8. bölüm · KİMSESİZ KIZIN KİMSESİ

Sahte kız melekos

Yağmur Aksu

Turnuvanın zafer sarhoşluğu içinde okuldan çıktıklarında, Deniz kendini ilk defa tamamen güvende hissetmişti. Melek'in yanındaki huzuru, aslında bir uçurumun kenarında olduğunun işaretiydi. Okulun biraz ilerisindeki o sessiz ara sokağa girdiklerinde, Melek birden durdu. O meşhur masum gülümsemesi, yerini buz gibi bir ciddiyete bıraktı.
Deniz, Melek’in arkasını dönüp ona bakmadan konuştuğunu duyduğunda şaşırdı.
— "Çok kolay kandın, Deniz," dedi Melek. Sesi artık o tanıdığı tatlı tonda değildi.
Deniz kaşlarını çattı. "Ne demek istiyorsun?"
Melek yavaşça arkasını döndü. Gözlerinde daha önce hiç görmediği bir hırs ve sinsi bir parıltı vardı. "Senin o ajanlık yeteneklerini, okulun en gizli bilgilerine ulaşmak için kullanacağımı hiç mi düşünmedin? Herkes senin gücüne odaklanmışken, senin o zayıf noktanı, yani 'güven' ihtiyacını kullanmak çocuk oyuncağıydı."
Melek, cebinden küçük bir kayıt cihazı çıkardı. Deniz’in gizlice yaptığı konuşmaları ve o gün turnuvada yaptığı özel hamleleri kaydetmişti.
"Demir ve Emre ile olan o çocukça çekişmeleriniz... Hepsi benim planımdı. Sen onları etkisiz hale getirirken, ben de senin zayıf anlarını kolladım. Artık okulun kraliçesi ben olacağım, sen ise sadece benim basamağım."
Deniz, karşısında duran "dostuna" baktı. Melek'in aslında Demir ve Emre'den çok daha tehlikeli, çok daha zeki bir manipülatör olduğunu fark etti. Deniz, ajanlık devrelerini yeniden başlattı. Kalbi kırılmamıştı, aksine; oyun şimdi gerçekten başlamıştı.
Deniz, soğukkanlılıkla gülümsedi. "Sinsi bir sahtekar olduğunu bilmen güzel, Melek. Ama bir şeyi unuttun: Ben zaten başından beri senin 'gerçek' yüzünü görmek için seni yanımda tutuyordum."