6. bölüm · KAYIP

KAYIP 5.BÖLÜM- KAYIP ÖZGÜRLÜK

FAVİNDA AKLİA

"Ondan alınan sadece gökyüzünün hazin mavisi değildi ; zaman artık sadece göğsünde pır pır atan senkronize bir ritimden ibaretti."
--------------
Meva, ona sorulan sert ve duygusuz bu soruyu duyduğunda yaşadıklarının da acı etkisiyle kendini korkunun ellerine teslim etmiş, çamurlu ellerinde tuttuğu son umudu telefonunu önündeki su birikintisine düşürmüştü. Omzundaki soğuk el onu tutup kendine çevirdiğinde artık hiçbir şey yapamayacağını biliyormuşçasına hiç direnmemişti. Başından akan koyu kıvamlı metalik sıvının ensesinden sırtına doğru yavaş yavaş ilerlediğini tişörtünün ıslaklığı sayesinde hissedebiliyordu. Adeta başının ağırlığını bile kaldıramayacak kadar halsiz ve dirençsiz hissediyordu. Sızım sızım sızlayan yarası belki de Gölgeler’den önce davranarak tüm bedenini amansızca alıkoyacak ve upuzun derin bir uykuyla zar zor açık tuttuğu bilincini gecenin koyu karanlığı ile baş başa bırakacaktı.
Yarasına uzak olan omzundan tutan Gölge onu sert bir hamleyle kendine doğru çevirdiğinde gördüğü ilk şey; korkunun bile korkabileceği keskin, soğuk, duygusuz bakışlar oldu. Karşısında tipik karanlık giyimli, kapüşonlu haliyle ihtişamdan bir haber ama korkunun kokusunu üzerinde taşıyan; gözlerinde hemen şakak hizasına doğru uzanan mat lacivert ama gecenin karanlığında ki tek ışık hüzmesiyle hafif metalik duran koyu renkli şerit şeklinde boyalarıyla ikisi iri yarı erkek biri minyon bir kadın üç Gölge duruyordu. Gözleri hizasındaki şeritler öyle yer edinmişti ki keskin hatlı yüzlerinde , gecenin karanlığında gökyüzündeki Ay kadar belirgin görünen göz akları onları çok daha korkutucu bir havaya sokar nitelikteydi.
Kadın bir an olsun elinde salladığı o şeyden dikkatini Meva’nın istemsizce düşürdüğü telefonuna çevirdiğinde her şey için çok geçti. Telefonun bulunduğu su birikintisine doğru ilerledi. Meva'nın gözlerinin tam içine çok net ve keskin bir bakış attı. Bu bakışlarda duygunun zerresi bulunmuyordu. Ardından ayağıyla ani bir hareketle telefona basıp tamamen çamura gömerken yüzündeki tiksinti kendini açık bir şekilde ele veriyordu. Yavaşça Meva’ya doğru sokuldu. Artık aralarında neredeyse hiç mesafe kalmamıştı. Rahatsızlık verici gerginlik Meva'nın bedenini gitgide ele geçiriyor, kalbinin dışarı çıkıp atmak istercesine artırdığı ritmini gizlemek çok daha zorlaşıyordu. Gözlerine oldukça alaycı ve bir o kadar da acımasız bir bakış hakimdi bu Gölge'nin. Meva’nın çenesini bir maketi tutarcasına olabildiğine sert bir şekilde tuttu ve ekledi ‘’ Bak sen şuna… Elimizden kaçabileceğini sandı miniğim. " duraksadı ve devam etti. "Ne o ... Hadi itiraf et . Bir an bile olsa kalabileceğini düşündünmedin mı yoksa?’’ yüzü tekrar sanki tüm dünyadan iğrenircesine büzüldü Meva'nın cevap vermediğini gördüğünde gözlerini kıstı ve daha da yakınlaşarak yüksek bir sesle bağırdı ‘’ Ben de öyle düşünmüştüm. Zaten sizin gibiler hep öyle düşünürler. " dedi ve güçlü bir kahkaha patlattı. Ardından çok daha yüksek bir sesle "SENİ GİDİ KÜÇÜK ISLAK FARE!’’ diye ekledi hiddetle. Gözlerindeki mat lacivert boyalar, karanlığın da etkisiyle tehditkar bir şekilde parlıyordu. Meva’ya bağırmasıyla diğer Gölgeler'in de yüzü korkutucu bir sırıtışla duygusuz bir şekle bürünmüştü. Meva donakalmış olacakları seyrederken kadının tiz sesi tüm Yersel’de yankılanmış olabilirdi.
Meva'nın gözleri dolmak hatta taşmak üzereydi. Daha fazla dayanacağını sanmıyordu. Neydi bu bir deneme mi ? Yoksa özgürlüğüne veda edeceği son dakikalarda gerçekleşen klasik ritüel mi? "Ne kadar da kabalar (!)" diye düşündü bir an. Şu an bu durumda olmasaydı gayet de gülünesi bir düşünceydi aslında.
Gözlerinden akan yaşlara daha fazla hakim olamıyordu. Üstelik canının acısı giderek azalması gerekirken artıyor, özgürlüğünü kaybedeceğini düşündükçe deliye dönüyordu. Sonrasındaki belirsizlik ise cabasıydı. İçinde sönmek bilmeyen koca bir yangın alev almıştı adeta. Kıvılcımlar bedeninin ayrı ayrı noktalarına fütursuzca savruluyor ve sorgulamadan yakıp kül ediyordu. Her şeye rağmen kurtulamayacağını bile bile can havliyle kalan son enerji kırıntılarının etkisiyle çırpınmaya başladı. Hem hüngür hüngür ağlıyor hem de işe yaramayacağını bildiği halde kendini ifade etmeye çalışıyordu. Çaresizliği çok çok uzaklardan sezilebilecek türdeydi. Elinden son kez bu kadarı geliyordu. ‘’ Ba... Bakın, bırakın beni . Bı...Bırakın anlatayım her şeyi. Ben buralı bile deği…’’ sözünü tamamlayamadan kadın tek hamlede kaldırdığı eliyle susması gerektiğini çok net ve acımasızca anlatmıştı ona.
Kadının sus işaretiyle birlikte diğer Gölgeler hızla harekete geçti. ‘’BAĞLAYIN!’’ emriyle ise tek hareketle Meva’yı dizlerinin üzerine çökertmiş , ardından ellerini açamayacağı sıkılıkta kalın bir iple arkasında bağlamışlardı. Meva, elleri bağlanırken oldukça sarsılıyordu bu ise kafasının zonklamasını perçinler nitelikteydi . Gölgeler’den uzun ve diğerinden daha iri yarı olanı gözlerini yere dikmiş duran Meva'nın kafasını kaldırmak için elini koyu sarı saçlarının arasına attığında hissettiği sıcak sıvının verdiği hisle bir an durdu. Elini geri çekti . Ay ışığında parlayan sıvı kızıl rengiyle adeta ben buradayım diyordu. Gölge öne çıkarak diğerine dönüp işaret etti ve mekanik bir sesle, “ Kız yaralı”, “Bilincini kaybetmesi çok sürmez. ‘’dedi. Daha kısa ve keskin hatlara sahip olan Gölge ise bu durumu pek umursamadı. Sanki bu onun normaliydi. ‘’ İkinci seçenek gerçekleşmediği sürece sorun olmaz. Külüstüre atalım. Orada ne oluyorsa olsun.’’ diye ekledi.
İleride farları açık bir şekilde bekleyen, gerçekten de koca bir külüstüre benzeyen hurda bir arabanın varlığını Meva yeni yeni fark ediyordu. İtilerek yürütüldüğü bir başka tabirle sürüklendiği yolda farların keskin ışıklarına baktıkça bilinci daha da bulanıyor, gözleri kararacak gibi oluyordu.
Ensesinde ki koyu kıvamlı sıcak sıvı ağır ağır ellerine kadar ilerlemişti . Bu uykuya kendini kaptırmasına ramak kaldığını gösteriyordu . Özgürlüğüne veda ettiği son saniyelerde kocaman bir yol ayrımındaydı. Aldığı her nefesin karmaşık zihnine verdiği ağır yüke daha fazla katlanamadı. Git gide kesikleşen nefesi nabzının ritmini aksatıyordu adeta. Görüşü bulanıklaşmaya, ayaklarındaki derman yitikleşmeye başladığında artık kendini uykunun karanlık ellerine teslim etmesi gerektiğine neredeyse emindi. En fazla bir adım daha atabildi Yersel’in bu çetin sokaklarında. Yere yığıldığında burnunda Güz’ün ona aldığı kurabiyelerin tatlı kokusu, zihninde onunla geçirdiği rengarenk güzel anılar canlanıyordu sisli dolu derin karanlıkta . Yersel’in soğuk yağmuru, çamurun ortasında savunmasızca yatan bedenine bir anne gibi nazikçe dokunurken, sanki bu güzel anıları dünyadan gizlemek ister gibi üzerini şefkatli ve ıslak bir örtüyle kapatıyordu.
----------
Merhabalar🖐🏻, bu bölümde Meva'nın ruh haline ve alıkonulduktan sonraki sürece değindik birazcık.
Güz'ü merak ettiğinizi biliyorum , hatta belki de ne uzattı diye düşünüyor olabilirsiniz. Kitabımızın temeli geri kalan kısımları kadar önemli benim için. Bir sonraki bölüm asıl aksiyonun başladığı bölüm olacak ve bence çok keyif alacağınız bir bölüm yolda denebilir. En iyisi olabilmesi için biraz zamana ihtiyacım var.
Umarım okuduğunuz bölümü beğenmişsinizdir. ✨🙏🏻Desteğiniz benim için çok önemli. Şimdiden destekleriniz için teşekkür ederim 🙏🏻