8. bölüm / 11
Kayıp Merhamet7-Geçmişin mühürü
Bölümler 11Şu an: 7-Geçmişin mühürü
- 1 Modeller63 kelime
- 2 1-Kanlı Balo886 kelime
- 3 2-Gecenin sessizliği1.408 kelime
- 4 3-Yaşamın kanunu1.477 kelime
- 5 4-Küçük sincap5.106 kelime
- 6 5-Can dostum2.281 kelime
- 7 6-Fakirden zengine zenginden fakire2.644 kelime
- 8 7-Geçmişin mühürü1.239 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 8-Sırtımda ki hançer2.200 kelime
- 10 9-Ailenin dışlanan çocuğu2.010 kelime
- 11 10-kayıp kalp1.137 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Azra Seren
Hayatım hep karanlıktı. Ben bunu, kendimi bu şekilde kabul etmiştim ama sanki şimdi, hayatım karanlıktan, aydınlığa doğru geçişe başlamıştı.
Bu iyi değildi. Çünkü bunu iki insan yapmıştı.
Koltuktan kalktığımda çalan kapıyı duydum. Ayberkin nerede olduğunu merak ediyordum. Muhtemelen o gelmişti. Bu yüzden hızlı adımlarla kapıya doğru yürüdüm.
Kapıyı açtığımda, bembeyaz olmuş yüzünü gördüm.
İçeriye geçip, bana doğru döndü. “Bana bir soğuk su alıp, odama gelebilir misin? Konuşmamız lazım.” Onu başımla onaylayınca, odasına doğru yürümeye başladı.
O uzaklaşınca bende, mutfağa doğru yürümeye başladım.
Bir yandan da yüzünün neden beyaz olduğunu, durgun olduğunu düşünüyordum.
Sanki önemli bir şey öğrenmişti ama kötü bir şey öğrenmişti. Soğuk suyu alıp, Ayberkin odasına doğru hızlı adımlarla yürümeye başladım.
Kapıyı çalacaktım ama bu sefer açıkçası inadına çalmadım.
Kapıyı açıp içeri girdiğimde, bir fotoğrafa baktığını gördüm.
Kapının açıldığını duyunca bakışları bana döndü. Başını eğip hafifçe güldü. “Artık gerçekten kapı direkt olarak açıldığında senin geldiği anlıyorum.” Dudaklarımdan minik bir kıkırtı kaçarken, içeri girip arkamdan kapıyı kapttım.
Eliyle pufu gösterip, “otur.” Diye mırıldandı. Elimde ki suyu gösterince elimden suyu aldı.
Gidip pufa oturduğumda, bu sefer o halının üzerine bağdaş kurarak oturdu.
“Ne konuşacağız?” Diye sorduğumda, bakışları bana döndü. Sehpanın üzerinde hâlâ kağıttan uçaklar adlı kitap duruyordu.
Elinde ki fotoğrafı bana uzatınca alıp, fotoğrafa baktım.
Gördüğüm yüzlerle duraksadım. Ben, Erva ve Elvin. Yutkunduğum sırada gözlerimin dolduğunu hissettim.
“Tanıyor musun?” Diye sorduğunu duyunca bakışlarım yeniden Ayberke döndü. “Elvin” diye mırıldandım. Titrek bir sesle. Anlamsızdı. Bu adamın yanında devrelerim yanıyormuş gibi hissediyordum.
Bu kadar kolay ağlayacak duruma gelmem saçmaydı.
“Eski bir arkadaşımdı. Yakındık ama aniden ortadan kayboldu.” Dolan gözlerimle başımı kaldırıp ona baktım. “Geçen gün rüyama girdi biliyor musun? Ben rüyaların bir anlamı olduğuna inanırım.”
“Ne yapıyordu rüyanda.” Diye sordu içten bir merakla.
“Yüzü beyazlaşmıştı. Gözlerinin altı morarmıştı. Saçları dağılmış, üzeri kirlenmişti. Bana ‘çevrene dikkat et yakınlarında bir hain var’ dedi.” Diye mırıldandım gözümden bir damla yaş süzülürken. Sol gözümden süzülmüştü.
Tereddütle bir elini kaldırdı. Gözyaşımı silmek için elini yüzüme yaklaştırmıştı ki duraksayarak havada duran elini yumruk yaparak aşağı indirdi.
“Azra, Elvin benim ablam” dediğinde şaşkınca ona baktım. Ablam mı demişti o?
Şok içinde ona baktığım için derin bir nefes alarak anlatmaya başladı.
🎭
Feritten nefret ediyordum. Feritten öyle böyle nefret etmiyordum.
Öğrendiklerinden sonra ona olan nefretim katbekat artmıştı.
Nasıl bir insandı. Ben anlayamıyordum. Bir insan nasıl bu kadar kötü olabilirdi? Gerçi babam gibi bir insanın genlerinden maksimum bu çıkardı.
Ayberkin anlattıklarından sonra odama geçmiş yatağıma girmiş uzun bir süre ağlamıştım.
Elvini bu kadar sevdiğimi yeni anlamak hoş değildi. Şimdi fark etmek iyi değildi. Onu tadını çıkara çıkara sevmek isterdim. Ortadan kaybolmamasını isterdim. Onu çok özlemiştim.
Daha fazla ağlamak istemiyordum. Yataktan çıktığımda karnımda belirgin bir ağrı belirmişti. Bir elimi karnıma bastırıp Ayberkten aldığım, fotoğrafı elime aldım.
Derin bir nefes alıp, fotoğrafın üzerinden Elvinin saçlarını okşadım.
“Ne olursa olsun, ne pahasına olursa olsun, seni bırakmayacağım. Seni kurtaracağım Elvin.”
Karnımda ki ağrı büyüyünce fotoğrafı komodinin üzerine bırakıp lavaboya girdim. Gördüğüm şeyle gözlerimi yumup dişlerimi sıktım. “Abi hayır ya”
Telefonu elime alıp ayın kaçı olduğuna baktığımda regl olduğumu anladım. Lavabodan çıkıp komodinden ped dolaptanda iç çamaşırı çıkarıp, yeniden lavaboya girdim.
İşim bittiğinde eşyalarımı kirli sepetine atıp lavabodan çıktım.
Aşağı kata indiğimde Ayberkleri masada otururken gördüm. Karnımın ağrısı durmamıştı. Bakışlar bana dönünce “ağrı kesici var mı?” Diye sordum.
Erva hızla tarihe baktığında regl olduğumu anlamıştı. Genel olarak ağrılı geçtiğini bildiği için yanında ki sandalyeyi çekti. “Geç otur”
Ben sandalyeye otururken Ayberk, “bir yerin mi ağrıyor?” Diye sordu. Açıkçası bu konulardan utanan bir insan değildim. Bence utanılması saçmaydı. Her kadın oluyordu sonuç olarak.
Sandalyeye yayılırken, “Özel günümdeyim” diye mırıldandım. Ayberk başıyla onaylarken Aybars ağrı kesici arıyordu.
Ervayada olanları anlatmış olacaklarki o da durgundu ya da uykusu vardı. Zira saat on ikiye geliyordu.
Genel olarak bu saatlerde uykusu gelmezdi. Muhtemelen ona da anlatmışlardı.
Aybars önüme ağrı kesici ve suyu bırakınca hızla paketten ilacı çıkarıp suyla beraber yuttum.
Derin bir nefes aldığımda havada ki durgunluk sinirimi bozmuştu. “Çok sessizsiniz?” Diye sordum hayırdır der gibi.
Erva ayaklandığında bakışlarım ona döndü. “Hiç havam yok ya” diyerek merdivenlere yöneldi. Aybarsta ayaklanmış bir şey demeden odasına yönelmişti.
Bakışlarım Ayberke döndüğünde sigara çıkardığını gördüm. Sanki burada olduğumu yeni hatırlamış gibi sigarayı yeniden pakete koydu.
“Azra” diye mırıldanırken sandalyesinde iyice bana doğru dönmüştü.
“Efendim” derin bir nefes alıp “aslında ablam bir şey daha söyledi.” Ne söyledi der gibi bir bakış attığımda “onun yerini bir tek sen bulabilirmişsin biraz düşünsene” garipsedim ama düşünmeye başladım tam yarım saat sonra aklıma geldi.
Babamın Ferit için açtığı mekân
Gözlerimden bir şey bulduğumu anlamış gibi hızla doğruldu. Bakışlarım ona dönerken “babamın Ferit için açtığı mekân bu saatlerde açık oluyor muhtemelen deposunda saklıyor.”
🎭
Arabadaydık. Ayberk tek gitmek istemişti Fakat ısrarlarıma dayanamamıştı.
“Ferit Mekânda mıdır?” Diye sorduğunda başımı iki yana salladım.
Mekâna vardığımızda hızla arabadan indim. Ayberkte indiğinde ikimizde kendinden emin adımlarla mekâna girdik.
fazla gergindim ve Ayberkte bunun farkındaydı. Bir elini belime doladığında bakışlarım Ayberke döndü ne yapıyorsun der gibi omuz silkmekle yetindi.
Ayberk hafifçe kulağıma eğilip “depo nerede” diye fısıldadı.
“Ben yönlendiricem” mekânda öyle çok koruma yoktu. Hatta neredeyse yoktu. Eski bir mekândı zaten.
Lavaboların olduğu yere girdiğimizde Ayberkin elini tutup tek kişilik kadın lavabosuna soktum.
Ayberkin kaşları çatılırken hızla kapıyı kapatıp kilitledim.
Ayberk “ne yapıyorsun” diye sorduğunda bakışlarım ona döndüğünde omuz silktim. Yanından geçip lavabonun yanına gideceğim sırada kolumdan tutup tezgaha yasladı.
Gözlerim irileşirken ne yapıyorsun der gibi bir bakış attım. Hızlı çektiği için dağılan saçımı kulağımın arkasına itekledi.
Dudaklarını ıslatıp “dikkat et” diye mırıldandı. Bir şey biliyormuş gibi hissediyordum.
“Bir şey biliyormuş gibi konuşuyorsun.” Gözlerini yumduğunda onu hafifçe itekledim zorlamadan kendini geri çektiğinde yeniden lavaboya girdim. İkili lavabolardandı ilk kapıdan musluk kısımı vardı diğer kapıdan ise klozet çıkıyordu.
Klozetin olduğu kısıma girdiğimde Ayberkte peşimden girdi kapının arka kısmında ki kapının anahtarını saksının içinde ki toprağı eşeleyip aldım.
Ayberk “bunları nasıl bu kadar net hatırlıyorsun?”dediğinde bakışlarım ona döndü ayağa kalkıp anahtarı kapıya taktım.
“Sen öyle söyleyince direkt olarak aklıma geldi.” Beni başıyla onaylayınca kapıyı açtım. Direkt karanlık bir merdiven çıkmıştı. Rutubet kokusu burnuma dolduğunda adım atmıştımki Ayberk beni geri çekti.
Bakışlarım sorgularcasına ona döndüğünde merdiveni gösterdi. Kabul etmeliyim ki mide bulandırıcı görünüyordu. Çünkü küflüydü. Ama şuan bunu umursayacak değildim.
“Ne olacak Ayberk?” Bir adım atmıştım ki yeniden kolumdan tuttu. Bu sefer sertçe ona doğru dönmüştüm kü. Kapının çaldığını duyduk.
Ayberk bir kolunu bacağımın altından geçirirken şaşkınca ona baktım.
“Ne yapıyorsun sen?” Diye sordum o kapıyı kapatırken.
“Ayakkabılarının altı kirlenir.” Dediğinde şaşkınca ona baktım. “Ne diyorsun sen ya”
Omuz silktiğinde kollarımı boynuna sarmıştı.
Hızlı adımlarla merdiveni inince beyaz kirlenmiş fayanslarla karşılaştık beni kucağından indirirken duyduğumuz çığlık sesiyle tüm bedenim gerildi.
Ayberk beni hızla arkasına çekerken ikinci haykırışı duyduk gözümden bir damla yaş süzülürken “Ayberk” diye mırıldandım cılız bir sesle bu sesi tanıyordum.
Ayberk hızlı adımlarla sesin geldiği yöne ilerledi eskimiş bir kapıydı.
Kapıyı yavaşça açtığında gördüklerimle dudaklarımdan minik bir çığlık kaçtı Ayberkin koluna sımsıkı tutunurken Yaşlı gözlerle Elvine bakıyordum.
Aynı rüyamda ki gibiydi tek fark karnından akan kandı.
Ayberki umursamadan hızlı adımlarla içeri girdim. Zaten Ayberkte girmişti.
“Elvin” diyerek üzerine eğilecektim ki boynumda bir kol hissetin ardından dizlerine tekme atılmasıyla dizlerimin üzerine düştüm. Dudaklarımdan büyük bir çığlık kaçarken Ayberkin ileri doğru atıldığını gördüm.
Bedenim korkudan tir tir titremeye başlamıştı. Zaten bedenim hiç heyecan veya Arzudan titrememişti.
Gözümden ardı ardına yaşlar dökülürken korkudan bayılmak üzereydim.
Şakağımda soğuk bir namlu hissettiğimde o sesi duydum.
“Buraya gelmemeliydin küçük sincap”
Yine o en nefret ettiğim söz ama bu sefer en nefret ettiğim kişiden değil en sevdiğim kişiden duymuştum bu cümleyi.
Berfin kurmuştu cümleyi.
Berfin
Benim ablam
Her şeyim
Tek ailem
Demek ki onun tek ailesi ben değilmişim
Soğuk namluyu yaslamıştı şakağıma
Bölüm etkileşimi
