10. bölüm · Kayıp Merhamet

8-Sırtımda ki hançer

Eylül su Yalçın

Yine aynısını yaşıyordum.

Hayatım aydınlığa geçti sanıp, yüz üstü yere çakılıyordum.

Yine aynısını yaşıyordum.

kandırılıyordum.

Yine aynısını yaşıyordum.

Sırtımda ki hançer daha büyük biri tarafından çıkartılıp tekrar sokulmuştu.

Tekrarı geçmişte yaşanmıştı. Şimdi de yaşanmıştı ve gelecektede yaşanacaktı.

Çünkü bende ihanet Geniş zaman kipi alıyordu. ‘Er-ar” hep olur. Hep yaşanır.

Hep ihanete uğrarım. Sırtımda ki hançer hep daha da ileri itilir.

Şoke olmuş vaziyette Ayberke bakıyordum. Gözlerimden ardı ardına yaşlar dökülerken başımı iki yana salladım.

Gerçek değildi.

Olamazdı.

Çenesi kasıldığında kendimde arkaya dönecek cesareti bulamadım.

Yüzünü görmeye dayanamazdım. Fazlaydı. Çok fazlaydı. Ayakta kalmak için buna ihtiyacım yoktu. Bununla ayakta kalamazdım.

Bu yaşadığımla hayatta kalamazdım.

“Orada değil değil mi? Ayberk. Arkamda ki Berfin değil. Değil mi? Ferit değil mi arkamda ki?” Diye sordum. Olmamalıydı.

Büyük bir umutla ‘Arkanda ki Ferit’ demesini bekleyerek yüzüne bakıyordum.

Sağ eli yumruk olurken, sanki cevap veremiyordu.

Sol gözümdeki yaşlar artmaya başladı. Başımı art arda iki yana sallarken soğuk namlunun şakağıma daha fazla yaslandığını hissettim.

Elvinin acı dolu iniltisini duyduğumda, çenem acıyla kasıldı.

Başımı zorda olsa ona doğru çevirdiğimde “Arkanda ki b-berfin.” Diye mırıldandı. Ne yazık ki bunu bende biliyordum.

Sadece; kabul etmek istemiyordum. Kabul edilecek gibi değildi.

Berfin hasta bir insandı. Belki de atak geçiriyordu.

“Atak” diye mırıldandım zorla. Üç gün aralıksız dayak yesem bu kadar acı çekmezdim.

Arkamda ki kişinin güldüğünü işittim.

“Sen buna inandın mı? Azra. Şizofren falan değilim. Babam seni öldürmemi istedi bende zaten senden kurtulmak istiyordum. Şimdiye nasipmiş.”

Gözlerim irileşirken dedikleri zihnimde yankılandı. Hayırdı. Gerçek değildi.

Zorlama işte Azra gerçek yapacak bir şeyin yok.

İç sesimi dinlememin zamanı gelmişti. Şu durumdayken berfini takmamalıydım. Evde ağlardım.

Bakışlarım Elvinin vücuduna kaydığında karnında ki bıçağı gördüm. Gözlerimi acıyla yumduğum sırada Berfin kulağıma doğru eğildi.

Tam bana bir şey söyleyecektiki sıcak nefesi kulağımdan uzaklaştı. Ve şakağımda dayanılan silah sağ tarafıma doğru uçtu.

Bunu Ayberkin yaptığını biliyordum. Bu yüzden hızla ayağa kalkıp silahı kaptım.

Başımı kaldırıp Ayberke baktığımda Berfini dizlerinin üzerine düşürmüş olduğunu gördüm.

Elini bana doğru uzattığında titreyen ellerimle silahı avucuna bıraktım. O gerisini hallederdi.

İlk defa bir işimi o halleder diyerek başkasına bırakıyordum.

Bakışlarım yeniden Elvine kayınca hızla yanına çöktüm. Acı dolu iniltileri çoğalmıştı. Başını kucağıma koyduğumda, sımsıkı kapattığı gözlerini araladı.

“Azra” diye mırıldandığında hızla “bekle sadece bekle Elvin”

Onu yıllar sonra görmek o kadar garipti ki.

En korkuncu benim yüzümden bu haldeydi.

Titreyen ellerimi zorlayarak bıçağın kabzasını kavradım. Zorda olsa bıçağı çıkardığımda gözlerim artık ağrımaya başlamıştı.

Keşke gelmeseydim diyemiyordum. Çünkü Ayberki böyle bir ortamda tek bırakmak korkunç olurdu.

Sanırım Tampon yapmam gerekiyordu. Üzerimde ki bordo cropu çıkarıp yarasına bastırdım.

Allahtan üzerimi değiştirmemiştim eğer pijamalarımı giyseydim içimde sütyen olmazdı.

Ayberkin biriyle konuştuğunu duyunca bakışlarım ona döndü telefonu kapatıp bana doğru döndü.

“Gelir şimdi Akınlar”

Akın kimdi bilmiyordum. Ama başımla onayladım.

Bir 6-7 dakika sonra kapının açıldığını duydum muhtemelen lavabonun kapısını kırmışlardı.

İçeriye altı yedi kişi doluşurken Ayberkin “çıkın lan” diyerek kızdığını işittim şaşkınca Ayberke döndüğümde gözleriyle üzerimi işaret etti.

Yanaklarımın ısındığını hissedince hızla başımı eğdim.

Ayberk berfini adamlara vererek hızlıca Elvine doğru eğildi.

Ayberk Elvini kucağına aldığında Elvin hem acı dolu hem de özlem dolu bir sesle “Ayberk” diyerek başını kardeşinin boynuna yasladı.

Ayberk kapıya doğru yürümeye başladığında bıçağı çıkardığım için kanlanmış olan ellerimi izliyordum. Haddinden fazla titriyorlardı.

Kendimi iğrenç hissediyordum. Bir günde bu kadar şeyi yaşamamalıydım. Berfin aklıma yeniden geldiğinde nemli olan gözlerimden yaşlar dökülmeye başladı.

Ellerim titriyor, gözlerimden yaşlar akıyor, bedenimdeki her kemik ağrıyordu.

Nasıl olurdu? Aklım almıyordu Berfin bunu nasıl yapmıştı?

Babamın benden kurtulmak istediğini zaten biliyordum. Buna üzülecek değildim.

Ama Berfin neden benden kurtulmak istiyordu. Dinlenmeye kesinlikle ihtiyacım vardı.

Kendimi sırtüstü şekilde yere bırakacağım sırada belime bir el dolandı. Kim olduğunu biliyordum.

Gözlerimi araladığımda toprak kahvesi gözlerini gördüm. Fazla yakındı. Rahatsız olmadım ama olacağını düşündüğüm için kendimi geri çektim.

Üzerime bakındığım sırada elime beyaz bir tişört sıkıştırdı. Bunu nereden bulduğunu sormak için ona dönmüştüm ki üzerinin olmadığını gördüm.

Bakışlarımı kaçırarak tişörtü kaldırdım fakat kanlanmıştı. Bunu görünce dudaklarımdan kaçan hıçkırığa engel olamadım.

O nasıl ağlamıyordu? Ablasını o halde görünce nasıl kendisine hakim olmuştu. Ben berfini o halde görsem ağlaya ağlaya harap olurdum.

Neden ağladığımı anladığında titreyen ellerimi tutarak yüzüme doğru eğildi.

“Senin yüzünden değil Azra. Sana her şeyi anlattım. Hepsi abin yüzünden”

Yaşlı gözlerle gözlerine bakarak “abimi Elvinden uzaklaştıramadım.” Diye mırıldandım.

“Bence kendini suçlayacağına abini suçla.”

Haklıydı ne diye kendimi suçlu buluyordum? Bu yaşadıklarımız abim, babam ve berfinin suçuydu.

Onu başımla onayladığında tişörtü bir kenara fırlattı. Bakışlarım tişörte kaydığında, çenemi nazikçe tutarak yüzlerimizi hizaladı. “Kanlandı o şimdi arabada var hırka”

Onu başımla onayladığında alnıma sıcak dudaklarını bastırdı.

Ensemdeki tüylerimin diken diken olduğunu hissettim. Sıcak dudakları güzel hissettiriyordu.

Elini uzattığında tutarak ayaklandım.

İlk defa bana uzatılan bir eli tutuyordum. Her şeyin ilkini bu adam bana yaptırıyordu.

Hızlı adımlarla mekândan çıkıp arabaya bindik. Arka koltuktan siyah bir hırka alıp bana uzattı utanarak hırkayı aldım ve hızlıca üzerime geçirdim.

Kanlı ellerime baktığımı fark ettiğinde torpidoyu açıp ıslak mendili bana uzattı. Eve varana kadar ellerimi silmiştim.

Eve vardığımızda hızlıca odaya girip pijamalarımı aldım. Ve koşar adım duşa girdim. Yine buz gibi suyun altına girmiştim.

Daha fazla ağlamak istemiyordum. Sorun berfindeydi sebep her neyse benden bu kadar kolay vazgeçtiyse hiç olmasada olurdu.

Pijamalarımı giyinip kirlileri sepete attım ve lavabodan çıktım. Aklıma Elvin geldiğinde Aybarsın odasından çıkan Ayberkin yanına gittim bakışları sorgularcasına bana döndü fakat gözlerimden ne diyeceğimi anladı.

“Hastanede sen uyu dinlen biraz” cevabını aldığımda “iyi geceler” diyerek odaya geçtim. Erva yine uyurken yorganı tekmelemişti. Saçının tepesine küçük bir öpücük bırakıp üzerini örttüm. Yanına uzanıp gözlerimi kapattım.

Çok çok derinden gelen bir sesin “iyi geceler” diye mırıldandığını duydum. Sesi Ayberke benziyordu.

🎭

Aysima Yaman

Sabah uyandığımda aklımda hınzırca planlar vardı. Madem ayak işçim olmuştu birazcık iş yapmalıydı.

Ahseni bu sefer çağırmamıştım. Çünkü bu sefer niyetim erimek değil eritmekti.

Dolabımı açıp üzerime beyaz bir tişört altımada siyah bir kot şort giydim. Bu aralar fazla kot şort giyiyordum. Ama açıkçası bu sıcakta başka bir şeyde giyemezdim.

Saçlarımı açık bırakırsam ensem için hiç iyi şeyler olmayacaktı.

Bu yüzden at kuyruğu yaptım. Beyaz üzerinde kelebek desenleri olan bir bez çanta alıp beni çağıran annemin yanına indim.

Koşar adım yanağına küçük bir öpücük kondurup, kahvaltı masasından bir kaç salatalığı ağzıma tıktım.

Annem bezi yıkayıp yerine koydu ve gülerek bana doğru döndü.

“Ne bu acele? Damat falan mı var?”

Kaşlarımı çatarak “yok damat falan ya” diye mırıldandım. “Ahsenle buluşacağım” diyerek beyaz bir yalan söyledim.

Evden koşar adım çıktım. Arkamdan bana kızan annemi umursamamıştım.

Telefonumun çaldığını duyunca hızlıca çantamdan çıkararak arayan kişiye baktım tahmin ettiğim gibi Ahsendi.

“Alo” diyerek enerjik bir şekilde açtı telefonu
Esneyerek açmıştı.

“Efendim” diye sorduğumda güldüğünü duydum

“Annen aradı şimdi güya benimle buluşacakmış sında senin yüzünden günah keçisi oldum be”

Tam da annemden beklenilecek bir davranıştı bu yüzden gülümsemekle yetindim.

Biraz daha sohbet ettikten sonra telefonu kapattım.

Kafenin önüne gelince kurnazca gülümseyip, Tolgayı aradım. Üçüncü çalışta açtı.

“Alo” diye mırıldandı korka korka.

Kıkırdayarak “korkma yemem seni. Gel işimiz var” karşı koyamayacağını bildiği için bıkkınca nefesini verdi.

Neredesin diye sormasına kalmadan “kafenin önündeyim” telefonu kapatıp yeniden arka cebime sıkıştırdım.

Kollarımı göğsümde kavuşturacağım sırada bacaklarıma sürtünen yavru kediyi gördüm.

O kadar tatlı gözüküyordu ki elime almadan duramadım.

Tolganın sesini duyunca bakışlarım ona döndü. Üzerinde beyaz bir tişört altınada salaş siyah bir şort giymişti.

Benzer giyindiğimizi fark edince kediyi yeniden yere bıraktım. Ve kaşlarımı çatarak ona döndüm.

“Sen neden benimle aynı giyindin?” Yüzünü sabır diler gibi yukarıya doğru kaldırıp yeniden bana baktı.

“Allah rızası için yürü.” Kollarımı göğsümde kavuşturup, önden yürümeye başladım.

Muhtemelen dışarıdan trip atıyor gibi duruyordum. Fakat kızgın olduğumda yüz ifadem istem dışı bu hale geliyordu.

Gratisi gördüğümde yüz ifadem gevşedi. Haylazca gülümsediğinde Tolganın “off” diye homurdandığını duydum.

Koşar adımlarla içeriye girdiğimde tolgada peşimden girmişti.

Cebimden telefonumu çıkardığımda anlamaz gözlerle bana baktı. Hızlıca notlara girip eksiklerime baktım.

Eline sepeti tutuşturup makyaj malzemelerinin olduğu yere koştum yanımda durduğunda gloss tonlarına bakıyordum.

Gül kurusu renginde bir kiko verdiğinde bakışlarım ona döndü.

“Rengi çok hoşuma gitti denesene.” Diye mırıldandığında kaşlarımı çattım.

“Ben niye deniyorum sen dene?” Dedim kızgın bir ses tonuyla. Sanki yüzüne küfür etmişim gibi baktı.

Gözlerimi devirmekle yetindim. aynaya doğru eğilip glossu dolgun dudaklarıma yedirdim. Hafifçe dudaklarımı birbirine bastırıp sağa sola hareket ettirdim.

“Fena değil.” Diye mırıldandım. Tolganın “bana da göstersene” dediğini duyunca ona doğru döndüm. Dudaklarıma baktığında “güzel olmuş” diye mırıldandı.

İçimdeki liseli kız havalara uçuyordu ama ben tepkisiz kalıp glossu sepete attım.

Kadınsal ihtiyaçların olduğu yere yürürken utanmıyordum. Bence utanılması gereken bir şey değildi. Bir kaç tane pedi sepete atıp, parfümlerin olduğu reyona gittim. Acaba niye bu kadar sessizdi.

Her zaman aldığım parfümüde sepete attım. Tolgaya dönüp, “sence saçlarımı boyasam nasıl olur?” Bakışları saçlarıma dönünce neden der gibi bir bakış attı. “Bilmem kızıl olabilir” başını iki yana salladı.

“Yani oda olur da bence bu hali daha güzel” başımla onaylayıp sepeti elinden aldım. Hızlıca hesapı ödeyip poşeti eline tutuşturdum.

“Şimdi ne yapacağız?” Diye sorduğunda, gözlerim dondurmacıya kaydı. Oraya doğru yürüdüğümde peşimden gelmeye başlamıştı. Tolga gelene kadar iki tane çikolatalı dondurma almıştım. Yanıma geldiğinde hızla eline tutuşturdum. İtiraz etmesine fırsat vermemiştim.

Yine yan yana yürürken bana doğru döndü. “Bir şey sorabilir miyim?” Başımla onayladığımda, “benim nereme baktın?” Kıkırdayarak ona döndüm.

“Hiç bilmiyorum nerene baktığımı Liseli Aysima cevap verecekse muhtemelen gözlerin derdi.” Dudaklarını vay be der gibi büktüğünde yanımdan geçen teyze “hay maşallah nasıl da yakışıyorlar” dediğini duydum şaşkınca kadına döndüğümde çoktan uzaklaşmıştı.

Tolganın güldüğünü işittim hızla ona döndüğümde yüz ifadesini toparladı. “Bende bir şey sorabilir miyim?” Dediğimde başıyla onayladı.

“Sen benim nereme bakmadın?” Diye sordum. Bakışları bana döndüğünde “hiç bir fikirim yok yani açıkçası o zaman güzel bir kızdın şimdi de güzel bir kadınsın. Muhtemelen arkadaş diline düşmeyeyim diye reddettim.” Bu sefer ben vay be der gibi dudaklarımı öne büktüm.

Genç bir kadın sesi duyduğumuzda bakışlarım. Tolganın yanına döndü sarışın yeşil gözlü genç bir kadın vardı tolga gülümsediğinde içimdeki liseli neredeyse çatladı çünkü Tolga ona hiç gülmemişti. O fark etmeden yanlarından sıyrıldım.

Kıskandığımı düşünmüyordum hepsini liseli Aysima yapıyordu.

🎭

Tuğçeye sarılıp geri çekildi Tolga. Kuzeniydi. “Neyse ben seni tutmayayım zaten geç kalacağım” başıyla onayladı Tolga Tuğçe uzaklaştığında arkasını döndü Aysimayı göremeyince sağına döndü ardından soluna.

Yoktu. Dondurmayı yiyemeyecekti. Gerisini çöpe atıp telefonunu çıkartıp Aysimayı aradı. Beşinci çalışta açtı.

“Alo?” Yumuşak sesini duyunca yeniden arkasını döndü.

“Neredesin sen?” Diye sordu.

“Eve geçiyorum.” Kaşları çatıldı Tolganın ne alakaydı? Elinde ki gratis poşetine baktı.

“Poşetin.” Diye mırıldandı.

“Kalsın sende senide daha fazla bu çocukça oyuna sokmayacağım ya boş ver intikamı falan.”

Hiç bir şey anlamıyordu şuan ne olmuştu da bir anda vazgeçmişti.

“Ne oldu Aysima.” Diye sorduğunda derin bir nefes aldığını işitti.

“Ya saçma sapan davranıyorum çalışıyorsun sonuç olarak sevgilinde var yanlış anlayabilir.” Kaşlarını çattı tolga. Sevgilisi falan yoktu.

“Sevgilim yok Aysima.”

“Olmadığı olmayacağı anlamına gelmez uzatmayacağım işte hem seninde istediğin bu değil miydi?” Diye sordu Aysima.

Buydu aslında ama nedense gitmesini istemiyordu.

“İstemiyorumda” gerisini getiremedi çünkü geçerli bir sebebi yoktu.

“Tamam işte tolga ben yine ara ara uğrarım kafeye.” Tolganın cevap vermesini beklemeden telefonu kapatmıştı.

Saçmaydı. Ne diye bir anda bırakmıştı?

Kabul etmeliydi ki Aysima güzel bir kadındı. Belki de bu yüzden istememişti. Aslında Aysima lisedeykende güzeldi. İtiraf etmek istemese de Aysima hep güzeldi.

Bir hafta sonra
Azra Seren

Azda olsa atlatmayı başarmıştım. Berfininin ihaneti onun problemiydi.

Yataktan doğrulduğum sırada Ervayı gördüm. Saçlarını örüyordu. Su dalgası şeklini beğenmiş olmalıydı.

Uyandığımı görünce gülümsedi. Onada her şeyi Aybars anlatmıştı. Elvin ise hala hastanedeydi. Erva ile ben daha görmemiştik. Ama muhtemelen bugün görecektik.

“Günaydın.” Dedi neşe dolu bir sesle. Elvini göreceği için mutlu olmalıydı. “Günaydın” diyerek ayaklandım. Ervaya döndüğümde saçlarını iki yandan örmüş, üzerine beyaz bir tişört altınada koyu mavi bir kot şort giymişti.

Dolabı açıp üzerime krem bir sewatshirt attım.Regl olduğum için üşüme ihtimalim vardı. Neyse ki son günlerindeydim. Altıma mavi bir kot şort atıp,saçlarımı tekli ördüm. Lavaboya girip pedimi değiştirdim ve odaya yeniden girdim. Erva ortalarda görünmüyordu. Kahvaltıya inmiş olmalıydı.

Bende odadan çıkıp aşağıya indim. Tahmin ettiğim gibi Ervada inmişti.

Ervanın yanında ki sandalyeye oturup, tabağıma peynir koymaya başladım. Ayberk doğrudan bana bakarak “Elvini görmeye gideceğiz gelecek misiniz?” Hızla ona doğru dönüp başımı aşağı yukarı salladım. Onu görmek istiyordum.

Elvini çok özlemiştim.

Hızlıca kahvaltımızı yapıp ayaklandık. Arabaya bindiğimizde havada neşe ve sevinç hakimdi. Aybars arkadan gülerek Ervaya bir şeyler diyordu ama ne dediğini anlayamıyordum.

Onlara doğru dönüp gözlerimi kıstım. “Ne konuşuyorsunuz siz?” Diye mırıldandığımda Aybars gülerek bana doğru döndü kulağıma eğilip “Ayberkle çok yakışıyorsunuzda acaba gerçek mi aranızda ki şey?” Diye mırıldandı.

Allahtan fısıldamıştı. Hızla kafasını uzaklaştırıp omzunu bir sille indirdim. Yüzümün cayır cayır yandığını hissediyordum.

“Siz kendinize bakın be ne bu samimiyet” tek gözümü kırpıp hayırdır der gibi bir bakış attığımda Erva hızla kaşlarını çattı ama kızaran yanaklarını gizleyememişti. Tamda Ervadan beklenilen bir hareketti. Tam on günde hoşlanmaya başlamıştı. Çok şıp sevdi biriydi.

Aybars kaşlarını çatmamıştı. Bakışları Ervaya döndüğünde kızaran yanaklarını gördü. Dudaklarında çarpık bir gülüş oluşurken Erva görmesin diye dudaklarını birbirine bastırıp başını eğdi.

Bende önüme döndüğümde Ayberkin sesimi duydum. “Senin yanakların niye kırmızı” yüzüm dahada kızarırken, “efendim” diye mırıldandım.

“Yanakların diyorum kırmızı olmuş.” Ellerimi yanaklarıma bastırdığımda yanaklarımın cayır cayır yandığını hissettim. “Bilmem ki hava sıcak ondan galiba” aynen kanka

Sessiz kaldı hastaneye vardığımızda hızlıca arabadan indim. Ayberk yanıma gelip ellerimizi kenetlediğinde şaşkınca ona baktım. Bakışlarımı fark edince “babam burada” Erva ile Aybarsta Ayberkin dediğini duymuş olacak ki ellerini birbirine kenetlemişlerdi.

İçeriye girip Elvinin odasına doğru yürüdük. Veysel amca ortalıkta görünmüyordu. Yüzümde büyük bir gülümseme oluşurken, Ayberk kapıyı açtı.

İçeriye girdiğimde gördüğüm şeyle adımlarım yere çakıldı.

Veysel amcanın elinde bir yastık vardı. Ve yastığı Elvinin yüzüne yaslamıştı.

“Öl artık” diye bağırdı. Dışarıdaki korumalar içeriye girmemişti çünkü Veysel Elvinin babasıydı.

Babası

Onu öldürmeye kalkışan babası