8. bölüm / 9
KAYIPKAYIP 7. BÖLÜM- SEMBOL
Bölümler 9Şu an: KAYIP 7. BÖLÜM- SEMBOL
- 1 KAYIP 1. BÖLÜM - GÜZ1.292 kelime
- 2 KAYIP 2. BÖLÜM- KİM BU GÖLGELER?1.566 kelime
- 3 KAYIP 3.BÖLÜM- CAN DOSTUM1.482 kelime
- 4 KAYIP 4.BÖLÜM- DEHŞETLE SON BULAN YEDİ SAAT2.313 kelime
- 5 KAYIP 5.BÖLÜM- KAYIP ÖZGÜRLÜK973 kelime
- 6 KAYIP 6.BÖLÜM -KAYIP PLANI2.525 kelime
- 7 KAYIP 7. BÖLÜM- SEMBOL2.868 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 KAYIP 8. BÖLÜM- ŞAH&MAT1.265 kelime
- 9 KAYIP 9. BÖLÜM- NEDEN?2.259 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
‼️UYARI:Bölümde vurdu kırdı, şiddet içeriği ve kendine zarar verme bulunmaktadır.
******
"Bazen de güneşin yokluğunu kabullenmek , en derin karanlıklarda görebilmeyi sağlar."
******
…
PAT
…
"Ahh! Hay aksi..."
Güz, elinde bulunan odun parçasını takip ettiği Gölge'nin kafasına aniden geçirdiğinde, odun parçasını tuttuğu taraftaki küçük çivili kısmın eline zarar verebileceğini aklının köşesinden bile geçirmemişti. Olay anının gerginliğiyle kendine değil, karşı tarafa odaklanmış planı kusursuz biçimde uygulamaya yönelmişti. Canı çok acımasına rağmen bunu düşünecek ne zamanı ne de fırsatı vardı. Başına geçirdiği odunun şiddetli etkisiyle Gölge , daldan şiddetle yere düşerek ezilen bir meyve misali yere yığılmış, yığılırken ise acısının ona verdiği yetkisine dayanarak hatırı sayılır yükseklikte kulakları tırmalayan bir patırtı çıkarmıştı.
Güz, elinde ki koyu kırmızı akışkan sıvıyı bir hamlede kargo pantolonunun en koyu köşesine sildi. Akmaya devam eden kanına hiç aldırış etmeden hızlı bir şekilde işe koyulmalı, Gölge'yi diğerlerinin onu fark etmemesi adına bir kenara çekmeli, gizlemeliydi. Az ileride onları fark ettirmeyecek karanlık ,dalda bir kuytu gördü. Şimdilik birkaç dakika için çok ideal bir yer gibi görünüyordu. Burada bir çırpıda üzerini değiştirecek yakalanırsa hemen B planını devreye sokacak , Gölgeler’e önünde yatan kızılı yakaladığını ve onlara teslim etmek için hazırladığını söyleyecekti. Hiç ikna edici olmasa da ilk etapta olabilitesi yüksek bir plan gibiydi aslında. Tabi ki eksiklikleri vardı ama şu an için bu bile büyük bir cesaret göstergesiydi.
Güz, Gölge’yi geniş ve sert omuzlarından sımsıkı kavrayarak aceleyle bir un çuvalını sürüklercesine sürüklemeye başladı. Gölge'nin koyu, karanlık kıyafetinin vazgeçilmez kara başlığı açılmış, Gölge'nin Güneş kırmızısı kızıl ve uzun saçları bir yelpaze edasıyla ortalığa saçılmıştı. " Ah! Ne kadar da ağırsın sen. Şimdi bizi ele vereceksin." diye mırıldandı Gölge'yi zorlukla çekelemeye çalışırken Güz. Baygın olmasına rağmen kızıl saçlarıyla adeta ‘Ben buradayım yardım edin!’ diyen bu Gölge , Güz gibi çelimsiz biri için oldukça ağır bir yükü taşımak gibiydi.
Ağır ağır sürüklemeye çabaladığı kızıl saçlı Yeşil Gölge'nin pelerine benzer üstünü başlığıyla birlikte çekildiği dar kuytuda bir çırpıda çıkartıp üzerine geçiriverdi. Olay anının verdiği heyecan ve endişeyi damarları içerisinde bir o yana bir bu yana akan kana hapsetmiş, büyük bir soğukkanlılıkla hiçbir detayı atlamadan yapması gerekenleri gerçekleştiriyordu. Başlığını başına geçirdi. Üzerini detaylıca kontrol etti. Gölge’nin cebinde bulduğu, üzerinde semboller olan damga gibi duran metal şeyi hemen kendi cebine yerleştirdi. Ellerini, boynunu, geri kalan tüm ceplerini kontrol etti. Hiçbir detayı atlayamazdı her detay oldukça önemliydi onun için. Tam ayaklanacağı sırada fark ettiği şeyle irkildi. Kızın tişört kumaşının tam göğüs kısmında, az önce cebine attığı damganın üzerindeki sembole tıpatıp benzeyen bir baskı vardı. "Kahretsin!" diye fısıldadı Güz, dişlerinin arasından. Bu tek tip bir üniformaydı ve tişörtü de değiştirmek zorundaydı. Sürece sil baştan başlarken zaman aleyhine işliyordu . Güz kızın tişörtünü çıkarmak için yöneldi. Bir yandan derin nefesler alıyor bir yandan da büyük bir soğukkanlılıkla kızın tişörtünü sıyırıp çıkarmaya çalışıyordu. Tam da tişörtü tamamen kızıl Gölge’nin bedeninden ayıracağı esnada gözüne kızın sol köprücük kemiğinin hemen altına itinayla işlenmiş simsiyah bir sembole sahip olduğu ilişti. Acaba bu Gölgeler’e ait bir şey miydi yoksa kızın yaptırdığı alelade bir arzunun nesnesi miydi? Tabi ki de Gölgeler'e aitti. Başka ne olabilirdi ki?
Güz’ün zar zor ciğerlerine doldurduğu nefesi boğazını tıkamıştı. Gözlerini bu sembolden bir an olsun çekemiyordu. O kısacık süre zarfında ezberlemek istercesine gözlerini her bir karşında gezdirip duruyordu . Ya bu kendini kanıtlaması gereken bir durumda sorun haline gelirse ne yapacaktı? Kendini kaygının dikenli kollarına bırakamazdı. Şu an hiç sırası değildi. Göğsü hızla hareketlenmiş, bir aşağı bir yukarı ciğerlerini bir balon gibi şişirip söndürüyordu. Çıldırırcasına başı dönüyor , ruhu ellerinin arasından akıp gidecek gibi hissediyordu adeta. ‘’Sakin ol Güz.’’ diyip derin derin soluklandı. ‘’ Sakin ol. Meva için... Kardeşin için...'’ Kafasını tekrar kaldırıp sembole daha yakından baktı. Hemen çantasına attığı kağıt ve kalemlerden çıkartarak sembolü kağıda özenerek işledi . Kağıdı unutmamak için pantolonunun sağ arka cebine koymuştu. Sonrasında bir şekilde ihtiyacı olabileceğini düşünüyordu.
Her ayrıntısını itinayla çizdiği planı ilk birkaç dakikada sekteye uğramıştı. Bu durumun bedenini kaygıya fütursuzca teslim edişine izin veremezdi. Zihnini bu duruma uyum sağlayacak şekilde eğitmenin bir yolunu bulmalıydı. ‘’ Bazı şeyleri şimdilik göz ardı edebilirim.’’ diye düşündü. Daha önce hiç almamışcasına derin bir nefes aldı. Kızın tişörtünü kendine, kendi giydiğini onun üzerine geçirdiğinde bir an olsun rahatlamış ve planın geri kalanını uygulamak için zihnini tekrar toparlamıştı. Zamanı hızla tükeniyordu. Endişesi olduğu yerde durmuyor, ‘’ Beni rahat bırak Güz . Tüm bedenini ele geçirmeliyim! Bensiz hayatta kalamazsın.’’ diye haykırıyordu adeta. Başını saklandıkları kuytudan çıkartıp etrafı kolaçan etmeye yeltendiğinde oldukları yere doğru gelen birkaç tıkırtı ve ayak sesi duyduğuna neredeyse çok emin olan Güz , hiç olmadığı kadar büyük bir hızla olduğu yere geri sindi. ‘’Ah hayır, hayır!'’ Nefes alışverişleri ritmini yitirirken zihninin karmaşıklığı Güz’ü çok yoruyordu. Zihni adeta tüm kalabalıkların toplandığı mahşer yeri gibi çınlıyordu. ‘’ Biliyorum, şu an çok endişeliyim. Geçecek. Bitecek. Hep geçti . Hadi sokağa tekrar bakalım.’’ diyerek kendine güven telkinleri verdiği esnada mantığının hala devrede olduğunu fark ettiğinde daha rahatlamış hissediyordu. Sindiği duvar köşesinden başını dışarı uzattığında sokak bomboştu. Değil Gölgeler sokakta ne bir kedi ne de bir köpek bile bulunmuyordu. İn cin top oynuyordu. Güz’ün ağzından kocaman bir ‘’Oh!’’ fısıltısı çıkıverdi. Endişesini yenmiş olmanın verdiği güçle gözlerini kapadı. Kalbinin ritmini sakinleştirip sokağı daha derin dinledi. Bulunduğu yere gelen seslerden buradaki Gölgeler’in bir sonraki sokakta olabileceklerini tahmin edebiliyordu. Eğilip baygın kızı zorlukla omuzlarına doğru çekti, tüm gücünü bacaklarına vererek onu sırtına yüklendi. Hem çantayı hem de kızı taşımak hayatında yaptığı en zor şeydi.
Şansına hedeflediği depo buraya oldukça yakındı. Anlaşılan Gölgeler de bu civarda çok insan bulunmadığından daha rahat davranıyorlardı. Şimdilik asıl konu bu Gölge'yi buraya çok yakın olan ailesinin eski deposuna kadar nasıl götürecekti? Soru işaretleri ile dolu olan kafasını bulunduğu kuytudan bir anlığına çıkartıp etrafı tekrar kontrol etti. Artık yola koyulma vaktiydi. Attığı her adımda üzerindeki yük bin kat daha ağırlaşıyor , bacakları titriyor ve daha fazla taşıyamayacağını düşünüp duruyordu Güz. Hem etrafı kontrol edip hem yakalanmamaya çalışmak onu oldukça tetikte hissettiriyordu. Zorlukla geçtiği tenha yolların ardından nihayet eski deponun pas içerisindeki yıkık dökük kapısı önünde belirivermişti. Kapı aralıktı. ''Umarım içeride kimseler yoktur.'' diye düşündü Güz.
Sırtındaki ağır yükle birlikte kendini deponun loş ve havasız ortamına attığında tek düşündüğü acele etmekti. Havasızlık onu ne kadar çok rahatsız hissettirse de şu an önceliği tamamen farklıydı. Bir an önce kızı bağlamalı ve kimdir nedir sorgulamalıydı. Sırtındaki Gölge'yi tavandan gelen ışık huzmelerinin aydınlattığı küçük tahta bir sandalyeye bıraktı.
Gecenin karanlığı ve deponun loşluğu görüşünü kısıtlıyordu. Çantasından çıkardığı kalın iplerle onu sandalyeye sağlam bir şekilde bağladı ve bağı tekrar tekrar kontrol etti. Sonuçta bu bir Gölge'ydi. Şu an baygın taklidi bile yapıyor olabilirdi. Ona hiçbir şekilde güvenemezdi. Birden kalkıp üzerine bir hamle yapabilirdi. Kızın gözlerindeki yeşil boyayı da silmesiyle şu an için amansız bekleyiş başlamıştı. Her şey tamam olduğunda çantayı da kızın yanına fırlatıp sırtını duvara yasladı ve dizlerinin üzerine çöktü. Çok yorulmuştu. Neredeyse hiç bir şey için dermanı kalmamıştı. Ama o pes edemezdi. Sonunda güvendeydi. Ya da sadece öyle olduğunu düşünüyordu.
Oturup kızın uyanmasını beklemek Güz için tam bir işkenceydi . Aklından geçen felaket senaryolarına daha fazla dayanamadı. Kendi korkak cesaretini zihninin saçma oyunlarına rehin veremezdi. Ayağa kalktı . Deponun loş ışığında bir ileri bir geri volta atarken aniden durdu ve başını elleri arasına aldı. Havasızlık ona hiç iyi gelmiyordu. Ciğerleri oksijen azlığından çırpınır bir edayla nefesini hızlandırma ihtiyacı içerisindeydi. Birkaç derin nefesin ardından ensesinden bedenine yayılan garip bir ürperti hissetti. Gözleri kocaman açılmış , tüyleri anlamsız bu hisle savaşırcasına kirpi gibi ürpermişti. Bu his ona çok tanıdıktı. Aynı o pencere pervazını kapatırken hissettiğine çok benzer bir histi bu. Aklından geçen saçma karmaşalara kendinin de inanası gelmiyordu ama bazen bu karmaşadan kendini alıkoyamayacak kadar güçsüz hissediyordu. Varlığından emin olmadığı bir çift karanlık gözün onu izliyor olma ihtimali neydi? Hem de böyle bir yerde bunun olabilme olasılığı milyonda kaçtı. Telaşla arkasını döndü. Deponun en karanlık köşelerine , pencerelerine bir insanın olma ihtimalinin olabildeceği her yere teker teker baktı. Her ayrıntıyı tekrar tekrar gözden geçirdi. Köşelerdeki eski variller, kırık cam parçaları, paslı metaller ve kırık dökük tahta kasalardan başka çok da bir şey bulunmuyordu bu eski ve tenha yerde. ''Harika! Yine bana oyun oynuyorsun sevgili beynim. Bu sefer kaygımın kurbanı olmayacağım. Buna izin vermeyeceğim. Çok kararlıyım.'' diye mırıldandı kaygısına meydan okur bir cesaretle ve olduğu yerden olabildiğince hızla uzaklaştı. Kaygısıyla olan savaşında tek kozunun zihninini tehlikenin olmadığına ikna etmek olduğunu kendisi de çok iyi biliyordu. Böyle zamanlarda hep kendisiyle konuşur kendini gerçekliğe davet etmenin bir yolunu bulurdu. Bu noktada genelde mantığını kullanmak en işe yarar bulduğu taktikti. ''Ben kendi gölgesinden korkan bir ahmak değilim. '' , '' Unutma artık sen bir Gölge'sin . Korku ve karanlığın tam da kendisisin.'' diye söylenmeye başladı kendi duyabileceği şekilde. Tekrarlanan mırıltılar eşliğinde kızın ayılmasını beklerken kurduğu plandaki boşlukları kapamanın en risksiz yollarını da zihninden geçirmeye çalışıyor, bu yolla da dikkatini farklı bir şeye odaklanmanın ona iyi geldiğini fark ediyordu.
Tam o esnada yaklaşan ayak seslerinin yanı sıra deponun paslı aralık kapısı büyük bir gıcırtıyla açıldı. Güz duyduğu korkunun bir anlık bedenine yansımasıyla dehşet içerisinde yüzünü buruşturdu . Dehşetin soğuk tadı iliklerine kadar işlemişti. Arkasını dönüp bakmak asla istemiyordu. Göz kapaklarını asla açılmamalarını istemezcesine sımsıkı birbirine bastırdı. ‘’İşte bitti. Bu kadarmış. Özür dilerim Meva. Galiba başaramadım.'’ diye geçirdi içinden . Güz daha ne olduğunu idrak edemeden karanlığın içinden fırlayan bir şey ona doğru yöneldi. Kalbinin ritmi üç-dört sokak ilerideki Gölgeler’i bulundukları yere davet edercesine şiddetle çarpıyordu. Güz, korkuyla arkasını dönmeye cesaret ettiği o anda kolunda hissettiği sert dokunuşla irkildi.
Daha kim olduğunu anlayamadan '’Hadi! Gitmemiz gerek. Geliyorlar!’’ dedi aceleci ,soğuk ve donuk bir sesle koluna dokunan kişi. Güz neye uğradığını şaşırmışken ne yapacağını gerçekten bilmiyordu. Koca gözleri yuvalarından fırlarcasına açılmış , soluğu kesilmişti adeta. Dehşet içerisinde tam da far görmüş tavşan gibi donakalmıştı. Karşısında gördüğü kendisi ile aynı giyinmiş - bayılttığı Gölge gibi - yeşil boyalı , kara başlıklı bir Gölge'ydi. Kendisine ''Hadi gitmemiz lazım !'' diyordu. Güz, kızın ayılmasını beklerken uyuya mı kalmıştı da rüya görüyordu. Bir Gölge normal bir insana yardım eder miydi? Güz , bilinçaltında Gölgeler'i böyle mi kodlamıştı yani. Bu bir rüya olamayacak kadar gerçekti. Güz , uyanmak istercesine başını her iki yana sallamış , düşüncelerinin etkisiyle kaşlarını çatmış duruyordu.
Güz'ün kendine gelmeye çalışacak en ufak bir zamanı yoktu. Gerçek ve hayal arasında gidip geldiği şu sıralarda tek yapabildiği kolunu tutan Gölge'den kolunu kurtarmaya çalışmak oldu. Kolunu hızla kendine çekmeye çalıştığında Gölge'nin kaşları çatılmış ''Hadi ne duruyorsun?'' dercesine ona bakıyordu. Güz'ün titreyen sesiyle çıkarabildiği ilk cümle '' Se... sen de kimsin? Sakın dokunayım deme bana ! Uzak dur benden! Hi...hiçbir yere gidemem ben!''
Gölge kapıya keskin bir bakış atmasının ardından '' SORU SORMA! Buna vaktin yok ,anlamıyor musun? Gitmemiz gerek!'' diye hormurdandı sabırsızlık içerisinde. Her ne kadar cümleleri endişeli gelse de sesindeki donuk ve duygusuz ton Güz'ün olayların gerçekliğini idrak etmesini engelliyordu adeta. Güz'ün kaygının doruklarındaki zindana kendini kilitleyen beynini fark eden Gölge durmadı. Konuşmasını yineledi. '' Hadi diyorum sana ! Buna vaktimiz yok. Kıyafetlerimden kim olduğumu zaten anlamışsındır. Ayrıca..." Yüzünü örten koyu başlığı hafifçe geriye itip doğrudan Güz’ün derin toprak rengi koca gözlerinin içine baktı. "Senin bir Gölge olmadığını da biliyorum. Buradan hemen şimdi çıkmazsan her şey bitecek. Anlamıyor musun? Gitmemiz lazım!"
Güz , Gölge'nin söylediklerine karşı kendini savunmaya dahi geçemedi. Demek duyduğu ayak sesleri beyninin kaygı oyunlarına eklediği bir başkası daha değildi. Tamamen gerçekti. Kızı bayılttığı andan itibaren istisnasız her anını izlemişti bu Gölge. Her adımını takip etmişti. Peki neden müdahale etmemişti? Kaygının koyu pençelerinden sıyrılıp karşısında çatık kaşlarıyla ona bakan Gölge'ye daha dikkatli baktığında , onun bu kızıl Gölge ile kavga eden diğer Yeşiller'den biri olduğunu hayal meyal hatırlamıştı. "Sen..." diye mırıldandı aniden. Kahverengi gözleri kısılmış düşüncelerini zihninde tutmak istercesine bir barikat oluşturmuştu çelimsiz yüzünde. ''Lanet olsun! Nasıl olur?'' diye geçirdi içinden istemsizce. ''Nasıl bu kadar dikkatsiz olabilirim ?'' . Deşifre olmuştu. Hem de öyle bir süre sonra da değil hemen oluvermişti. Her detayını teker teker işlediği , o kusursuz olduğunu düşündüğü mükemmel plana rağmen hem de... Ne kadar da iyi ilerlediğini düşündüğü o esnada aslında her şeyiyle apaçık ortaya çıkarılmıştı. Öylece arkasını dönüp , her şeyi geride bırakıp buradan gidemezdi. Her şey Meva içindi. Onu bulmadan pes etmek yoktu.
Aniden '' Olmaz!'' diye çıkıştı. '' Gidemem. Madem Gölge olmadığımı biliyorsun ne yapmaya çalıştığımı da biliyor olmalısın. Ama asıl amacımı asla bilemezsin. Niyetim ona zarar vermek değil . Benden alınanı bulmak. Onunla daha işim bitmedi . Gidemem o yüzden. Hem... Gelenler ...'' Gölge , Güz'ün sözünü keserek acı bir ciddiyetle '' Lacivertler... Geliyorlar.'' diye fısıldadı.
Güz, bunu duyduğunda zihninde şimşek gibi çakan düşüncelerin ardına gizlenmiş küçük bir çocuk edasıyla elinin işaret parmağını sağ yanağına dayadı. Kaşları çatılı bir halde kendini düşünceler girdabının en hazin dalgalarına emanet etti. Sanki içerisine çektiği nefesini acıdan kıvranan ciğerlerini yaşatmak için değil , olay anının verdiği duygusal karmaşayla kararmış ruhunu aydınlatmak için kullanacaktı.
Tam o esnada, zihninin derinliklerindeki karmaşa yerini keskin bir berraklığa bıraktı. Dönüşü zor bir kumar oynayacaktı ama bu onun tek şansıydı. B planında yaptığı ufak değişiklikler onun kurtuluş biletine kapı aralayacaktı. Karşısındaki yabancının ela renkli gözlerine dikti dik bakışlarını. ''Bak. Ben buradan böyle çıkarsam. Hiçbir şey olmamış gibi... Her şeyi anlamaları çok da uzun sürmez. Kız ayılırsa zaten çoktan bitmiş olurum. Sen neden bana yardım ediyorsun, arkamda ne işler dönüyor inan bilmiyorum... Sana güvenemem, muhtemelen güvenmemeliyim de. Ama bana zarar vermek isteseydin , bunu zaten çoktan yapardın fırsatın vardı ama yapmadın. Şimdi beni dinle, aklımda bir plan var. Oldukça riskli ama yapacak bir şey de yok. En iyi ihtimalle...Neyse..."
Güz lafı çok uzatmadan kızıl Gölge'nin üzerinde bulunduğu sandalyeye doğru yöneldi. Kızı hızla çözerken bir yandan da ona yardım eden Gölge'ye planını en ince ayrıntısına kadar anlatmaya çalışıyordu. '' Şimdi kapıya gideceğiz. Kızı bu sandalyeden tamamen çözüp ipleri saklayacağım. Burada bu ipleri bulsalar bile bizden şüphelenmezler. Kızı şu girişteki tozlu beton zemine yatıracağız . Tam kaçarken ben ona hamle yapmışım da bayılmış gibi yapacağız. Çantasını da tam yanına fırlatacağız ki dikkat çekmesin. Kız hazırlık yapmış da gelmiş gibi. Casus olmak istermiş gibi... Gölge değil de onları taklit etmek isteyen deli cesaretli biri gibi... Sonra dışarıdakiler içeriye geldiğinde ben bu kızı sokakta görüp peşinden buraya kadar gelmişim ve burada kıstırmışım ardından onlara teslim etmek için buradaymışım gibi yapacağız. Yalnız ciddi bir problemim var kızın köprücük kemiğinde ki mühür ya da garip bir sembol gibi bir şey var . Kız uyanırsa ve kanıt isterlerse benim için çok zor olur. Ayrıca kız uyandığında her şeyi anlatması durumunda da biterim. Şimdilik planımız bu , anladın mı? Güz bir an için durdu eliyle cebindeki mührü çıkarttı. Tam ''Şu mühür meselesi...'' dediği esnada Gölge ''Mühür işini bana bırak .'' diyerek baygın yatan kıza yöneldi.
Güz daha ne olduğunu anlayamadan, ela gözlü Gölge sandalyede ki kızın üzerine doğru çevik bir hareketle çömeldi. Sırtını tamamen Güz'e dönerek görüş açısını kapattı. Pelerinine gizlediği ve Güz'ün ne olduğunu tam olarak seçemediği küçük bir nesneyle kızın sembolünün olduğu bölgeye doğru gizemli birtakım hareketler yapmaya başladı. Loş ışıkta adamın ellerindeki nesnenin parlaklığı göz alırken deponun hemen dışındaki sokakta Lacivertler'in çıkardığı o sert, ritmik sesler yaklaştıklarının en belirgin kanıtıydı.
Gölge ayağa kalktığında kızıl Gölge'nin kemiğinin hemen altında belli belirsiz kırmızı bir leke kalmıştı. Güz , o an aklına yıldırım gibi çarpan önemli bir soruyu tüm masumiyeti ile Gölgey'e yöneltmek istemişti.'' Şey ben bu sembolün ya da mührün her neyse işte size ait olup olmadığına emin olamamıştım ama yok ettiğine göre öyle. Peki benden bu sembolü göstermemi isterler mi? '' diye bir soru yöneltti. Kızıl saçlı kızı tozlu beton zemine taşıdığı esnada hiç beklemediği bu soruyu duyan Gölge birden durdu , cevap vermek istemezcesine Güz'ün sorusunu cevapladı. '' Hayır , istemezler.''
Güz, kızı koydukları yere çantasını fırlatmış. İçerisinde onu ele verebilecek her şeyi ailesine ait bu deponun çeşitli yerlerine saklamıştı. Bir an duraksadı. Hikayenin gerçekçiliğini perçinleyecek o hamle aklına geldiğinde yine yardıma ihtiyacı olduğunu fark etti. '' Şey... son bir şey var yalnız.'' diye seslendi ona yardım eden ela gözlü, soğuk Gölge'ye. '' Bu odun parçasıyla bana zarar verir misin? Kız yapmış gibi. Gerçekçi olmalı. O bana hamle yapmış ve ardından ben ona karşılık vermişim gibi...''
Ela gözlü Gölge, Güz’ün elindeki çivili odun parçasına ve gözlerindeki sarsılmaz kararlılığa baktı. Birden kaşları havaya kalktı. Durumu sorgulayacak tek bir salisesi bile yoktu; dışarıdaki postal sesleri artık deponun duvarlarını dövüyordu. Korkunç soğuk sesi ve donuk yüz ifadesiyle ''Hayır.'' diye karşılık verdi. Güz neye uğradığını şaşırmıştı. '' N...ne. Peki... Madem öyle biz de -mış gibi yaparız.'' Kızıl Gölge'yi bayıltmak için hamle yaptığı esnada eline zarar veren çivili kısmın var ettiği yaranın kabuğunu büyük bir acıyla kaldırma girişiminde bulunmuş , bileğine doğru yayılan acı ve zonklamaya aldırış etmemişti. Akan kanını önce şakağına ardından çenesinin alt kısmına sürmüş ve eline doğru fütursuzca akmasına izin vermişti.
Her şey tamamdı. Güz ela gözlü Yeşil Gölge'ye '' Hadi git. Seni görmesinler. '' dediğinde Gölge kendi karanlığına hapsolmuş bakışlarıyla ve kafasıyla Güz'ü onayladı. Başına çektiği pelerinvari başlığıyla ortadan hemencecik kayboluverdi. Güz asla susmayan zihninde bulduğu bir anlık sessizliği fırsat bilerek içinden ''Şov başlasın o zaman. '' diye geçirdi. Elbette korkuyordu ama her zaman düşündüğü gibi kaybedecek neyi kalmıştı ki ? Tam yerini alıp, yerde yatan kızıl saçlı kızın tepesine bir avcı köpeği gibi dikildiği o anda paslı aralık kapının ''GÜÜÜMMM!'' sesi ile irkildi. Deponun pas içerisindeki yıkık dökük kapısı, büyük bir şiddetle menteşelerinden koparak içeri doğru savruldu. Kapının devrilmesiyle birlikte loş tavan katmanlarından aşağı kalınca bir toz tabakası iniverdi. Güz , gözlerindeki korkak cesareti ve Gölge olmuş olmanın verdiği derin sarsılmaz karanlıkla ''İşte... başlıyoruz.'' diye mırıldandı.
--------
HERKESE MERHABA, 🖐🏻😄
UMARIM OKUDUĞUNUZ BÖLÜMÜ BEĞENMİŞSİNİZDİR
Destekleriniz benim için çok önemli ✨ Beğenmeyi ve yorum yapmayı unutmayın lütfen ‼️ 📚
Bölüm etkileşimi
