29. bölüm · KİMSESİZ KIZIN KİMSESİ

Aşk taktikleri

Yağmur Aksu

Okul zili çalar çalamaz gök gürültüsüyle birlikte ardına kadar açılan bulutlar, **Antalya**'nın üstüne adeta feleğini şaşırtmış bastıran bir sağanak indirir. Bahçe saniyeler içinde sıcak yağmurun altında su göletine dönerken, herkes kapı ağızlarına yığılır.
Deniz, bu kaostan ve Demir'in sabahki ajan şovundan kaçmak için çantasını kaptığı gibi arka kapıya yönelir. Tam okuldan çıkacakken, güçlü bir el bileğini yakalayıp onu ardına bile bakmasına izin vermeden okulun eski spor salonunun arkasındaki kapalı sundurmaya çeker.
**Demir:** (Antalya'nın neminden sırılsıklam olmuş saçlarını alnından geriye doğru iterken, nefes nefese ama yüzündeki o sinsi sırıtışla karşısına dikilir) "Kaçabileceğini sandın değil mi deli kız? Yağmur bile senden yana değil."
**Deniz:** (Kolunu hınçla geri çeker, ıslanan saçlarını omzundan atıp dik dik bakar) "Bırak elimi hırt! Zaten sinirlerim limoni, bir de seninle sırılsıklam uğraşamayacağım, yoluma git!"
Demir tam cevap verecekken, köşeden soluk soluğa koşa koşa gelen **Emre** kafasına geçirdiği naylon poşetle aralarına dalar.
**Emre:** (Elindeki defteri siper ederek) "Durun! Dağılın! Savaş çıktı! Demir, kanka, duruma müdahale etmem lazım, bu iş böyle ezbere yürümez!"
**Demir:** (Kaşlarını çatıp Emre'ye döner) "Ne diyorsun lan yine, ne ezberi?"
**Emre:** (Gözlerini kocaman açıp cebinden çıkardığı buruşuk bir kağıdı açar) "Aşk koçuyum ben oğlum! 27 bölümün özeti bu, sana acil taktik lazım. Bak şimdi, birinci kural: Kız seni duvara yapıştırdığında 'Aşığım' demek yok, 'Beni tekrar yapıştır, çok havalıydı' diyeceksin!"
Deniz, Emre’nin söylediği saçmalığı duyunca gözlerini devirip arkasını döner ama sinirden gülmemek için dişlerini öyle bir sıkar ki yanakları kasılır.
**Deniz:** (Kendi kendine mırıldanarak) "Yemin ederim ikisi de akıl hastanesinden kaçmış, ben bunlarla uğraşmaktan ruh hastası olacağım..."
**Demir:** (Emre'ye ölümcül bakışlar atıp kafasına defteri geçirir) "Defol git lan buradan, zihniyetini sevdiğimimin adamı, aşkın içine sıçtın!"
Antalya’nın o baskın, gürültülü sağanağında Emre’yi kafasına geçirdiği naylon poşetle orada bırakan Deniz, Demir’e ters ve sinirli bir bakış atıp arkasını döner.
**Deniz:** (Dişlerinin arasından tıslayarak) "Uğraşamayacağım sizinle, kafayı yemişsiniz yemin ederim!"
Deniz, arkasına bile bakmadan merdivenlere koşar ve koridorları geçerek okulun yasaklı olan çatısına açılan kapıya yönelir. Asma kilidin çoktan kırılmış ya da açık bırakılmış olmasından faydalanıp kendini dışarı, gökyüzünün tam ortasına atar.
Antalya'nın ılık ama öfkeli yağmuru saniyeler içinde saçlarını, üniformasını sırılsıklam eder; su damlaları yüzünden süzülürken Deniz derin bir nefes alıp kollarını göğsünde kavuşturur ve yağmura karşı bağırmaya başlar:
**Deniz:** (Gök gürültüsüne karışan sesiyle) "Yeter be! 27 bölüm oldu, bir rahat vermediler! Ne bu çektiğim!"
Tam o sırada, çatının demir kapısı gıcırtıyla tekrar açılır. Yağmurdan sırılsıklam olmuş, tişörtü vücuduna yapışmış **Demir**, elinde iki tane simitle (ya da cebinden çıkardığı ıslanmış bir şeyle) sırıta sırıta içeri adımlar.
**Demir:** (Yağmur suyu damlayan saçlarını geriye atarken, sesini rüzgara duyurmaya çalışarak seslenir) "Çatılara kadar kaçacağını biliyordum deli kız! Manzara güzel ama yalnız kalmana izin vermeyeceğimi söylemiştim!"
Demir, sağanak yağmurun altında sırılsıklam olmuş saçlarından yüzüne damlayan suları önemsemeden, ellerini cepsiz pantolonunun cebine sokup Deniz'e doğru bir adım daha yaklaşır.
**Demir:** (Yüzündeki o sinsi ve tatlı sırıtışla) "Günlüğe gerek var mı güzelim? Gözlerin o kadar yüksek sesle 'Demir' diye bağırıyor ki, sağır sultan bile duyar."
Deniz, Antalya'nın ılık yağmuru altında sırılsıklam bir halde dikilirken, utancından yüzünün kızartısı yağmur suyuyla bile kapanmaz. Hırsla bir adım öne atılır.
**Deniz:** (Sesi rüzgarda yankılanarak) "Sen o günlüğü gerçekten okudun mu hırt? Yemin ederim seni buradan aşağı atarım, celladın olurum!"
**Demir:** (Hiç istifini bozmadan ellerini teslim oluyormuş gibi havaya kaldırır ama gözlerindeki o parıltı sönmez) "At bakalım! Zaten senin elinde ölmeye razıyım. Ama itiraf etsene... 27 bölüm boyunca içini yiyen o merakın sebebi ben değil miydim?"
Deniz: yağmur sendin.
Demir;: ne saçmalıyosun tatlım
Deniz: toprak yağmura ben sana. Aşık olduk yenidenn...imkansız gibi görünen bu mesele...
**Deniz:** (Yağmur damlalarının yüzünden süzülmesine izin vererek gözlerini Demir’e diker; sesi hem inatçı hem de ilk defa bu kadar yumuşaktır) "Yağmur sendin... Toprak yağmura, ben sana. Aşık olduk yeniden... imkansız gibi görünen bu mesele..."
Demir, duyduğu sözler karşısında bir an olduğu yerde kalakalır. Yüzündeki o sinsi ve alaycı sırıtış yavaşça silinir, yerine inanamayan ama içi eriyen bir şaşkınlık geçer.
**Demir:** (Gözleri parlayarak bir adım daha yaklaşır, sesindeki o şımarık ton tamamen yok olur) "Demek... sonunda itiraf ettin deli kız. 27 bölümün sonunda surlar yıkıldı demek ki?"
**Deniz:** (Hâlâ diklenmeye çalışsa da yanaklarındaki o kızarıklık ve sesindeki titreme her şeyi ele verir) "Çok da şey etme hırt! Sadece... günlüğümde ne yazdığını merak ediyordun ya, cevabını aldın işte. Şimdi sesini kes ve ıslanmaya devam et!"
Demir, omuzlarından aşağı sular süzülmesine rağmen yüzünde kocaman, aptal bir gülümsemeyle kollarını iki yana açıp yağmurun altındaki çatının ortasında durur.
**Demir:** "İsterse kıyamet kopsun, bu yağmur da bu okul da şahidim olsun; bundan sonra o imkansız dediğin meseleyi başımıza taç edeceğiz güzelim!"
Deniz: yani.?
**Demir:** (Yüzündeki o dev gülümsemeyle sırılsıklam saçlarını geriye atıp bir adımda aradaki mesafeyi kapatır) Yani'si şu güzelim... Kaçış yok, son 27 bölüm resmi olarak bitti. Artık bu hikayenin başrolü biziz!
Deniz, gözlerini devirip arkasını dönecek gibi olur ama Demir hızla bileğini yakalayıp onu kendine çeker.
**Demir:** (Gözlerinin içine bakarak, sesi bu sefer fısıltı gibi ama rüzgara rağmen net çıkar) "Yani... Artık 'sen' ve 'ben' değil, 'biz' varız. İtiraf ettin bir kere, geri dönüşü yok."
**Emre:** (Çatı kapısının arkasından kafasını uzatıp elindeki şemsiyeyle araya girer) "Hooop! Yönetmen sahneye müdahale ediyor! Romantizminizi bölmeyeyim ama aşağıda müdür nöbetçi, sırılsıklam halinizi görürse 28. bölümde hapse girersiniz!"