11. bölüm · Kayıp Merhamet

9-Ailenin dışlanan çocuğu

Eylül su Yalçın

“Bu devirde babana bile güvenme.”

Atasözümü deyim mi artık her neyse inandığım ve yaşadığım bir cümleydi. Aynı şeyin Elvininde yaşayacağını hiç tahmin etmemiştim.

Bakışlarım, korku içinde Elvin ve Veysel amca arasında gidip gelirken nefes almayı bile bırakmıştım.

Ayberk ileri atılarak Veysel amcayı sertçe çekti. Erva ile koşarak Elvinin yanına gittik.

Saçları dağılmış, göz bebekleri büyümüştü. Nefesini zor alıyormuş gibi ellerini boynuna bastırıyordu.

Daha rahat nefes alabilmesi için koşarak camı açtım.

Elvinle bu kadar aynı olmak çok değişikti. En azından artık baba acısını bilen birine anlatabilirdim.

Yeniden Elvinin yanına döndüğümde artık daha rahat nefes alıyordu.

Alıyordu almasına da Veysel Elvinden ne istiyor du?

Çatılan kaşları ile içeri giren Ayberk hızlı adımlarla Elvinin yanına geldi. Bu kız daha ne yaşayacaktı. Zaten hayatının yarısını piç abim elinden almıştı bunu yaşamasının ne anlamı vardı? Peki ya Ayberk. O bunu yaşamak zorunda mıydı? Ablasını elinden almışlardı. Ve babası ablasını öldürmeye çalışıyordu.

Derin bir nefes alarak Ayberke döndüm. Elvinin ellerini tutmuş onu sakinleştirmeye çalışıyordu.

“Ayberk.” Diye mırıldandığımda bakışları bana döndü. Burnumu çekerek “konuşabilir miyiz?” Diye sordum. Ayaklanarak eliyle dışarıyı gösterdi. O peşimden gelirken, ben önden çıkarak hastanenin tenha bir köşesinde durdum.

Yanıma geldiğinde sorgulayarak bana bakıyordu. İç çekerek, “Nasıl yapıyorsun?” Diye sordum başını sağ omzuna eğerek, “Neyi?” Diye mırıldandı.

“Nasıl böyle davranıyorsun? Başına neler geldi ablan ne halde baban ne halde. Ben en ufak bir ihaneti bile atlatamazken, sen seni büyüten bir insanı nasıl atlatacaksın?”

Gözlerinin arkasından geçen kederli ifadeyle, uzanıp kolunu tuttum.

“Ayberk.” Diye mırıldandım içli bir sesle. “Artık kendini sal her şeyi içine atmışsın ve anladığım kadarıyla içininde sonuna gelmişsin ama hâlâ kendini sıkıyorsun. Birine mi yaslanmak istiyorsun Aybars var artık Elvinde var ama nolur artık yaslan Ayberk.” Gözlerinin dolduğuna şahit olmak içimde garip bir hisse sebep oldu. Midem değişik bir hisle çalkalandı.

“Ya yaslanmak istediğim kişi abim veya ablam değilse?” Diye soran Ayberke karşı meraklı bir ifadeyle kaşlarımı çattım. “Kim?” Gözleri daha da doldu. “Sensin” bütün vücudum elektrik akımına uğramış gibi titredim. Ellerimdeki değişik karıncalanmayla ilk defa bir şeyi içimden geldiği gibi yapmak istedim. Yaptım da.

Ayak parmaklarımın üzerinde doğrularak kollarımı Ayberkin ensesine doladım ve sımsıkı sarıldım. İçime çekmek ister gibi her yerini sarıp sarmalamak ister gibi sarıldım.

Bütün vücudu kaskatı kesildi ama ellerini belime dolayarak oda bana sımsıkı sarıldı. Çok değişikti nasıl anlatsam sanki bütün hücrelerim onun ismini sayıklıyor, kalbim onun ismini söyleyerek atıyordu.

Bana ne oluyordu?

Boynumda ki ıslaklığı hissettiğimde düşüncelerimden koptum. Koptum kopmasınada boynumdaki ıslaklık…

Ayberkten bir hıçkırık sesi yükseldiğinde bütün vücudum gerildi.

Ayberk Aydoğan ağlıyordu.

Benim kollarımda ağlıyordu.

Daha sıkı sardım iç organlarını hissetmek ister gibi sımsıkı sardım.

Oda aynısını yaptı. Sıkıca sarıldı. Ayakta ağlamasını istemiyordum. Kollarımı hafifçe gevşeterek yere oturttum bende yanına çöktüm.

Kollarını çözdü başını omzuma yaslayarak iç çeke çeke ağlamaya devam etti. Bende başımı onun başının üstüne yasladım.

Ağlamaları kendini iç çekmelere bıraktığında zorlukla başımı onun başından ayırdım. Onunda başını çenesinden tutarak kaldırdım. Nemli gözleriyle karşılaşmak, içimde bir şeylerin kopmasına sebep oldu. Ellerimi kaldırıp tereddütle yüzüne yaklaştırdım. Tereddüt ettim fakat bu uzun sürmedi ellerimi nemli gözlerine bastırdım bana uyarak gözlerini kapattı. Islaklığı alıp ellerimi geri çektiğimde başını kaldırdı.

Yüzlerimiz arasında ki yakınlığı fark edip yutkundum. Gözlerim benden izinsiz bir şekilde dolgun dudaklarına indiğinde ikinci kez yutkundum. Neden onu öpmek istiyordum. Gözlerimi zorlukla kaldırıp yeniden gözlerine çıkardığımda onunda dudaklarımı baktığını gördüm burunlarımız bile birbirine değiyordu.

Başımı iki yana sallayarak aklımda ki müstehcen görüntülerden kurtulmaya çalıştım.
Ayaklandığımda elimi ona uzattım devrelerim yanmış gibi hissetmiyordum devrelerim yanmıştı. Elimi tutarak ayaklandığında gözleri yanaklarıma kaydı başımı ne oldu der gibi salladığımda. “Kızarmışlar” dedi yanaklarımın dahada ısındığını hissettiğimde başımı eğdim.

“Teşekkür ederim.” Diye mırıldandığında başımı kaldırdım. “Ne için” diye sordum. Elini uzattı bu sefer tereddüt etmeden saçımı kulağımın arkasına ittirdi. “Senin sayende ağlamayı başardım. Uzun süredir ağlamıyordum.”

Tebessüm edip serçe parmağımı uzattım. Anlamaz gözlerle elime baktığında “artık yaslanmak istersen serçe parmağıma dokun” dedim. Elini uzatıp doladığında gülerek hastane odasına doğru yürümeye başladım.

İçeri girdiğimde durgun havayı başta garipsedim ama Aklıma Elvin gelince normal karşılayarak sandalyeye oturdum.

Aybarsın gülüşünü duyduğumda başımı kaldırıp ona baktım. “Ayberkle çık ve domates gibi gel” üzerime hafifçe eğildi. “Ne yaptınız öpüştünüz mü” ayağa fırlayarak ensesine bir tane çaktım.

Kahkaha atarak benden uzaklaştığında gözlerim Elvine takıldı.

Büyük bir tebessüm ile bizi izliyordu. O an Elvine aynı Ayberke yaptığım gibi sıkıca sarılmak istedim.

Onunla sarılmayı, konuşmayı, dertleşmeyi hatta nefes almayı bile çok özlemiştim.

Elvine nasıl baktıysam olduğu yerde dikleşerek kollarını iki yana açtı. Dudaklarımda derin bir tebessüm oluşurken hızla ayaklandım. Kollarının arasına girdiğimde, bütün dertlerimden arınmış gibi hissetim. Kesinlikle buna ihtiyacım vardı.

Ben, Kokusunu içime çekerek onu sararken o saçlarımı okşuyordu. Kollarında ki şefkati bütün şeffaflığıyla bana aktarırken, kendimi o kadar huzurlu hissediyordumki sanki hayatımda hiç dert yoktu.

En sonunda kollarının arasından çıkarak yeniden sandalyeme oturdum. Kapının açılma sesini duyduğumda başımı kaldırıp baktım.

Ayberk yüzünde saklayamadığı bir tebessümle içeriye girdi.

Aybars, Ervanın kulağına eğilip, “yok bunlar kesin öpüşmüşler yani eminim. Bu adam böyle gülmüyor.” Fısıldadığını düşünüyor olmalıydı.

Erva kıkırdarken, ben ve Ayberk kaşlarımızı çatmıştık.

Aybars bizim ölümcül bakışlarımızla karşılaşınca tırsarak Ervanın arkasına saklandı. “Kesin öldürecekler beni. Allahım affet”

Kendimi tutamayıp kıkırdadığımda üzerimde bir çift toprak kahvesi göz olduğunu biliyordum.

Ayberk Elvinin yanına oturup derin bir nefes aldı. Sanırım Veysel konusunu konuşacaktı Er veya geç bu konunun konuşulacağını bildiği için yerinde dikleşerek iç çekti elvin.

“Sadece sakin olmaya çalışın tamam mı? Çünkü hiç kolay şeyler öğrenmeyeceksiniz” bana döndü ve ekledi.

“Özellikle sen Azra.”

🎭

Elvin Aydoğan

Bu kapkaranlık odada nefes almakta bile zorlanıyordum.

Keşke babamın bana yaklaşmasına izin vermeseydim diyemiyordum. Hep keşke derdim ama bu sefer gerçektende benim hiçbir suçum yoktu.

Babam getirmişti.

Babam.

Beni.

Buraya.

Zorla.

Getirmişti.

Kime getirdiğinide bilmiyordum. Ben hiçbir şey bilmiyordum. Tek bildiğim saatler önce yaşanan olaydı.

🎭

Odamda telefonuma bakarken gayet sıradan bir gün geçiriyordum.

İnstagramdan gördüğüm o mükemmel çikolatalı pastaya bakarken tek istediğim o pastaydı fakat bu saatte bu pastayı bulmamda imkansızdı.

Sertçe açılan kapıyla irkilerek başımı kaldırdım gördüğüm yüzle sıkıntılı bir nefes alarak telefonumu bıraktım.

Babam.

Yaşanacakları biliyordum. “Neden hala uyumadın” diye bağırıp, kendi kendine kuduracaktı.

Bunu her gece yaşıyorduk.

Çünkü benden nefret ediyordu.

Mecazi anlamda değil benden gerçekten tüm benliğiyle nefret ediyordu.

Benden neden nefret ettiğini bilememek ise tam bir faciaydı.

Hiçbir şey bilmiyordum ama bu adam benden nefret ediyordu. Neden ediyordu. Yıllardır aklımda olan tek soru işaretiydi ve bu gidişle soru işareti olarakta kalacaktı.

Başımı ‘ne oldu’ der gibi iki yana salladığımda hızlı adımlarla gelip yanıma oturdu ben anlamaz gözlerle ona bakarken o yere bakarak sırıtıyordu.

Ayağa kalkarak arkama geçtiğinde gerilerek olduğum yerde dikleştim.

“Ne izliyorsun” boynuma doğru eğilerek telefonumu tuttu rahatsız olarak geri çekilmek istediğimde omuzlarımı tuttu.

Yutkunarak, “ne yapıyorsun?” Diye sorduğumda kulağıma eğilip, “senden” diye fısıldadı ve ekledi. “ tüm benliğimle nefret ediyorum.”

Burnumda yakıcı bir koku hissetim…

🎭

Gözlerimi karanlık bir odada açtığımda bedenimdeki her kemik sızlıyordu. Kendimi zorlayarak gözlerimi tam olarak açtım.

Odayı korkuyla süzdüğümde karşılaştığım tek şey sonsuz bir karanlıktı.

Ben karanlıktan korkardım…

Korkuyla yutkunurken bedenimi güçlükle uzandığım yerden kaldırdım.

Gözlerim karanlığa alışana kadar olduğum yerde kuş gibi titremiştim. Fakat alıştığında olduğum yeri daha dikkatli süzdüm.

Beni yere yatırmışlardı. Bu yüzden ensemden belime kadar uzanan bir ağrı vardı.

Karşımda rengini karanlıktan dolayı seçemiyordum ama masa olduğunu anlamıştım.

Masanın iki yanında ise sandalyeler vardı.

Ellerimi dizlerime yaslayarak sırtımı duvara yasladım. Cenin pozisyonunda beklerken içimden babama etmediğim küfür kalmamıştı.

Karanlık beni korkuturken ellerimle kendimi sararak sakinleştirmeye çalışıyordum.

Aniden odayı beyaz loş bir ışık kapladığında irkilerek sırtımı duvardan ayırdım.

Anlamaz gözlerle odaya bakarken karanlıktan kurtulduğum için dua ediyordum.

Ne yazıkki oturduğum yer yosun ve çamurluydu. Rahatsız olarak ayaklandım. Sandalyelere ilerlerken açılan kapıyla adeta sıçradım. Korka korka kapıya döndüğümde dönmemeyi diledim. Çünkü gördüğüm yüz titremelerimi çok daha fazla arttırmıştı.

Ferit…

Gözlerim irileşirken başımı iki yana sallayarak kendimi geri çektim.

Olamazdı.

Hayırdı.

Yüzünde sadistçe bir tebessüm oluşurken bana doğru ilerledi.

Kendimi iyice geri çekerken onun ardından giren kişiyle adımlarım yere çakıldı.

Doğukan..

Biriciğim

Sevgilim

Hayatım

Boğazıma kadar tırmanan çığlığa karşı koymaya çalışarak doğukana doğru ilerledim. Nefes almakta bile zorlanırken sevgilimi bu halde görmek beni mahvediyordu.

Kumral saçları dağılmış, Mavi gözleri kızarmıştı. Yüzünün yarısını kaplayan kanı gördüğümde gözümden süzülen bir damla yaşa engel olamamıştım.

Feriti umursamadan hızlı adımlarla Doğukanın önünde diz çökerek onunla aynı hizaya geldim. Zira kollarını iki adam tutuyordu.

“Doğukan” diye fısıldayarak elimi ona uzatmaya kalkıştım. “Kırarım.” Diyen sesle ürkerek hızlıca elimi geri çektim.

Doğukan kızarmış gözleriyle bana baktığında gözyaşlarım dahada arttı. O’da benim gibi çaresizdi burnumun direği sızlarken, “Elvin.” Diye fısıldadı içli bir ses tonuyla.

Sesindeki acıyı, öfkeyi, çaresizliği duyduğumda kaşlarımı çatarak ayaklandım. Derin bir nefes alarak Ferite döndüğümde keyifli bir suratla beni, bizi izliyordu.

“Onun burada ne işi var?” Dişlerimden tıslamayı andıran değişik bir ses çıkararak üzerine yürüdüğümde gülerek kendini geri çekti.

Ellerini teslim oluyormuş gibi havaya kaldırarak güldü. “Sakin ol şampiyon.” Kaşlarım dahada çatarak Doğukanı gösterdim. “Beni aldın zaten onu bırak.” Psikopatça kahkaha attığında midem ağzıma kadar gelmişti.

“Sence senin canını yakmadan bırakır mıyım?” Çenem titremeye başladığında içimden sayısız dua okuyordum.

Bütün dualarım Doğukan içindi.

Yeniden arkama döndüğümde Gözümden yine yaşlar dökülmeye başlamıştı. Onu bu halde görmek beni kahrediyordu.

Ferit, ilerleyerek tam yanımızda durduğunda varlığı bile beni rahatsız ediyordu.

Yüzündeki o iğrenç gülümsemeyle üzerime eğilerek “sevgilinle seni baş başa bırakıyorum. Değerimi bil.” Yüzümü buruşturarak kendimi geri çektim o odadan çıkana kadar nefes almakta zorlanmıştım çok şükür çıktığında rahat bir bir nefes aldım.

Ferit gerçekten korkunç bir insandı hiç bir şeyş hak etmiyordu.

Azra gibi bir insanın nasıl Ferit gibi bir abisi olurdu aklım almıyordu.

Bakışlarım doğukana döndüğünde özlemle yüzüne baktım. “Sevgilim.” Diye mırıldanarak elimi yanağında gezdirdim. Babamdan tüm benliğimle nefret ediyorsam Doğukanıda tüm benliğimle seviyordum.

O benim herşeyimdi.

Mavi gözleri yüzümde turlarken, hafifçe üzerime eğildi. “Seni seviyorum ve ölene kadar da seveceğim.” Yüzümde derin bir tebessüm oluşurken bu halde bile bana iyi hissetmiştim.

“Özür dilerim benim yüzümden buradasın.” Başını hızlıca iki yana sallayarak derin bşr nefes aldı. “Beni kaçırmasalar bile seni bulmak için buraya gelecektim Elvin.” Dediğinde sağ gözümden bir damla yaş süzüldü.

Ellerini tuttukları için gözyaşımı silemedi. İçli gözlerle göz pınarımdan süzülen yaşı takip etti.

“Ağlama Elvin ağlama bana bunu yapma. Emin ol şuan senin gözünden süzülen yaş burada olmaktan daha çok acı veriyor bana. Ne olur ağlama silemiyorum sarılamıyorum sana.”

Yutkunarak kendimi toparlamaya çalıştım başardımda azda olsa kendime gelmiştim. Ama keşke kendime gelmeseydim zira kapı açıldı ve feritin tiksinç yüzü gözüktü. Hızlı adımlarla yanıma gelip diz çöktü

Ben anlamaz gözlerle ona bakarken cebinden silahını çıkarırken korkuyla gerilemiştim. Dudağının kenarı yukarı kıvrılırken.

“Şimdi hedefi yani duvarı vuracağım ve bunu senin gözlerine bakarak yapacağım.” Ensemden aşağı buz gibi bir ürperti inerken başımı aşağı yukarı salladım.

Tam gözlerimin içine bakarken kahve harelerimde gördüğü tek şey saf nefretti.

Odada bir el silah sesi yankılandığında refleks olarak kulaklarımı kapatmıştım. Ses kesildiğinde gergince kulağımı açtım. “Bak bakalım olmuş mu?” Yutkunarak hedefine baktım.

Gördüğüm şeyle büyük bir çığlık atarak ayağa fırladım.

Doğukan.

Sevgilim

Beni seven tek kişi

Beni aklı başında seven tek kişi.

🎭

Aklıma gelenlerle en az bir aydır nemli duran gözlerimden -zira sürekli ağlıyordum.- yine yaşlar akmaya başladı.

Sevgilimi almışlardı benden.

Doğukanımı almışlardı.

Hiçbir günahı yoktu oysa tek suçu beni sevmekti. Sevmesinlerdi beni. Seven ölüyordu zira.

Bıkmıştım burada olmaktam ama bir yandanda alışmıştım. Artık karanlık bırakmıyordu burayı sessiz bir cümle bırakıyordu bana.

Doğukan olduğu sürece karanlıktasın

Oysa sadece o varken aydınlıktaydım.

Açılan kapıyla düşüncelerimden koptum. İçeri giren Ferite de alışmıştım zamanla. Bıkmıyordu çünkü buraya gelip canımı sıkmaktan ama sanki bu sefer bir şey vardı. Yoksa şimdiye gelip yine sinirlerimi bozmuştu. Küçük adımlarla ilerleyip tam karşımdaki sandalyeye oturdu.

“Konuşmamız lazım.” Benim konuşmayacağımı biliyordu. Onunla her konuştuğumda Doğukana ihanet etmişim gibi hissediyordum.

Konuş. Der gibi kaşlarımı kaldırdım. Derin bir nefes alarak dikleştiğinde ciddi bir şey hakkında konuşacağını anlamıştım. Yoksa şimdiye çoktan söylemişti. Ne yazıkki onu yamıyordum. Hiç istemesemde.

“Artık gerçekleri öğrenmenin zamanı geldi.” Hissiz gözlerle ona bakarken ne saçmalıyor bu salak diye içimden geçiriyordum.

Olduğu yerde bir süre kıvranıp bir şeyler geveledi.

Bu beni iyice germişti çünkü çoktan söylemesi gerekiyordu.

Bir şeyleri kafaya takarak yalayan bir insan değildi. Karşısındaki kişinin hislerini umursayan bir insanda değildi.

En sonunda söylediği şey büyün hayatımı yeterince altüst değilmiş gibi dahada dağıtmıştı.

“Baban senden nefret ediyor çünkü, Veysel normalde Azranın annesi Suzanı seviyordu fakat sen tek gecelik bir ilişkinin meyvesi olacaktın ama çocuğu öğrendiklerinde Veyseli zorla Annenle yani Ayselle evlendirdiler. Aydayı ise görücü usulü verdiler. “

Evvet bir bu eksikti dediğinizi duyar gibiyim ajjajaja bende öyleyim şuann bir kaç haftalık ara verebilirim siziz kararlarınıza bağlı şekilde bölüm paylaşacağım.