3. bölüm / 9
KAYIPKAYIP 3.BÖLÜM- CAN DOSTUM
Bölümler 9Şu an: KAYIP 3.BÖLÜM- CAN DOSTUM
- 1 KAYIP 1. BÖLÜM - GÜZ1.292 kelime
- 2 KAYIP 2. BÖLÜM- KİM BU GÖLGELER?1.566 kelime
- 3 KAYIP 3.BÖLÜM- CAN DOSTUM1.482 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 KAYIP 4.BÖLÜM- DEHŞETLE SON BULAN YEDİ SAAT2.313 kelime
- 5 KAYIP 5.BÖLÜM- KAYIP ÖZGÜRLÜK973 kelime
- 6 KAYIP 6.BÖLÜM -KAYIP PLANI2.525 kelime
- 7 KAYIP 7. BÖLÜM- SEMBOL2.868 kelime
- 8 KAYIP 8. BÖLÜM- ŞAH&MAT1.265 kelime
- 9 KAYIP 9. BÖLÜM- NEDEN?2.259 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gece, Güz için zorlu geçmişti. Ne kadar cesaretini topladığına kendini ikna etse de yatağının kenarındaki o güven bulduğu köşesinden kendini bir türlü kaldıramamış ve bunun acı sonucu olarak da kaskatı kesilmişti. Aslında kalkmaya çalışmıştı ama kalbinden bedenine yayılan endişe sızıntısı en küçük zayıf aralıktan bedenine sızacak gibiydi ve buna daha fazla katlanamayacağından vazgeçmişti.
Sabahın erken ışıklarına gözlerini açtığında çenesi ve boynundaki sızının uzun süre bedenini terk etmeyeceğinden neredeyse çok emindi. Zihni çamurlu bir su gibi bulanıktı. Bir anda o kadar çok duyguyu sırtlamıştı ki bugüne nasıl hissedeceğini bile bilmeyerek uyanmıştı. Her şeye rağmen gitmesi gereken bir işi, üstesinden gelmesi gereken sorunları vardı. Yerinden kalkmak için hareket ettiğinde beline giren şiddetli sancıyla irkildi. 'Ahh...' diye mırıldandı, 'Anlaşılan bugün çok da iyi geçmeyecek.' diye düşündü . Bedenini daha rahat edebileceği bir pozisyona getirmek için yaptığı her hamlede canı çok daha fazla acıyordu. 'Tamam, başarabilirim; ayağa kalkmak çok da zor olmasa gerek.' diye düşündü. Zar zor ayağa kalktığında, gecenin bıraktığı bu katılığı çözebilecek tek şeyin sıcacık bir duş olduğunu biliyordu.
Duştan çıktığında kendini çok daha iyi hissediyordu ama şu an iş, gitmek istediği en son yer bile değildi. Giyinmek, çantasını hazırlamak, evi toparlamak ve çıkmak sırtına yüklenmiş koskoca yük yığınına eklenen bir başka şeydi adeta. Üstelik Güz'ün bunları gerçekleştirmek için zerre kadar enerjisi kalmamıştı.
Güz, bir kafede stok malzeme elemanı olarak çalışıyordu; fatura girişlerinden kalan zamanlarda da kasayla ilgilenip kendi yaşamını idame ettirecek kadar kazanıyordu. En güzeli de kafe tenhalaştığında kasanın arkasında bilgisayarını açtığı o boş anlardı. Kendince bir hobi olarak başlattığı iç mekan tasarımı işini, internet üzerinden serbest çalışarak kazanç elde edecek hale getirmiş aynı zamanda kendini bu konuda gittikçe geliştirmeye özen göstermişti. Buradan gelen parayı genelde sokak hayvanlarının bakımına harcar olmuştu. Üstelik bu uğraş ona iyi geliyordu; insanların odalarını, mutfaklarını ekran üzerinde milimi milimine çizerken, onların hayatlarındaki düzeni ve kusursuzluğu planlamak kendi zihnindeki kargaşayı uyuşturuyordu
Güz evden çıkarken fazlasıyla tedirgindi. Dünün izleri kaslarının gerginliğine kazınmıştı. Evin alt kapısına geldiğinde ne o kapıyı açıp işe gitmek ne de dışarı çıkıp savunmasızca oradan oraya dolanmak istemiyordu. Kendini endişenin pençelerine bırakmak, onun kurduğu oyunun oyuncusu olmak bugün katlanabileceği bir şey asla değildi. Derin bir nefes aldı. Aklındaki olumsuz düşünceleri kendince tolere edilebilir hale getirip buna inanmaya çalışıyordu. ‘Beni zaten görmemişlerdir değil mi? Çok uzaktı sonuçta. Nereden tanıyacaklar. Hadi sakin olalım ve bahane üretmeyelim. Akşam eve erken gelirsem hiçbir sıkıntı çıkmaz.’ diye düşündü. Arkadan çığlık atarcasına ‘ Ya seni gördülerseee….’ diye haykıran iç sesi tüm oyunu bozmak istercesine Güz’ün mantığını devre dışı bırakıp kaygısının seline kapılmasını istiyordu. ‘ Unuttun mu? Gündüz hepimizin, gece onların.’
Sokak kapısını açtığında sanki dün hiçbir şey yaşanmamış gibi hayat canlı ve koşuşturmalıydı Yersel’de. Kafasını uzatıp sokağı yokladığında tedirginliği az da olsa sönümlenmiş, yerini her gün gördüğü tanıdık insanların sokakta oradan oraya koşuşturmasının verdiği cesarete bırakmıştı.
Yolda ilerlediği sırada sokağın köşesinde yine o her gün sevdiği kediyi gördü. Bu kedi adeta çok renkli bir çizgi filmden fırlamış ya da bir ressamın renk paletine düşmüş gibiydi. Bembeyaz tüylerinin üzerindeki gelişigüzel dağılan portakal turuncusu ve kömür karası lekeleriyle tam bir çizgi film kahramanıydı. Bir çiçeğin yaprağına benzer yeşil gözleri, Güz ona yaklaşırken heyecan içerisinde parladı. Bu güzel zümrüt gözler içerisinde barındırdığı heyecan ve canlılıkla Yersel’in karanlık doğasıyla o kadar tezattı ki… Güz daha çantasının fermuarına elini uzatıp o tanıdık mama kokusunu etrafa yaymadan önce bile, kedi çoktan gelip Güz'ün bacaklarına sürtünmeye, mırıltılarıyla sokağı doldurmaya başlamıştı.
Güz’ün işini sevdiği pek söylenemezdi ama bulabildiği en iyisi buydu. Yeteri kadar da kazanıyordu sonuçta. Bu yüzden bunu sorun etmiyordu. Kendini bildi bileli insan ilişkilerinde de pek iyi değildi. Bu sebeple aynı yerde çalıştığı insanlarla çok bir samimiyeti yoktu. Bu işin en çekilebilir yanı çok sevdiği mola saatleri ve zihninin o gri toz bulutunu aralayan tek kişi ile yaptığı arama konuşmalarıydı. Vakit buldukça Meva ile konuşur zihninden geçenleri sadece ona açardı. Güz’ün bu dünyadaki tek sığınağı, tek dostu, tek ailesiydi o. O çocukluğundan kalan tek mirasıydı. Kardeşiydi, sırdaşıydı. O olmasa ne yapardı. Zihninin karanlığını en iyi tanıyan oydu. Bazen bir ışık olup onu o korkunç zindandan çekip çıkarırdı. Yersel’in bu isli binaları ve boğucu kasveti ne zaman göğsüne bir taş gibi otursa, Meva’nın o duru, sakinleştiren sesi kulaklarında yankılanır, yemyeşil çimleri anımsatan gözleriyle “Şşş... Sakin ol bak ben her zaman buradayım, yanındayım "., ’’ Hadi Güzgüz’üm kendine geel.’’ deyişi Güz’ün zihnindeki o kargaşayı uyuşturmaya yeterdi.
Mola saatinde, kafenin arkasındaki malzeme giriş alanında hiç kimse bulunmazdı. Her gün yediği sandviçlerden bir tane kapar, her gün oturduğu emektar banka oturur keyifle yerdi. Cebindeki telefonun titreyerek o aşina olduğu melodik sesi yayması üzerine sandviçinden aldığı ilk ısırık boğazında kalmıştı. Birkaç öksürükten sonra titremeye devam eden telefonu eline aldı ekrandaki ‘’Meva’’ yazısını görünce günün en keyifli saatinin geldiğini daha net idrak etmişti. Güz telefonu açıp neşeyle ve çocuksu bir muziplikle, "Ooo, Meva Hanım? Nasılsınız efendim?" diye takıldı çok sevdiği dostuna. Meva’nın sesinde üstünü örtmeye çalıştığı ama başaramadığı derin bir heyecan vardı. " İyiyiz efendim ne olsun. Güzgüz Hanımlar nasıllar? Afiyettelerdir umarım.’’ Diyerek kıkırdadı ve aynı muziplikle cevap verdi. Ne yapıyorsun bakalım?" dedi. Güz sırtını banka yaslayıp güldü. "Ne yapayım, her zamanki gibi mola saati kafenin arkasında sandviç gömüyorum. Sen ne yapıyorsun, sesinde bir gariplik var, bir garip geliyor?" Meva hafifçe kıkırdadı, "Sorma, çok harika ama acayip şeyler oluyor. Ama tabi ki de sana telefonda söylemeyeceğim. Çünkü tepkini çok merak ediyorum. Mükemmel bir haberim var, yüz yüze geldiğimizde kutlayacağız." Güz merakla dikleşti, Meva'nın yüzündeki sırıtışı hayal edebiliyordu . Kafasını haberin merakı içerisinde yana yatırdı "Hadi ama çatlatma insanı, söylesene ne oldu?" Meva çok kararlıydı, "Olmaz, büyüsü kaçar. Yüz yüze konuşacağız." Güz üstelemeyip gülümsedi , "İyi bakalım, öyle olsun . Yarın zaten izin günüm biliyorsun. Yersel’e gelmek ister misin? Küçük bir parti fikrine ne dersin? ’’ Meva hattın diğer ucundan derin bir nefes aldı. "Tamam, olur tabiki.'' dedi sesindeki heyecan anlık bir ciddiyete dönüşür gibi oldu. "Yarın Yersel'deyim, yanındayım. Beni çok özle Güzgüz’üm . Görüşürüüüz." Güz telefonu kapatıp cebine koyarken Meva'nın büyük haberini öğrenmek için sabırsızlanmaya başlamıştı bile. Meva gizemli bir kız değildi ama arada böyle şirinlikler yapardı. Kendine has konuşması, cümlelerin sonundaki kelimeleri uzatması ve Güz'ün sadece onun yanındayken bambaşka bir dünyaya ışınlandığını hissetmesi, Meva'yı sevmesi için yeter de artardı bile. Güz, bir kez daha zihninin karanlığında ona güneş olan dostuna ne kadar minnettar olduğunu düşündü. O sırada büyük bir isteksizlikle artık sandviçinin son lokmasını da midesine indirip, işe geri dönmesi gerektiğini fark etmişti.
**********
Bazı ruhlar birbirlerini çok daha önceden tanırlar. Bu dünyada karşılaştıklarında ise sanki hiç ayrılmamış gibi yabancılıktan uzak ve birbirlerine çok tanıdıktırlar. Onlar aynı anneden doğmasalar, aynı kanı taşımasalar da kâinatın en gerçek kardeşleridir. Hayat denizinde bambaşka dalgalarla boğuşsalar da birbirlerini asla unutmazlar.
Güz, Meva gittikten sonra içini kaplayan büyük bir huzursuzlukla yatağına yönelmişti. Eline aldığı bilgisayarından onu sakinleştirecek bir melodi bulmaya çalışırken, bir yandan da kendini zamanın bu hızlı akışına kaptırmıştı. Kendini yeni işinin meşguliyetine teslim ederken vakit bir hayli geçmiş ama Meva’dan hâlâ hiçbir ses çıkmamıştı. Normalde olsa Sancarkale’ye geçer geçmez arar, o her zamanki neşesiyle, "Ben geldim Güzgüz’üm!" derdi. ‘’ Meva’nın aramalarının bu kadar sessiz kalmasına hiç alışık değildi. Kendini hemen kaygının kirli ellerine bırakmadı. Son zamanlarda kendini stresin oyuncağı haline yeterince getirmişti zaten. Bu kadar yüklenmemeliydi kendine. Belki de yoktan yere endişeleniyordu şu an. İçindeki o gerginlik çağlayan gibi büyürken, o koyu sessizliği yırtan telefonunun cılız melodik sesi gecenin karanlığını bir bıçak gibi kesmişti. Güz, kalbinin gittikçe hızlanan senfonisiyle telefona uzandı. Hissettiği bu anlamsız sıkıntı ellerini titretecek kadar güçlüydü. Zihninin bu saçma hissi anlamlandırma çabasını o da anlayamamıştı. Aklında geçen karanlık düşüncelerinden çok daha hafif olan telefonunu kulağına dayadığında hoparlörden sızan boğuk ve çaresiz ses, tanıdığı o neşeli kıza ait olamayacak kadar korku dolu ve bir o kadar da dehşet içinde gibiydi:
''Gü.. Güz… Güz, yardım et! Ge.. Geliyorlar Güz! Gölgeler geliyor. Kaçtım . Kaçtım ama bulacaklar beni… Ço..Çok fazlalar. Yalvarırım bir şey yap. Çok korkuyorum. Çok...’’
Arama bir anda kesilmişti. Güz, sessizliğin hiç bu kadar acı verebileceğini düşünmemişti. Bir an nefes alamadı ,aldığı nefesin bile ona ne kadar ağır geldiğini hissetti. Bedeni buz kesmiş, başından aşağıya kaynar sular dökülmüştü. Ne kıpırdayabiliyor ne de ne olduğunu sorabilecek kadar ses çıkartabiliyordu. Sorsa bile cevap alamayacaktı. Kulağında yankılanan o sağır edici sessizliğin tam da ortasında kaybolduğunu hissediyordu. Çaresizlik bu muydu? Ne kadar çok canı yanıyordu. Bu bir kabus olmalıydı. Aksi mümkün değildi. Telefonda neşesi eksik olmayan can dostu ağlayarak ondan yardım istiyor ve en orada olması gereken zamanda Güz bedeninin içerisinde mahzur kalmışçasına kilitleniyordu. Üstelik bir şeyler yapmak istese elden ne gelirdi ki ?Akıl alır gibi değildi. Güz bu aramanın, can dostundan duyacağı son ses olduğunu bilseydi onun o karanlığa adım adım ilerlemesine izin verir miydi? Çocukluğundan kalan son inci tanesi ellerinin arasından kayıp giderken öylece durur muydu? Kendini kapalı bir kutuda, nefes alamayacak kadar sıkışmış hissederken can dostunu bu kadere teslim eder miydi? Halbuki bugün ne kadar da eğlenmişlerdi. Sanki hiç bitmeyecekmiş gibi…
YEDİ SAAT ÖNCE ...
*********
HERKESE MERHABA,
UMARIM OKUDUĞUNUZ BU BÖLÜMÜ DE BEĞENMİŞSİNİZDİR
DEVAMI İÇİN BİR SONRAKİNE LÜTFEN 👇🏻👇🏻👇🏻
(Not: Bir sonraki bölüm hem flashback bölümü hem de bu bölümün devamı niteliğindedir. Keyifli okumalar ✨)
Bölüm etkileşimi
