaybederse ne yapacaktım ben o zaman? Nasıl başa çıkabilirdim aynı şeylerle? Ne yapabilirdim?
Bu düşüncelerle annemin kafasına buz koydum. Annem kafasını sertçe çarptığı için doktor tanıdığımızı aradım. Şu anda nöbetteyse çok iyi olurdu! İşimizi hemen halledebilirdik! Bu düşüncelerle telefon açılınca direkt “Merhaba Mahmut Bey! Ben size bir şey soracağım. Acaba bugün nöbetiniz var mı?” dedim. Karşıdan ufak bir gülme sesi geldi.
“Evet, hatta şimdi nöbetteyim. Ne istiyordunuz Göktuğ Bey?” diyen kişiyle gülümsedim ve sonra “Tamam ben annemi getiriyorum da. Kafasını duvara vurdu. Ne olur ne olmaz!” dedim. Annem istemeyen bir suratla kafasını sağa sola sallarken telefonu kapattım. Biraz kabaca olabilirdi ama annemi hemen hazırlamak gerekiyordu.
Anneme döndüm ve “Sultanım ben padişah olarak size emrediyorum! Hemen kalkıyorsunuz ve üstünüzdeki pijamayı çıkartıp bir tane tişört giyiniyorsunuz. Anlaştık mı?” dediğimde annem ofladı. Bana “Oğlum bak ben gerçekten iyiyim. Hem şimdi yine kavga edeceksiniz! Duralım evde işte!” dediğinde biraz da yüksek bir sesle “O salondaki şahıs benim için bir şey ifade etmiyor! Ben yokken kendi egosunu tatmin etmeyi bıraksın yoksa bir daha sana dokunacak eli de olmayacak!” dedim sertçe.
Annem bana kınayan bir sesle “Oğlum o senin baban. Lütfen daha fazla kızdırma! Biliyorum çok şeyler oldu bizim ilişkimizde ama sen bundan en az etkilenmelisin. Bu yüzden lütfen, sus!” dediğinde öfkeyle güldüm. En az mı?! Ben mi en az etkilenmiştim?! Kesinlikle en az(!) ben etkilenmiştim!
Kendimi göstererek anneme güldüm. Dediği şey çok komikti! Sadistçe “Kesinlikle en az(!) ben etkilendim! Neden çünkü babam seni iki dövüyorsa beni bir dövüyordu! Haklısın! Bu yüzden yazın ortasında sıfır kollu giyinemezdim ben! Bu yüzden sırtımda ve kollarımda hep morluklar vardı! Bu yüzden ben her gece kabus görürdüm, ağrıdan yatamazdım! Bu yüzden yakınlardaki devlet hastanesindeki doktorlar bizi ezberlemişti artık!” dedim. Ardından tekrar güldüm.
Annem bana korkuyla bakarken “Keşke bitirseydiniz! Saygıyla ve sevgiyle bitseydi! O zaman ben bu kadar hasar görmezdim! O zaman çocukluğum yok olmazdı anne! Bak bana, az önce o adam gibiydim!” dedim.
Annem bana kırgınca bakınca ne dediğimi ve onu ne kadar kırdığımı fark etmiştim. Babama benzemeye başlamıştım! Onun gibi davranıyordum. Etrafımdakileri kırıyordum. Annemin hiçbir suçu yoktu. O da benim gibiyken ona bunları söylememeliydim. Annemin hiçbir suçu yoktu ama ben sadece onu suçlar gibi konuşmuştum.
Pişmanlıkla kıvranırken annemin gözlerindeki yaşlara dayanamadım ve odadan çıktım. Odanın kapısının önündeyken durdum. Ben de dayanamadım ve gözlerimdeki yaşlara hakim olamadım.
ERKEKLERİN AĞLAMAYACAĞI TOPLUMDA ÇOK SÖYLENİRDİ. AMA ONLAR DA AĞLARDI. ACI ÇEKEN HER ERKEK AĞLAYABİLİRDİ. ÇÜNKÜ AĞLAMAK KÖTÜ BİR ŞEY DEĞİLDİ. ŞİMDİ ADAM DA BUNU YAPIYORDU. GEÇMİŞTEKİ ACILARI TEKRAR TEKRAR GÖZÜNÜN ÖNÜNE GELİYORDU. KALBİ SONSUZ BİR ACI ÇEKERKEN ANNESİNE SÖYLEDİKLERİ ACISINA ACI KATIYORDU.
GÖZYAŞLARIMIZ KALBİMİZİN VE VİCDANIMIZIN OLDUĞUNUN GÖSTERGESİYDİ. ERKEKLERİN DE KALBİ VARDI VE ONLAR DA AĞLARDI. ADAMIN VİCDANI VARDI VE İNCİ TANELERİ DÖKÜLÜYORDU GÖZLERİNDEN. BABASININ YAPTIKLARI GÖZÜNÜN ÖNÜNDEN GİTMİYORDU. KALBİ BİR KUYUDAYDI SANKİ. ÇIKMAK İSTEDİĞİNDE BİLE ÇIKAMIYORDU. ADAM AĞLAMIYORDU ASLINDA ADAMIN KALBİ DAYANAMIYORDU. VİCDANI DAYANAMIYORDU. AZ ÖNCE BABASI GİBİ OLMUŞTU VE ANNESİ OLMASA BABASINI ÖLDÜREBİLİRDİ. BABASINDAN FARKI OLMAYACAKTI O ZAMAN.
HEM PİŞMANLIK VARDI HEM ÖZLEM HEM DE AŞK VARDI KALBİNDE. KALBİ BU DUYGULARI TAŞIYAMIYORDU. DÜŞTÜĞÜ KUYUDAN ÇIKMAK İÇİN TEK KURTULUŞU ONA UZATILAN İPTİ AMA BU İPİ KENDİSİ KESECEKTİ. YANİ HEM SEVDİĞİ KIZI HEM KENDİSİNİ HEM DE ANNESİNİ YAKACAKTI. BUNA DAYANAMIYORDU. GÖZYAŞLARI YERE DÜŞERKEN O DA FARKINDAYDI BİR ŞEYİN: KENDİ AŞK ÇİÇEĞİNİ ÖLDÜRMÜŞTÜ, YAŞATAMAMIŞTI. NE AŞK ÇİÇEĞİNİ NE DE SEVGİ ÇİÇEĞİNİ…
GİZEM’DEN…
Annem ve babamla çay içerken babam birden “Bir hafta sonrasına ailece bir pansiyon kiraladık. Bu aralar çok yıprandık. Biraz deşarj olalım dedim kızım. Sen de geleceksin değil mi? İstemezsen Selin ile beraber kalabilirsin.” Dedi gülümseyerek.
“Babacığım iyi olabilir bu tatil. Ben de çok yıprandım zaten bu ara. Bu arada baba şirket işi nasıl gidiyor?” dedim. Babam yaptığı itiraf olayından sonra şirketle ilgili hiçbir şey söylememişti. Ama işler iyi gitmiyordu bence. Babam bu durumdan dolayı bana öfkeli değildi.
Kızgın olacak sanmıştım ama değildi. Ne öfkeliydi ne de kin duyuyordu bana. Aksine tebrik bile etmişti ona bu fikirden bahsedince. Babama karşı saygım bu yüzden daha fazla artmıştı. Her ne kadar şirketinin batacağı ihtimali yüzünden üzgün olsa da bana kırgın değildi.
İkimiz de biliyorduk çünkü. Bir gün her şey ortaya çıkacaktı ve gerçeklerin kötü huyuydu ortaya çıkıp insanların canını yakmak. Bizim de canımızı yakmıştı. Neredeyse dağılıyorduk. Kopacaktık birbirimizden ama bu hamleyle hem kendimizi affettirmiş hem de adaleti sağlamıştık. İşlenmeyen suçun bedelini ödeyen insanların ödediği gibi bir bedel ödemesek de bu şekilde adalet sağlanabilirdi.
Bunun huzuru ve tükenmişliği hepimizin üstündeydi. Ortak olarak Göktuğ’un ailesiyle anlaşmıştık. Ama onların da şirketi batmak üzereydi. Yani batmasa bile eğer bizden başka ortak bulamazlarsa batması yakındı.
Bu düşüncelerle tatil fikrini kabul etmiştim. Yarın da okula gidecektim ve bu yüzden çok mutluydum. Okula devamsızlığım çok olmuştu bu süreçte. Sınavlar da yaklaşıyordu. Artık çalışmam gerekiyordu. Notları Selin’den almıştım. Benim için fotokopi çıkarmıştı defterinden. Onları bir iki kez tekrar edecektim. Belki biraz kütüphanede de çalışmam yeterli olurdu.
Çayımız bitince tepsiyi kaldırdım ve mutfağa koydum. O sırada annem ve babamın fısıldaşmalarını duyunca gizlice salon kapısında onları dinlemeye çalıştım. Sanki bir sürprizden bahsediyorlardı ama yakınlarda kimsenin doğum günü de yoktu. Yanlış anladığımı düşünerek gülümsedim ve odaya girdim.
Annemle babam anında susarken ben neşeli bir sesle “Neden sustunuz ya? Gören de gizli işler çeviriyorsunuz sanar ha!” dediğimde annem ve babam sahte bir gülümseme yerleştirdi suratlarına. Ne olduğunu çok merak etmiştim şimdi! Bulmak istesem de işi heyecana bırakmaya karar verdim.
Bu düşüncelerle bana cevap vermeyen ailemin benden ne sakladığını umursamadan odama geçtim. Sonra da bira müzik dinlemek istedim. Dans etmek kafamı dinlendiriyordu. Tuhaf gelebilirdi ama bangır bangır müzik beni rahatsız etmiyordu. Bu aralar hiç müzik dinleyememiştim.
Müzik listeme girdiğimde beş yüz tane müzik içinden gözlerimi kapatıp birini seçtim. ‘Lagdi Lahore’ adlı bir şarkı çıkmıştı. Çok hızlı bir şarkı değildi ve benim istediğim bir ritmi vardı. Saati ayarladım ve yarım saati kendime ayırdım. Sonra da yatacaktım. Şarkının ritmiyle birlikte dans ederken birden bildirim sesi gelince telefonumu açtım. Bildirim Umut’tandı.
Her şey için bana ve Göktuğ’a teşekkür ediyordu. Bizi birlikte kafeye çağırıyordu. Büyük ihtimalle bize minnettarlığını böyle gösteriyordu. Gülümsedim ve teklifini kabul ettim. Bu hafta sonu buluşacaktık. Mesajların ekran görüntüsünü aldım ve Göktuğ’a attım. Sonra da devam ettim dans etmeye.
30 DAKİKA SONRA…
Nefes nefese çalan saati kapattım. Yatma saatim gelmişti. Annemle babamın yanına gittim. Annem halimi görünce “Kızım alt tarafı yarım saat odandaydın ne bu halin?! Hemen gidip banyo yap!” dediğinde güldüm ve hayır anlamında kafamı salladım. Neşeli bir sesle “Müzik ruhun gıdasıdır validem! Neyse iyi geceler!” dedim. Odama geçtim. Babam çoktan yatmıştı. Annem ben yatmadan asla yatmazdı, saat fark etmezdi.
Yatağıma uzandım ve kendimi uykunun kollarına bırakmak için kendimi hazırladım. Ama yataktan sıçradım çünkü gözümün önüne gelen şeyler beni panikletmişti. Haftalar sonra tekrar aynı kabuslara dönmüştüm. Mert ve o yangın…
İçimi korku kaplarken yatağımda büzüldüm ve ağlamaya başladım. Sessizce ağlıyordum. Korkuyordum çünkü. Sesim çıkmıyordu ama içimden çığlıklar atıyordum. Onu affetmek çok zordu, ne olursa olsun affedemiyordum.
İçimde o yangının korkusunu tekrar ve tekrar yaşamak çok zor geliyordu bana. Çok canım yanıyordu yine. Kalbim korkudan dolayı hızlıca atarken kendimi güçlü olmak için zorluyordum. Tüm bunlar geçmişte olmuştu ve bitmişti. Mert beni daha rahatsız etmeyecekti. Zorbalık yapmayacaktı. Rahat olmalıydım. Kendimi buna inandırmaya çalışarak iyice rahatladıktan sonra tekrar yatağa uzandım.
Uyku yine beni ele geçirirken sessize almadığım telefonumdan bir bildirim daha geldi. Huzursuzca yerimden kalkarak telefona baktım. Bir tane resim vardı sadece ve resmin altında da not vardı.
Resmi incelemeye başladım. Bir ressam tarafından yapılmıştı bu belliydi. Resimde bir kadın ve bir erkek vardı. Kadın ve erkeğin kalplerini gösteriyordu. Kalpler kırılmıştı. Kadın ağlıyordu ve gözyaşları kalbine düşüyordu. Erkek ise duruyordu ama onun yaşları da kalbine doğru gidiyordu. İkisinin arasında duvar tarzı bir şey girmişti. Resmi büyütünce erkeğin kolunu tutan bir el gözüküyordu.
Erkeğin ve o elde takılı olan bir yüzük vardı.
Ben resmin neden bana bilinmeyen bir numaradan gönderildiğini anlamamıştım. Ama altındaki not çok saçmaydı. “GERÇEK AŞIKLAR KAVUŞAMAZLAR, DİKKAT ET BELKİ DE KAVUŞAMAZSIN.” yazıyordu
notta.
Denilmek istenen şey neydi anlayamıyordum. Birisi bana şaka mı yapıyordu? Kimdi bu resmi ve mesajı atan? Ne istiyordu? Neden bana bunları atmıştı? Anlamamı istediği şey neydi? Şaka mı yapıyordu birisi?
Bu düşüncelerdeyken engellemeye karar verdim numarayı. Gece gece korksam da yine yatmaya çalıştım. İçimde bir şüphe vardı. Korku ve yersiz bir şüphe… Aceleyle telefonu tekrar elime aldım ve mesaja tekrar baktım. Ağlayan kızı inceleyince bu kızın tıpkı bana benzediğini fark etmemle tüylerim ürpermişti.
Bu resimde bizim ayrılacağımızdan bahsediyordu. Ama kimdi bu mesajı atan kişi? Nereden tanıyordu bizi? Korku iliklerime kadar işlerken kendime hakim olamamıştım. Bu olamazdı! Oğlan tıpkı Göktuğ gibiydi! Kız bendim! Mesajı atan kişi de çok iyi tanıdığımız biriydi ve beni uyarıyor muydu yoksa?
Elimdeki telefon yere düşerken kendimi toparlamak için gece lambamı daha da açtım. Hem gece hem karanlık hem de bu mesaj beni korku filminde gibi hissettirmişti. Kimdi bu? Nereden çıkacaktı?
O sırada evden gelen seslerle gözlerimden yaşlar boşalmaya başlamıştı. Birisi vardı evde! Herkes uyuyordu ama evden sesler geliyordu. Ayak sesleri vardı ve ben hariç herkes uyuyordu. Kendimi hemen yatağa attım ve uyuyormuş gibi yapmanın iyi olduğunu düşündüm.
Bir şeyi kapatma sesinin ardından ayak sesleri daha da yaklaştı. Kalbim yerinden fırlayacaktı ve ben kalbimi mi titrememi mi durdurmam gerektiğine karar veremiyordum. İyice yatağa yaklaşan kişinin kim olduğunu görmek için gözlerimi açmamıştım ama aklıma bir şey gelmişti.
Bana iyice yaklaşan kişiyle daha fazla dayanamadım ve karanlıkta gözlerimi açıp kafasına doğru tekme attım. Hırsızın kim olduğunu bilmesem de kaçmaması için hem bağırmış hem de boşluğundan yararlanıp kollarını arkasından bağlar pozisyona getirmiştim. Bir yandan da dizimi adamın sırtına dayamıştım. Bu da onun kıpırdama oranını daha da düşürüyordu.
“Anne, baba hırsız var! Uyanın hırsız var odamda!” diye bağırdığım sırada tanıdık olan sesle şok içinde ona döndüm. “Dur Prenses, benim! Göktuğ, sevgilin!” demişti bana.
Herkes ayaklanmıştı ve odaya toplanmıştı. Ama duydukları sesten dolayı şaşkındık sadece. Suratına bakınca daha da şaşırmıştım. İçime su serpilirken şaşkınlığım geçmemişti. Saçma salak kahkaha atma isteğimi bastırmadan gülmeye başladım.
“Göktuğ hırsızmış! Ha ha! Hırsız senmişsin!” diye defalarca tekrarlarken birden gelen öfke dalgasıyla yerden kalkan Göktuğ’a bir tane daha kafasına vurdum sertçe. Şoku yeni atlatmıştım. Göktuğ ansızın gelen bu tokatla bana sinirle dönünce dayanamadım ve “Gerizekalı! Ne kadar korktum biliyor
musun!? Aptal mısın sen?!” dediğimde Göktuğ ellerini yukarı kaldırmıştı. Sonra da “Kusura bakmayın Polis Prenses! Ya sabır! Ne kadar değişik korktuğunuzu düşünemedim! Kızım polis gibi dövdün beni! Ya korkmasan ne olur Allah bilir!” dedi bana kızgınlıkla.
O öyle dediğinde şoktan kurtulup bizim kavgamızı izleyen ailem de gülmeye başladı. Ben de ona biraz yaklaştım ve “O zaman dikkat et sen de, bir daha eve hırsız gibi girme! Yoksa nasıl muamele göreceğini deneyimlemiş oldun. Kapıdan gir anladın?” dedim. Son cümlemde küçümseyerek konuşmuştum ve işaret parmağımı döndürmüştüm.
Göktuğ benim bu yüzümü hiç görmediği için şaşkındı. Aslında o da benim kadar şaşkındı. Çünkü tepkim ve reflekslerim çok tuhaftı. Neredeyse polise verecektim onu. O sırada babam “Peki neden geldin Göktuğ?” dediğinde sormam gereken asıl sorunun bu olduğu aklıma geldi.
Gülümsedim ve kaşımı kaldırarak ne diyeceğini merak ettim. Önce kafasını kaşıdı ve sonra bana baktı. Ben ona kaşımı kaldırıp bakınca aklına ne geldiyse gülümsedi. “ Kusura bakmayın lütfen ben sizin sürpriziniz için alacaktım Gizem arkadaşımı. Siz öyle demiştiniz.” Dediğinde hızla babama baktım.
Ciddi olup olmadığını merak ediyordum ama babam gülümsüyordu. Demek ki doğruydu. Babam bana baktı ve “Oğlum evet sürpriz için onu kaçır demiştim ama bunu sabah yapmalıydın! Hem kaçır derken ben ciddi değildim ki! Sadece sabah vakti Gizem’i bir yere götüreceğini söyleyip arabana alacaktın o kadar! Bu sayede biz de rahatça organizasyonu yapacaktık.” Dedi.
Neyin sürpriziydi anlayamıyordum hiçbir şey! Anneme bakınca bana hayır anlamında kafa salladı. Demek ki bu sürpriz neydi söylemeyecekti kimse. O zaman ben öğrenirdim!
Babama “Baba sürpriz ne acaba?” dediğimde babam “Söylersem sürpriz olur mu? Sadece birkaç saat dayan!” dedi bana. Bunun üzerine suratımı astım ve yatağıma geçtim tekrar.
“O zaman çıkın odamdan! Uyuyacağım!” dedim sert sesle. Trip atıyordum şu anda ve bu çocukçaydı. Ama umrumda değildi! Hem de hiç! Korkutmuştu beni bir sürpriz için. İnsan bir bardak su verirdi en azından ya! Ödüm kopmuştu benim burada.
O sırada telefonuma başka bir bildirim gelmişti. Kim olduğuna baktığımda İnstagram mesajı olduğunu fark ettim. Daha öncesinde bir fake hesap beni takip etmek istemişti. Ben de kabul etmiştim. Ondan mesaj vardı bu sefer de.
CANIN ÇOK ACIYACAK. BENCE BIRAK RTIK SEVGİYİ, AŞKI. ÇÜNKÜ AŞK RENKSİZDİR. İÇİNDE TÜM DUYGULARIN RENGİNİ BARINDIRIR. SENİN AŞKIN DA KAN KIRMIZISI RENGİNDE. ÇÜNKÜ KALBİN ACIYACAK VE ACIDAN KAN AKSIN İSTEYECEKSİN. İYİ DÜŞÜN: SEN Mİ SEVGİLİN Mİ?
Neydi bu? Gece gece ne mesajıydı bu? Neden sürekli bugün bu tarzda mesajlar geliyordu? Ne oluyordu? Ne için böyle saçmalıklar yazılıyordu bana? Neyin seçimini yapmalıydım?
Bu kişi çok tanıdıktı ve yakınlarımızdandı. Ama neden bana mesaj atıyordu anlayamıyordum. Neyin seçimini neden yapmam gerektiğini bilmiyordum. Neden cevabı bilinen sorular soruluyordu? Ben her zaman Göktuğ’u seçecektim. Kendimi aşk konusunda yok sayardım.
Göktuğ’a ve aileme baktım. Göktuğ bana sorarcasına bakarken “Anne, baba siz geçin yatın. Göktuğ’u ben uğurlarım.” Dediğimde babam “Kızım sen iyi misin? Çok korktun ve az önce bizi kovuyordun. Ne oldu birkaç dakikada?” dediğinde gülümsedim babama.
Adam haklıydı! Mazeretim neydi ki? Yoktu. En iyisi kıvırmadan doğruyu söylemekti. Babama direkt “Biliyorum ve farkındayım babacığım. Az önce çok korktuğum için çocukça davrandım. Ama şimdi ağırbaşlı olmam gerektiğini fark ettim. Neyse Göktuğ hadi iyi geceler sana da!” dedim.
Göktuğ bana baktı ve sonra güldü. Bu anın bir ömür hafızamda kalması için dua ettim. Kalbimde hızlanma artınca ona bakmayı kesmem gerektiğini düşündüm. Babamların anlamasını istemiyordum. Çünkü bu konularda birazcık(!) sertlerdi.
Gözlerimi ondan istemsizce çekerken annemin radarına girmiştim bile. Annem çok zeki bir kadındı. Sherlock Holmes gibi kadındı. İyi dedektif olurdu ondan, acaba neden olmak istememişti? Annem bir kaşını kaldırmış bana bakarken ben sadece sertçe yutkundum ve suratımı ters tarafa çevirip buruşturdum. Hapı yutmuştum!
Bu düşüncelerdeyken Göktuğ babama “Salona mı geçeceğim Efendim?” dediğinde babama şokla bakmıştım. Nasıl yani?! Yan odamda mı kalacaktı cidden! “Kendi evin yok mu yavrum?” dedim fark etmeden şaşkınlığın etkisiyle. Sonra da elimle ağzımı kapattım. Rezillik diz boyuydu cidden!
Annem ve babam bana ayıplayan gözlerle bakarken ben mahcubiyetle şaşkınlıkla bakan Göktuğ’a dönmüştüm. Bugün ağzımı bantlamalıydım kesinlikle! Gecenin yarısı olacaktı ve benim yüzümden millet uykusundan olmuştu. Bu da yetmezmiş gibi misafirim olacağını bilmeden çocuğu kovmuştum.
Babam bana uyarıcı bir ifadeyle “Kızıma doktor kendi haline bırakmamızı söyledi de sen kusuruna bakma!” dedi. Göktuğ2a hitaben olan konuşma daha çok bana susmam için uyarıydı aslında. Kafasını eğip gizlice gülmeye çalışan Göktuğ’a sinirle bakınca gülmesini yutmaya çalıştı ama olmadı.
En sonunda herkes odamdan çıkınca rahatça tekrar yatağa uzandım. Sanırım bana rahat yoktu bu gece! İnşallah uyumazdım okulda!
Gözlerimi kapattım ve uykunun kollarına kendimi bu sefer rahatça bıraktım.
KÜÇÜK KIZ YATARKEN OĞLAN GÖZÜNÜ KIRPMIYORDU HİÇ. KÜÇÜK KIZIN GELEN BİLDİRİMLE SURATININ DEĞİŞTİĞİNİ FARK ETMİŞTİ. KORKMUŞTU VE MERAKLI BAKMIŞTI KÜÇÜK KIZ. KİMDİ MESAJI GÖNDEREN MERAK EDİYORDU. KALBİ MERAK KURDU İLE KEMİRİLİRKEN HİÇBİR ŞEY YAPAMIYORDU. SADECE OTURUYORDU ÖYLECE. KISKANÇLIK VE MERAK KENDİSİNİ ELE GEÇİRMİŞTİ. KALBİ KISKANÇLIĞA HAS ÖFKEYLE VE MERAKLA ATIYORDU. AMA BİLİYORDU Kİ ADAM KALBİNDEKİ AŞK YARIN BİTECEKTİ. ÇÜNKÜ SEÇİMİNİ YAPMIŞTI.
SEVDİĞİ KIZIN HER HALİNİ BEYNİNE KAZIMAK İÇİN HERKESİN UYKUYA DALDĞINDAN EMİN OLDUĞU ZAMAN ODASINDAN ÇIKTI. KIZI ODASININ AÇIK OLAN KAPISINDAN İÇERİ GİRDİ. YAPTIĞI YANLIŞTI BİLİYORDU AMA BİR DAHA ZATEN AYNI YANLIŞI YAPMAYACAKTI. BU YANLIŞA İHTİYACI VARDI.
EŞSİZ BİR TABLODAN BİLE DAHA EŞSİZ OLAN SEVDİĞİ KIZA BAKTI. KÜÇÜK KIZ DELİ GİBİ UYUYORDU. ÜSTÜNDEKİ PİKE AÇILMIŞTI VE PEMBE UZUN PİJAMASIYLA YATIYORDU. BELLİ ÜŞÜYORDU AYAKLARI AMA YİNE DE BÜZÜLMEMİŞTİ. DOKUNAMAYACAKTI BİR DAHA ONU GÜLÜMSETEN BU
KIZA.SADECE İZLEDİ BU TABLOYU. KÜÇÜK BİR KIZ ÇOCUĞUYDU HALA BU KIZ. İŞTE KALBİ KÜÇÜK ÇOCUK OLAN BU KIZA YAŞATACAĞI ACIYI DÜŞÜNÜYORDU. GÖZLERİNDEN AKACAK O YAŞLARI… ADAMIN KENDİ KALBİNDEKİ ACIYI… KIZIN KALBİNE VERECEĞİ ACIYI… VİCDAN AZABINDAN ÖLSE DE HER ŞEYİN DAHA DA KÖTÜYE GİDECEĞİNİ BİLMESE DE KÜÇÜK KIZIN ONU UNUTACAĞINI DÜŞÜNÜYORDU.
KIZIN KALBİYSE BİR AN BİLE UNUTMADIĞI SEVGİLİSİNİ ASLA UNUTMAYACAK VE ONUN ACISINA DAYANAMAYACAKTI… BU ACI VE AŞK YANGINI TARİHE GEÇMESE DE HERKES BİLECEKTİ BUNU VE O YANGINDA HERKES YANACAKTI. YA UZAKTAN YA DA YAKINDAN…BU YANGIN HERKESİ YAKACAKTI.
Bölüm etkileşimi
