4. bölüm / 7
Kayıp KalpBoş Sayfalar
Bölümler 7Şu an: Boş Sayfalar
Ertesi sabah gözlerimi açtığımda, önceki gece bulduğum not hâlâ zihnimi esir almıştı. O cümle beynimde yankılanıyordu: “Kayıp kalbe ulaşmak için doğru yolu seç.” Bunun ne anlama geldiğini bir türlü çözemezdim. Duru’ya söylemeyi düşündüm. Onunla konuşmak beni rahatlatırdı belki. Ama içimde bir his, bu sırrın yalnızca bana ait olduğunu söylüyordu.
Kafamı toparlamak için dışarı çıktım. Havanın serinliği yüzüme vurdu, ama zihnimdeki karmaşayı dağıtmaya yetmedi. İnsanların arasından geçerken kalabalık bir şekilde ilerleyen şehrin içinde kendimi daha yalnız hissediyordum. Sanki herkesin bir yolu, bir amacı vardı; bense kaybolmuştum. Ayaklarımın beni nereye götürdüğünü bilmeden yürüyordum.
Küçük bir parkın yanından geçerken bir bank gözüme ilişti. Oturup notu cebimden çıkardım ve bir kez daha gözlerimle taradım. Kalbin yanındaki numara garip bir şekilde tanıdık geliyordu, ama nedenini hatırlamıyordum. Derin bir nefes aldım. Rehberime kaydettiğim numaraya baktım. Aramak mı? Cesaretim yoktu.
Tam düşüncelerime dalmışken, tanıdık bir sesle irkildim.
“Lara?”
Dönüp baktığımda Duru’yu gördüm. Gözlüklerini başının üzerine itmiş, elinde kahvesiyle yanıma geliyordu. Her zamanki gibi neşeliydi, ama benim ruh hâlimi bir bakışta anlamıştı.
“Bir şeylerden kaçıyor gibisin,” dedi, dikkatle gözlerimi tararken.
Başımı salladım. Bir an ona her şeyi anlatmayı düşündüm. Notu, kitabı, hatta numarayı. Ama yapamadım. “Sadece biraz hava almak istemiştim. Senin ne işin var burada?”
Omuz silkti. “Yeni yerler keşfetmek için dolaşıyordum. Seni burada görünce şaşırdım.”
Konuşmak istiyordum ama kelimeler düğümlenmişti. Duru her zaman benimle konuşmayı kolaylaştırırdı, ama bu kez onunla bile paylaşamadığım bir sırrım vardı.
“Duru,” dedim sonunda. “Sence bazı sırlar insanı daha mı güçlü yapar, yoksa daha mı zayıf?”
Soruma şaşırdı. Kahvesini masanın üzerine bıraktı ve kaşlarını çatarak yüzüme baktı. “Bu, sırların ne olduğuna bağlı. Ama bazı sırlar, bizi ileri taşımaktan çok, yerimizde saydırır. Bu soruyu neden sordun?”
Bir an duraksadım. Nedenini kendime bile açıklayamıyordum. “Sadece merak ettim,” dedim. “İnsanların sakladıkları şeyler onları nasıl etkiliyor diye düşünüyorum.”
Duru başını eğip beni dikkatlice inceledi. “Lara, bir şey sakladığını hissediyorum. Ama sana bir şey söyleyeyim mi? Ne kadar saklamaya çalışırsan çalış, bazı şeyler bir şekilde ortaya çıkar. Ya kendinle yüzleş, ya da o sır seni ele geçirmeden bir yol bul.”
Sözleri içimde bir şeyleri tetiklemişti. Notla ilgili gerçeği bulmam gerekiyordu, ama bu yolda yalnız yürümek zorundaydım.
Duru’yla vedalaşıp eve döndüm. Kitap hâlâ yatağımın üzerindeydi. Notu dikkatlice yerleştirdiğim sayfayı açtım ve elim titreyerek telefonumu aldım. Kalbim deli gibi çarpıyordu. Derin bir nefes alıp numarayı çevirdim.
Arama sesi birkaç kez çaldıktan sonra bir ses duyuldu.
“Alo?”
Bir an konuşamadım. Boğazım düğümlenmişti. Kendimi toparlayıp konuştum. “Merhaba. Sanırım size ait bir şey buldum. Eski bir kitapçıdan aldığım bir kitapta.”
Sessizlik oldu. Sonra, karşıdaki kişinin sesi duyuldu. Titrek ve gizemliydi.
“Kim olduğun önemli değil. Ama o kitap seni buraya getirdiyse, doğru yerdesin.”
Bu sözler beynimde yankılandı. “Buraya mı? Neresi burası?”
“Cevapları istiyorsan,” dedi, “elindeki kitabın 203. sayfasını aç. Kayıp parçanı bulmak için doğru yer orası.”
Arama bir anda sonlandı. Elimde telefonla bir süre hareketsiz kaldım. Kalbim deli gibi atıyordu. Bu, bir tuzak mıydı? Yoksa gerçekten doğru yolda mıydım?
Kitabı elime aldım. İlk sayfasında birkaç cümle vardı; geri kalan sayfaların bomboş olduğunu biliyordum. Ama 203. sayfayı açtığımda, sayfanın ortasında yazılı bir cümle gördüm:
“Eksik olan parçayı bulmak için seni en son bıraktığım yere dön.”
Kanım dondu. Bu cümle beni bir yerlere yönlendiriyordu. Ama nereye? Sayfanın boş olduğundan emindim. Peki, bu yazı nasıl ortaya çıkmıştı?
İçimde hem korku hem de merak vardı. Kalbim deli gibi atıyordu. Belki de artık geri dönüşü olmayan bir yola adım atmıştım.
Bölüm etkileşimi
