25. bölüm · KİMSESİZ KIZIN KİMSESİ

Duygu

Yağmur Aksu

Yine bi okul günüydü dünkü yaşananların hepsini unutmustu deniz
Zil çalmış, okul koridorları gürültüyle yankılanmaktadır. Deniz, o kalabalığın ve gürültünün arasında kalmamak için hızlı adımlarla tuvalete girer ve kapıyı arkasından kilitler.
Etrafta kimselerin olmadığını fark edince o sert, hınzır kabuğu bir anda çatlar. Sırtını tuvalet kabininin soğuk duvarına yaslayıp yere doğru kayar; dizlerini kendine çekip yüzünü ellerinin arasına gömer. İçini çeke çeke, sesini bastırmaya çalışarak babasını düşünür. Yokluğu, o an o küçük odada omuzlarına tonlarca ağırlık gibi çökmüştür. Gözyaşları yanaklarından süzülürken masum ve savunmasız bir halde sessizce ağlamaya başlar.
Tam o sırada, tuvaletin kapısı gürültüyle açılır. **Melis** ve **Rüya**, gülüşerek ve dedikodu yaparak içeri girerler.
**Melis:** (Ayna önünde rujunu tazelerken sesini yükselterek) "Yani o çocuğun o sırada bana bakmadığına yemin edebilirim ama inandıramıyorum."
Rüya tam cevap verecekken, kabinlerden gelen hafif hıçkırık sesini duyar ve duraksayıp Melis'in kolunu dürtər. İkisi sesin geldiği kabinin önüne doğru yaklaşırlar. Melis, kabinin kapısını hafifçe itip içeri bakar; Deniz’in gözleri yaşlar içinde, saçları dağınık, o bitkin halini görünce dudaklarında alaycı ve acımasız bir sırıtış belirir.
**Melis:** (Gözlerini devirerek, sesindeki o yapmacık şaşkınlıkla) "Aa, bakın burada kim varmış! Masal prensesimiz hastane sahnesinden sonra şimdi de dram tuvalet tiyatrosuna mı başladı? Babacığın gelip seni kurtarmadı diye mi bu gözyaşları, ay yazık!"
**Deniz:** (Başını dizlerinden kaldırıp bulanık ve öfkeli gözlerle Melis’e bakarak, sesi titrese de dik durmaya çalışır) "benim babam yok ki öldü ya.. boşver İşinize bakın, defolun!"
**Melis:** (Öfkeyle bir adım öne atılıp alayla güler) "Ne o, hâlâ o havalı tavırları mı yapacaksın sen? Baksana şu tipine, zavallının teki!"
Melis üstüne yürüyüp onu iterken, Deniz tam ayağa kalkmaya çalışırken dengesini kaybeder ve lavabonun kenarına sertçe çarpar. Lavabonun sivri köşesi yanağını sıyırıp geçer; Deniz’in yüzünde ince, sızlayan kırmızı bir çizik oluşur ve oradan sızan küçük bir damla kan yanakundaki gözyaşına karışır.
**Rüya:** (Hafifçe irilerek) "Melis, dur la, kesti kızın yüzünü!"
**Melis:** (Hâlâ hıncını alamamış bir şekilde, yüzündeki o kibirli ifadeyle) "Hak etti ama! Belki akıllanır, bir daha kimin alanına gireceğini öğrenir.
Sınıfın içinde ders zili çalmış, uğultu yavaş yavaş yerini sessizliğe bırakmaya başlamıştır. **Derya hoca**, elindeki yoklama defterini masaya bırakıp gözlerini sınıfta gezdirdiğinde boş olan sırayı hemen fark eder.
**Derya hoca:** (Kaşlarını hafifçe çatarak, sınıfa bakıp seslenir) "Çocuklar, Deniz nerde? Bilgisi olan var mı?"
En ön sıralardan birinde oturan Melis, yüzündeki o umursamaz ifadeyle arkadaşı Rüya’ya dönüp sessizce kıkırdar; ardından ellerini masanın üzerinde birleştirip hocaya doğru döner.
**Melis:** (Masum bir ses tonu yapmaya çalışarak) "Valla hocam, bilemiyoruz. Belki yine hastane yollarındadır, malum kendisi dram sahnelerini pek sever."
Sınıftakiler fısıldaşmaya başlarken, arka sıralarda oturan Demir, Melis’in bu lafını duyar duymaz kaşlarını çatar; oturduğu yerde sinirle doğrulup dikleşir.

Deniz, aradan geçen dakikaların ardından biraz olsun sakinleşip derin bir nefes alır. Lavabonun önünde yanağındaki ince kan izini suyla temizler; serin su sızlayan çiziği yaktıkça içindeki öfke ve inat daha da bilenir.
Tam o sırada, ders bitişini haber veren acı zil sesi okul koridorlarında yankılanır.
Kapı aralanır ve Deniz, gözlerindeki tüm yorgunluğu ve arkasındaki o darmadağın anı geride bırakmaya çalışarak kafası dik bir şekilde koridora adım atar. Yürüyüşünden ödün vermeden, doğrudan kendi sınıfına doğru yönelir. Koridordaki kalabalığın arasından geçip sınıfın kapısını ittirerek içeri girdiği an, içerideki tüm gözler anında onun üzerine çevrilir.
Demir, arkadaki masasından kalkıp tam ağzını açacakken, Emre herkesten önce davranarak hızla ayağa fırlar. Deniz’in yanağındaki o incecik kırmızı çiziği ve gözlerindeki solmuş ama dimdik duran ifadeyi fark ettiği an yüzündeki renk atar.
**Emre:** (Telaşla Deniz’in önüne doğru adımlayıp gözlerini yanağındaki çiziğe dikerek) "Noldu deniz, iyi misin? Kim yaptı bunu sana?!"
Deniz, Emre’nin bu endişeli ve üzerine titreyen halini gördükçe daha da gerilir; zaten gerilmiş olan sinirleri iyice tepesine çıkar.
**Deniz:** (Sesi titrese de sert ve ters bir tonla kafasını başka yöne çevirerek) "Git başımdan Emre, seninle uğraşamam şimdi!"
**Demir:** (Emre'nin terslenip geri çekilişini izlerken, gözlerini Deniz'in yanağındaki o küçük çiziğe ve solgun yüzüne diker. Kendi kendine fısıltıyla) "Onu çok üzmüşler..."
Sesindeki o alaycı, ukala ton bir anda yerini derin bir öfkeye bırakmıştır. Yumruklarını masaya sıkarak ayağa kalkar, gözlerini Melis'in oturduğu tarafa doğru diker.
**Berke:** (Demir'in bu halini görüp şaşkınlıkla gözlerini irileştirerek) "Oğlum... Demir ilk defa şov yapmıyor, bayağı ciddi lan. Kim yaptı acaba?"
Güneş yavaş yavaş batarken okul kapısındaki o gergin hava dağılmış, öğrenciler evlerine dağılmıştır. Demir de gün boyunca aklından çıkmayan o yaralı yüzü ve Deniz'in tuvaletteki halini düşünerek eve, odasına çekilmiştir.
Masasının başına geçer, masanın çekmecesinden kilitli günlüğünü çıkarır. Kalemi eline alıp sayfayı açar ve içindekileri dökmeye başlar:
> *"Bugün okulda onu gördüm. Yanağında incecik bir çizik vardı, gözleri öyle doluydu ki... Her zamanki o dik başlı, laf sokan masal prensesi değildi bugün. Onu çok üzmüşler, canını yakmışlar. İçimdeki o aptal öfke ilk defa şov yapmak için değil, gerçekten canım yandığı için alev aldı. Kim yaptıysaora yerleri dar edeceğim ama önce onun o buz gibi duvarlarını aşmam lazım..."*
>
Demir günlüğe son noktayı koyup kalemi bırakır; yorgunluktan ve kafasındaki düşünce kalabalığından kendini yatağa bırakır bırakmaz derin bir uykuya dalar.
Aradan saatler geçer. Evde çıt çıkmazken, odanın kapısı yavaşça aralanır. Demir’in meraklı küçük kardeşi **Melisa**, ayak parmaklarının ucuna basa basa içeri sızar. Yatakta deliksiz uyuşan ağabeyine şöyle bir göz atar, ardından masanın üzerindeki açık duran günlüğü görür. Gözleri parlar.
**Melisa:** (Kendi kendine fısıldayarak, sinsice sırıtıp günlüğe doğru yaklaşırken) "Aha... Abim ilk defa dersler dışında bir şey yazmış, kesin büyük bir aşk icaatı var."
Hemen günlüğü kapıp sayfaları hızla çevirmeye başlar...

Demir odasında uyurken ve Melisa günlüğü karıştırırken, okuldan çıkan **Deniz** de adımlarını yavaşça okulun hemen yanındaki **öğrenci yurduna** doğru yönlendirir. (Hani "eve" demişti ya, aslında o buz gibi, başını dinleyeceği tek yer bu daracık yurt odasıdır.)
Yurdun kapısından içeri girer, merdivenleri sessizce tırmanıp odasının önüne gelir. Kapıyı açıp içeri girdiğinde oda tamamen boştur; ne bir ses ne de huzur vardır. Çantasını yatağın üzerine fırlatıp aynanın önüne geçer.
Aynadaki yansımasına bakar; yanağındaki o incecik çizik hala hafifçe sızlamaktadır, kurumuş kan izi ve gözlerinin etrafındaki o yorgunluk, günün ne kadar ağır geçtiğini yüzüne tokat gibi çarpar.
Hiç üstünü bile değiştirmeden, sırtını ranzanın demirine yaslayıp yere çöker. Dizlerini kendine çeker, başını ellerinin arasına alır. Gün boyunca ne Melis'e ne de Emre'ye verdiği o sert, dik duruşlu tavırdan eser kalmamıştır şimdi. Yurt odasının o sessizliğinde, içini dökecek kimsesi olmadığını bir kez daha hatırlayarak sessizce ağlamaya başlar.
Telefonun ekranında Emre’nin adını görünce Deniz, gözlerindeki yaşı alelacele siler, sesini olabildiğince normal ve sert çıkmaya zorlayarak telefonu açar.
**Deniz:** (Telefona homurdanarak) "Noldu Emre?"
**Emre:** (Karşı tarafta biraz duraksar, sesi çekingen ve tedirgindir) "Şey... bi' şey sorucam ama rahatsız olma sakın."
**Deniz:** (Gözlerini devirip bıkkın bir nefes vererek) "Noldu ya, uzatma."
**Emre:** "Galiba... Demir sana aşık."
**Deniz:** (Kaşlarını çatıp alayla güler) "O hırt da bananeden başka ne bekliyorsun? Kapat şu saçmalığı."
**Emre:** (Hemen sesini alçaltıp ciddileşerek) "Ona hırt deme bence... Ailesinden şiddet görüyormuş."
Deniz, duyduğu cümleyle birlikte olduğu yerde kalakalır; az önceki o öfkeli ve alaycı hali bir anda buz keser.
**Deniz:** (Sesi şaşkınlık ve inanamamazlıkla titreyerek) "Ne..? Ciddi misin?"
**Emre:** (Karşı tarafta derin bir nefes alarak) "Ben ona üzülüyorum..."
**Deniz:** (Kaşlarını çatıp sert bir tonla) "Bence ona acıma, o tam bir odun."
**Emre:** (Sesi iyice alçalır, biraz çekinerek) "Bi' şey daha öğrendim..."
**Deniz:** (Merakı artmış ama bunu belli etmemeye çalışarak) "Ne öğrendin?"
**Emre:** "Senin ailen yokmuş..."
Deniz’in eli telefona sıkıca tutunurken, kulaklarında bu cümle yankılanır. Yurt odasının o sessizliğinde nefesi kesilir gibi olur; gözleri dolar ama bu seferki gözyaşı öfkeden değil, kalbinin orta yerine inen ağır bir darbedendir. Telefonun ucunda uzun bir sessizlik olur.
**Deniz:** (Yutkunmaya çalışarak, sesi zar zor çıkacak kadar kısık bir tonla) "..."
Deniz: emre kapat