15. bölüm / 15
KATRAN -gerçek bir kurban ölür-13. BÖLÜM - HAYAL KIRIKLIĞI
Bölümler 15Şu an: 13. BÖLÜM - HAYAL KIRIKLIĞI
- 1 Şarkı Listesi276 kelime
- 2 ❦178 kelime
- 3 1. BÖLÜM - SONUN BAŞLANGICI1.092 kelime
- 4 2. BÖLÜM - YARALI ADAM1.890 kelime
- 5 3. BÖLÜM - KAOS DENKLEMİ2.061 kelime
- 6 4. BÖLÜM- VEDALAR1.955 kelime
- 7 5. BÖLÜM - ARDAĞI1.466 kelime
- 8 6. BÖLÜM - 7 NUMARA2.925 kelime
- 9 7. BÖLÜM - TARÇIN KALBE İYİ GELMEZ1.641 kelime
- 10 8. BÖLÜM - İZLER KALIR, İZLER KALIRSIN3.295 kelime
- 11 9. BÖLÜM - CEHENNEMİN YEDİNCİ KATI1.487 kelime
- 12 10. BÖLÜM - YARIŞ2.532 kelime
- 13 11. BÖLÜM - HASTANE4.053 kelime
- 14 12. BÖLÜM - ŞEHRİN KÖR NOKTASI1.594 kelime
- 15 13. BÖLÜM - HAYAL KIRIKLIĞI1.494 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Odanın içine adımımızı attığımız an Ateş kapıyı hızla kapatıp omzumdan tutarak beni bara doğru çekti.
Nefesim kesik kesikti, kalbim boğazıma vuruyordu. Kapının ardına bir sandalye sürükleyip yasladı; adımlarını sessiz ama hızlı, aceleci ama kontrollüydü.
Kapının ardında kalan ayak sesleri, odanın sessizliğini parçalayıp duruyordu.
Beni bara oturttuğunda yüzümü ellerinin arasına aldı.
Yüzündeki ciddiyet değişmeden "Ses çıkarma. Dikkat çekme. Başını kaldırma," diye fısıldadı. "Ben adamları oyalayacağım."
Söyledikleri bir emirdi ama sesindeki gerginlik, kendisinin de endişeli olduğunu ele veriyordu.
Ardından dönüp bana baktı; gözleri kaçışın verdiği adrenalinle parlıyordu.
Sözlerinin ardından kapüşonumu usulca kafama geçirip parmaklarıyla saçlarımı düzeltti. Bir an göz göze geldik. Ama o bakış hızla dağıldı.
Barın arka çıkışından kayboluşunu izlerken girdiğimiz kapı yumruklarla sarsılıyordu. Ama Ateş arkasına bile bakmadan karanlık koridorlara doğru kayboldu.
Karanlık onu yutarken yalnızlığın ağırlığı bir anda omuzlarıma çöktü.
Düşüncelerimden çıkamadan kapının büyük bir gürültüyle açıldığını ve içeri dört adamın ağır adımlarla girdiğini fark ettim.
Kulüp sessiz, sabaha kalmış insanlarla sadece birkaç masa doluydu.
Tam o sırada barın arkasından yankılanan bir ses duyuldu: "Bu bar kavgaları bir acayip oluyor, yine kız kavgası büyük ihtimalle."
Başımı refleks olarak kaldırdığımda bakışlarım tam karşımda duran barmene kilitlendi.
Dövmeli, kulaklarında birkaç küpeyle süslü, renkli saçlarının ucunda biraz eğlence taşıyan bu adam doğruca bana bakıyordu.
Hafifçe kaşlarını kaldırarak bir gülümsemeyle bakışlarını doğrudan üzerimde gezdirdi.
Sahte bir gülümsemeyle karşılık verdim; rolümü iyi yapmaya çalışıyordum.
"Ne içersin?"
"Okuldan önce içmem doğru olmaz sanırım."
Barmen-yaka kartında göre adı Barlas'tı-kaşlarını kaldırarak, "Reşit değil misin?" diye sordu.
Başımı utanarak tezgâha doğru eğdim; yutkundum.
"Seni içeri kim aldı?"
Hafifçe kaşlarımı çatarak etrafa bakındım; kaçacak, uzaklaşacak bir yer ararken önüme bir bardak bıraktı. Üzeri parlak kırmızı, birkaç meyve dilimiyle süslenmiş, çekici bir içecekti.
"Mocktail. Alkolsüz."
Zaman geçtikçe kanıma karışıp beni sarhoş eden şey alkol değil iki günlük uykusuzluk olmuştu. Bilmem kaçıncı Mocktail'imi yudumlarken kendimi tüm hayat hikâyemi önümdeki barmene anlatırken buldum.
O da bana içinde bulunduğumuz yerin Kör Nokta diye bir yer olduğunu ve birkaç şeyden daha bahsetmişti ama ilgimi çekmediğim için dinlememiştim.
Bedenim uyurken, zihnim uyanık olduğu için beynim de tasarruf modundaydı.
Dinlemediğimi biliyor olacaktı ki yıllardır içinde biriktirdiklerini bana dökmüştü. Bu yönüyle bana benziyordu.
Belki de iki yabancının birbirine en kolay anlattığı şey, kimseye söyleyemediği yüklerdi.
Bar derin bir karanlığın içinde yer alıyordu; yalnızca loş, kırmızı ışıkla aydınlatılıyordu.
Hava ağırdı; alkolün yoğun kokusu ve geçmişte yaşanan gecelerin hafif esintisiyle doluydu.
Sabahın erken saatleriydi; geceki kutlamalar sona ermişti ve Barlas, bir sonraki akşam için mekânı temizlemekle meşguldü.
"Öyle işte, Barlasçığım," dedim neredeyse tüm hayat hikâyemi anlattıktan sonra.
Başımı sallayıp tatlı bir Mocktail'den yudum alırken bu tatlılığın etrafımdaki sert gerçeklere karşı bir kalkan gibi işlev gördüğünü hissettim.
"Ablandan kaldıysa tabii, bir böbreğine de ben talibim. Alkolden çok dayanmaz," dediğinde sessizce güldüm. Komikti.
"Maalesef, geriye sadece bir tane kaldı. Bir de bozuk bir kalp."
Tam o anda barın arka tarafından bir kapı açıldı ve Ateş içeri girdi. Saçları yüzüne düşerken arkasında bir kızı mekâna getiriyordu. O an içimde bir sinir dalgası hissettim.
Ben bar tezgâhlarında çürürken o kızlarla takılmakla mı meşguldü?
Onu sağ salim görmekle yanında duran kıza sinirlenmek arasında kaldım.
Barlas, Ateş'e ilgiyle bakarak kaşlarını kaldırdı; Ateş'in varlığıyla duruşundaki değişikliği fark etmiştim.
Daha fazla kolunu beline doladığı kızın ağzına düşmeden Ateş bana döndü. "Hadi çıkalım."
Cidden ben buradayken kız peşinde miydi?
Alınganlık midemden üste tırmanırken içtiğim litrelerce rengârenk Mocktailleri gökkuşağı gibi kusacakmışım gibi hissettim.
Hareket etmediğimi görünce kız Ateş'in kulağına bir şey fısıldadı ve Ateş ahlaksızca gülümsedi.
Gözlerimi onlara kilitlemişken ne fısıldadığını zaten duyabiliyordum: "Üst katta bekliyor olacağım.
Kıskançlık, uykusuz zihnimin içinde büyüyen keskin bir uğultuya dönüştü.
Ateş ona bir şeyler fısıldadığında kızın hafif bir şekilde yüzü düşer gibi oldu ama sonrasında aldırmadan Barlas ve bana gülümsedi.
Peşimizden koşan adamları yeterince sesli bir şekilde bağırsam geri çağırabiliyor muydum?
Karşımdaki adamın iyi bir dayağa ihtiyacı vardı.
Mocktail'im bittiğinde höpürdeterek son damlalarını içmeye çalışıyordum ve sarışın kızın kalçasını sallaya sallaya merdivenlerden üste çıkışını izledim. Yuh? Çüş? Maşallah?
"Nasıl geçti dün akşamın?" diye sordu hiçbir şey olmamış gibi.
Onu yüzyılın Fuckboy'u ilan etmek istiyordum.
Barlas, sırtını yaslayarak her şeyi daha iyi duyabilmek için dikkatle dinlemeye başladı.
"Fena değil," dedim, Barlas'ın şaşkın bir şekilde bükülen kaşlarını fark ederken. Her şeyi ona anlatmam şu an lehime değildi.
Biten Mocktail'imin bardağı tezgâhtan kaybolurken yeni bir bardak önüme geldi ve usulca onu da içmeye başladım. Garip bir şekilde şeker sinirlerime iyi gelmişti, yoksa Ateş'in kafasında tüm içki şişelerini kırmamamın başka açıklaması olamazdı.
"Büyükannemle küçük bir olay yaşadık sadece."
Ateş'in gözleri bir an, ufacık bir an, ilgiyle parlıyor gibi oldu.
Bunu görmezden gelmek istedim ama etrafımdaki atmosfer her geçen saniye yoğunlaşıyordu. Yine de bir şey sormadı.
"En azından Polat'ın ailesinin yanında çalışabilirsin. Orada iyi para kazanırsın," diye araya girdi Barlas, o an Ateş ile gözlerimizin aynı anda ona yöneldiğini hissettim. Ateş şaşırmıştı, ben ise Barlas'ın fikrinin hem ilginç hem de itici olduğunu düşündüm.
Polat'a sormak? Aklıma gelmemesi ilginçti.
Polat'la çalışmak? Fazlasıyla iticiydi.
Günün sonunda o yine aşırı zengin bir ailenin çocuğuydu ve çalışma prensipleri benimkinlere yabancıydı.
Acaba arada gittiği restoranlarda, benim gibi tatilerde ek iş yapan garsonları küçümsüyor muydu?
"Sorman yeterlidir bence. Eminim yardımcı olacaktır," diye ekledi Barlas. Sesi ortama göre fazla iyimserdi. Kararsız bir şekilde omuzlarımı silktim, sonra Ateş'in bakışındaki tereddütü fark ettim.
"Neden bir işe ihtiyacın var?" diye sordu sonunda.
"Para..." diye mırıldandım; karnımdaki baskıyı görmezden gelmek imkansızdı.
"Hadi canım," diye yanıtladı. "Kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi."
"Büyükannemle ben maddi olarak zor durumdayız. Dün kalp krizi geçirdi ve şimdi kalp ritmi bozuk. Onun için bir operasyonla yerleştirilecek küçük bir alet gerekiyor ve o alet inanılmaz derecede pahalı. Mira'nın ailesi biraz yardımcı olmaya çalışıyor. Yine de hâlâ paraya ihtiyacım var.
Sesim yavaşlamıştı ve etrafımızda her şey sessizleşmiş gibi geldi; Ateş'e baktım. Yüzümde ani bir sıcaklık hissettim; ona ne kadarını anlattığımın farkına varmak beni rahatsız etti, zira onu daha yeni tanıyordum.
Barlas da bir yabancıydı ama ona içimi dökerken utanç hissetmemiştim.
Sonuçta onu yine görecek değildim ama Ateş neredeyse her gün bir şekilde karşıma çıkıyordu.
"Peki ya ailen?" diye sordu Ateş, sesindeki ciddiyet beni gerdi.
"Annem ve babam dünyanın herhangi bir yerinde çocuksuz hayatlarının keyfini sürüyor."
Sözcükler ağzımdan çıkınca aramızdaki sessizlik daha da ağırlaştı. "En son İspanya'da, Palma de Mallorca'da tatil yapıyorlardı."
İçimdeki gururdan çok, terk edilmişlik hissi beni sarmalamıştı. Ateş, daha fazla soru sormaması gerektiğini çabuk kavradı.
O an, gizemli ışıkların ve neredeyse elle tutulur bir karanlığın ortasında, durumumun karmaşıklığı ve etrafımdaki sırların ağırlığını acı bir şekilde hissettim.
"Burada işe başlayabilirsin. Zaten yeni elemana ihtiyacımız var." Evet, cidden yalnız çalışıyor gibiydi ve bir arkadaşa ihtiyacı olabilirdi.
"Hayır." Sesin kimden geldiğini bulmaya çalışırken kafam yan tarafımdaki kişiye döndü. Ne zamandır benim hayatım hakkımda kararlar alabiliyordu?
Sesi kesin ve kararlıydı. Bu beni kararımdan döndürmek yerine, içimde sinirine basma isteği uyandırdı.
"Burada çalışmayacak," dedi Ateş, yüzü belirgin bir kararlılıkla gerilmişti. Ellerimi belime dayanmış, sanki durumu sorguluyormuş gibi bir duruş sergiledim.
Tam o anda kendimi tutamadım ve "Olabilir," dedim, hafif bir gülümseme ile yanıt vererek.
İki saat önce bana soran olsaydı, burada asla çalışmak istemeyeceğimi, çıkmak için saniyelerimi saydığımı söylerdim. Ama şu an 7 Numara'ya kafa tutasım gelmişti.
Ateş hemen bana dönerek "Hayır dedim," dedi. "Uzak kalacaksın."
"Bana emir verme, ters yapar." Gözlerimle ona meydan okurken, içimde bir cesaret kıvılcımı yanmaya başladı.
"Kabul ediyorum," dedim, kararlılığımı belirterek sesimi yükseltmeden ama yüreğimin çarpmasıyla her kelimemin altını çizmeye çalışarak.
Barın kırmızı ışıkları altında üçümüz de başka bir kararın kıyısında duruyorduk.
Ateş, sabır dilenir gibi gökyüzüne baktı. Neden böyle davrandığını anlamaya çalışırken derin bir nefes aldı.
"Benim hakkımda karar veremezsin," dedim ona, sesimdeki titremeyi gizlemeye çalışarak. "Bunu kafana sok."
Ateş'in yüzü, beni dinlerkenki hâline göre daha da sertleşti. Bir an, sanki duygularıyla başa çıkmaya çalışıyormuş gibi ellerini sıkıca kenetledi.
Barlas'ın meraklı bakışları arasında, Ateş'in gözlerinde bir çatışma belirdi. Belli ki benim ısrarım, onun içindeki öfkeyi daha da körüklüyordu.
Ateş sonunda bir adım geri atarak "Senin iyiliğin için diyorum," dedi ama sesindeki sertlik, içten gelen bir kaygıdan çok, kontrol kaybı korkusunu yansıtıyordu. Kontrol manyağı herif...
O an barın içindeki atmosfer gergin bir ip gerilimi gibi hissediliyordu. Barlas ikimizin arasındaki gerilimi hissetmiş olmalı ki bir adım daha atarak araya girmeye çalıştı. "Biliyor musun, bazen birbirimize destek olmamız gerekiyor. Bu mekânda iş birliği önemli," dedi, sesindeki samimiyetle durumu yumuşatmaya çalışıyordu.
Ateş Barlas'a bir an bakarak gözlerini kilitledi, ardından yine bana döndü. "Sana yardımcı olmaya çalışıyorum. Bunu anla."
"Benim hayatım hakkında karar vermek senin hakkın değil," dedim, kararlılığımı koruyarak. "Senin düşüncelerinin benim hayatımda yeri yok."
"Gerçekten bu kadar inatçı olmak zorunda mısın? Bu kararı yalnızca senin verebileceğin bir şey değil."
"Çok geç. Verdim bile."
Barlas şaşkınlıkla elini saçlarının arasına geçirdiğinde 7 Numara elimde duran bardağı kenara koydu ve kolumdan asılarak kırık bir şekilde açık duran kapıya sürükledi.
Uykusuzluktan kafam çalkalanırken dışarı çıktığımız an temiz nefes ciğerlerime akın etti.
Soğuk hava yüzüme çarptığında içerideki gerilim hâlâ peşimden geliyordu.
"Bu sokağı aklından sileceksin. Bu yeri aklından sileceksin. Anladın mı beni?" dediğinde gözümü çıktığımız kiler kapısına kilitlemiştim.
Unutmamak için elimden geleni yapacak, sırf sözünü çiğnemek için işe başlayacaktım.
Ona gıcık bir şekilde gülümsediğimde "Tabii," dedim.
Biraz kafası karışmış gibi dururken benden bir tepki bekledi ama beklediği o tepki gelmedi. Tepkimi ona daha sonra belli edecektim zaten.
Sözünü çiğnemeye, burada işe başlamayı zaten çoktan kafaya koymuştum...
Bölüm etkileşimi
