31. bölüm · KİMSESİZ KIZIN KİMSESİ
10 yıl sonra
## 10 Yıl Zaman Atlaması Senaryosu
**Emre:** (Elinde kırlaşmış saçlarıyla bir senaryo defteri, çatının yerini modern, şık bir kafeye bırakmış sahnede masaya vurur) "Ve 10 yıl geçer! Reyting rekorları kıran dizimiz artık prime-time'ın efsanesi oldu!"
Aradan geçen 10 yılın ardından sahnede her şey değişmiştir. O lise koridorlarındaki inatlaşmalar, ıslak çatılar ve "stajyer sevgililik" geride kalmıştır.
### Sahne: Şık Bir Kafe / Akşam Üstü
Deniz, artık kendi adına açılmış başarılı bir butik yayınevinin masasında oturmuş, kahvesini yudumlamaktadır. Üzerinde hâlâ o inatçı ama bu sefer oldukça şık tarzı vardır. Kapı açılır ve içeri Demir girer. Elinde iş çantası ama yüzündeki o hırt, şımarık sırıtıştan eser yoktur—tabii Deniz'i görene kadar.
**Demir:** (Ceketinin düğmelerini çözerken masaya yaklaşır, eğilip Deniz’in yanağına bir öpücük kondurur) "Günün nasıl geçti bakalım başeditör hanım? 3 çocuğumuzun az önceki veli toplantısından kaçıp zor geldim."
**Deniz:** (Gözlerini devirip kahvesinden bir yudum alır ama dudaklarındaki o tatlı kıvrımı gizleyemez) "Velilerden biri yine en küçüğün abartı hikayelerinden mi şikayetçi oldu? Kesin senin genlerini almış, kesin."
**Demir:** (Karşısındaki sandalyeye çöküp ellerini masada birleştirir, gözlerinde 10 yıl önceki o parıltı ama bu sefer daha olgun bir bakışla) "Benim genlerimi aldığına eminim çünkü aynen senin gibi 'asla alttan almam' diye tutturmuş. Ama neyse ki annesi gibi dünyayı güzelleştiren iki kişi var evde, idare ediyoruz."
**Emre:** (Yan masadan kafasını uzatır, elinde hâlâ o meşhur şemsiyesi vardır—artık dekoratif olarak kullanıyordur) "Hooop! 10 yıl oldu hâlâ aynı atışma! Yönetmen olarak araya giriyorum; çocuklar nerede, anneanneye mi bıraktınız?"
**Deniz ve Demir (aynı anda):** "Sana ne Emre?!"**Demir:** (Gözleri fal taşı gibi açılır, bir an duraksar ve kahkahayı basar) "Tek mi?! Nasıl tek ya? Hani o iddialı planlar, 3 çocuk falan?!"
**Deniz:** (Kollarını göğsünde kavuşturup zafer kazanmış bir gülümsemeyle Demir'e bakar) "Öyle bol keseden sallamaya benzemez hırt! bir kızımız var, birde oğlumuz şu an ikiside 4 yaşında ve aynen babasının o inatçı genlerini taşıyor. Yani evdeler ikimize de yetiyor."
**Emre:** (Yan masadan kafasını uzatıp kahkahayla araya girer) "Yazık la adama, 3 çocuk hayali 4 yaşında dünyalar tatlısı iki minnoşa tosladı ve tek rauntta nakavt oldu! E, 10 yılın özeti bu mu yani?"
**Emre:** (Elindeki kahveyi masaya fırlatıp panikle etrafa bakınır) "Şşşt, sesli söyleme! Az önce mağazanın içinde kaybettim onları! Biri 'Prenslerin efendisi olcam' diye kostüm reyonuna daldı, diğeri de 'Beni uzaya ışınlayın' diye kasanın arkasına saklandı. 10 dakikadır kat nöbetçisi gibi peşlerinde koşturuyorum!"
**Demir:** (Kahvesinden rahat bir yudum alıp Emre'nin bu haline kıs kıs güler) "Müstahak sana kanka. Hani 'ben zapt ederim' diye büyük büyük konuşuyordun? Al sana 6 yaşında iki afet, ikiz bela."
**Deniz:** (Gözlerini devirip çantasından ıslak mendil çıkarır, yüzünde hem 'ben demiştim' diyen hem de şefkatli bir gülümsemeyle ayağa kalkar) "Melis kesin yine 'Babam bana çikolata alacak' diye kandırmıştır bunları. Ben gidip toparlayayım bizimkileri, yoksa AVM'yi birbirine katacaklar."
**Demir:** (Kahkahasını bastırmaya çalışıp çayından bir yudum alır, Emre'ye imayla bakar) "Haklı valla... 6 yaşında iki ikiz bela evdeyken, Emre'nin o havalı havalı 'ben bu işi çözerim' tripleri nasıl son buldu ama? Karizmayı tek çırpıda çizdirdi."
**Emre:** (İki elini teslim olur gibi havaya kaldırıp masaya doğru çöker) "Aman Deniz, Tanrı aşkına Melis'e bir şey söyleme! Zaten 'Çocukları 5 dakika zapt edemedin mi' diye beni de yaka paça dışarı atacak birazdan. Kadın haklı tabi, iki tane mini modelim var evde, zapt edilmiyorlar!"
**Deniz:** (Gözlerini devirip çantasından ıslak mendili çıkarırken hafifçe gülümser) "Neyse ki Melis var da evde bir denge var, yoksa seninle o ikizler AVM'yi havaya uçururdu zaten. Ben gidip bizimkiyle ikizleri bulayım, 4 yaşındaki o minik afet yine kime kafa tutuyorsa..."
Deniz: ee yunusa noldu?
Demir: sus karucumm melekle evli oo
Deniz: ohaa bu gercek mi ayy bizimm kız geldii! Noldu bitanem?
Güneş: annee ben de oyuncak buldumm!
Deniz: ne buldun tatlımm
Güneş: yalçınıı buldumm!
Demir: hayır kızım hayır!
**Emre:** (Masaya geri dönüp ellerini havaya kaldırarak kahkahayı basar) "Yalçın mı?! Durun, durun, kurguyu durdurun! 10 yıl sonrasındayız ve bizim 4 yaşındaki Güneş, meğerse Melis'le benim oğlumu Yalçın'ı mı buldu?!"
**Demir:** (Yüzündeki o şımarık ama bir o kadar da panik babalık ifadesiyle ayağa fırlar) "Kızım hemen bırak o çocuğu! Daha dünürcü gidecektim falan diyorduk, bunlar evcilik oynamaya başlamış bile!"
**Deniz:** (Gözleri kocaman açılmış, elindeki ıslak mendille kalakalmış bir şekilde Güneş’e ve arkasından beliren minik Yalçın’a bakar) "Ayy bayılacağım... Bunların kanında var inatlaşmak, daha 4 yaşında başladılarsa bizim işimiz iş Demir!"
**Demir:** (Yalçın'ın o mini mini boyuna bakıp ciddiyetle eğilir, yüzündeki o sinsi sırıtış yerini yavaşça gururlu bir baba/amca/karizmatik abi ifadesine bırakır) "Oha, lafa bak! Yalnız kanka, benim gibi olmak zor iş; önce inat etmeyi, sonra da bu akıllı bıdıkların kaprisini çekmeyi öğrenmen lazım."
**Emre:** (Kafasını ellerinin arasına alıp dramatik bir şekilde sallanır) "Yok artık! Benim oğlan bile babasına değil, gidip hırt Demir'e özeniyor! Nesil baştan aşağı kaydı, bittik biz!"
**Güneş:** (Ellerini beline koyup tıpkı annesi Deniz gibi kaşlarını çatınarak Yalçın'a döner) "Babam gibi olamazsın ki sen! Önce benimle 5 tur koşu yarışını kazanman lazım, baksana boyun benden kısa!"
**Deniz:** (Gözlerini devirip gülmemek için dudağını ısırır, sonra Demir’e dönüp fısıltıyla takılır) "Al işte hırt, eserinle gurur duyabilirsin. 4 yaşında çocukların bile psikolojisiyle oynamayı başardın!"
### 28. Bölüm (Büyük Final)
**Emre:** (Elindeki senaryo defterini gururla kapatıp masaya vuran bir yönetmen edasıyla orta yere fırlar) "Ve efenim, stajyer sevgililikle başlayan, Antalya yağmuruyla mühürlenen ve 10 yıl sonra minik afacanlarla şenlenen efsane dizimizin final sahnesine geldik! Işıklar kapanıyor, kalpler son kez atıyor!"
Ortamdaki o neşeli kahkahalar yerini yavaşça tatlı bir huzura bırakır. Kafe masasının etrafında toplanmış bu kalabalık, geçmişin o hırçın, inatçı gençlerinden şimdi hayatın en güzel anlarını paylaşan bir aileye dönüşmüştür.
### Sahne: Kafenin Bahçesi / Gün Batımı
Güneş batarken kafenin bahçesindeki ışıklar yanar. Minik Güneş ile Yalçın, ellerindeki dondurmalarla koşturmaca oynamaktadır. Emre ve Melis arkalarından yetişmeye çalışırken, Deniz ile Demir masada baş başa kalmıştır.
Demir, 10 yıl önceki o sinsi ve şımarık sırıtışını bir kenara bırakmış, gözlerinin içindeki o derin sevgiyle Deniz’e bakmaktadır. Masadaki kahvesini kenara itip ellerini Deniz’in ellerinin üzerine koyar.
**Demir:** (Sesi her zamankinden daha yumuşak, rüzgarın sesine karışarak çıkar) "Evet başyazar hanım... Hani '3 çocuk' diye iddiaya girmiştik, tek kızımızla bizi tam 12'den vurdular. Ama dürüst olalım; 28 bölüm boyunca yazdığın en güzel şey ne biliyor musun?"
Deniz, kahvesinden son bir yudum alırken hafifçe gülümser, başını kaldırıp Demir'in o kahverengi gözlerine diker.
**Deniz:** (Tek kaşını kaldırarak ama gözlerindeki o yumuşaklığı gizleyemeden) "Ne imiş başrol oyuncusu? Yine kendi egonu tatmin edeceğin bir cümle mi?"
**Demir:** (Başını iki yana sallayıp gülerek Deniz'in elini biraz daha sıkı kavrar) "Yok be güzelim... Hayatımın başrolünü sana vermekmiş. İyi ki o günlüğe o cümleleri yazmışsın, iyi ki inat etmişiz."
O sırada minik Güneş koşa koşa gelir, kollarını Demir'in bacağına dolar.
**Güneş:** "Babaaa! Yalçın diyor ki 'en büyük karizmatik hırt benim babam' diyor, ama ben senin daha hırt olduğunu söyledim!"
Masadaki herkes bu ani çıkışla kahkahayı basar. Emre uzaktan ellerini havaya kaldırarak bağırmaya başlar:
**Emre:** "Çocuk bile babasının haklılığını tescilledi! Yönetmen olarak bu senaryoya 10 üzerinden 10 veriyorum!"
Deniz, hem Güneş'in kafasını okşar hem de gülerek Demir'e döner.
**Deniz:** "Duydun mu hırt? 10 yıl da geçse, nesiller de değişse bu evdeki en büyük bela sensin."
**Demir:** (Göz kırparak Güneş'i kucağına alır ve Deniz'e doğru eğilir) "Bela sensin güzelim, ama inatla söyleyeyim... Son nefesime kadar bu ekibin başrolüyüm."
Kamera yavaşça batın giren güneşin altında gülüşen bu dörtlüye, koşturan miniklere ve rüzgarda sallanan o efsane şemsiyeye doğru yaklaşırken ekran kararır.
*THE END.*
