12. BÖLÜM - ŞEHRİN KÖR NOKTASI

Vaveyla Yazarı: Liva Maar 🕯️

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 15Şu an: 12. BÖLÜM - ŞEHRİN KÖR NOKTASI

"Çok tahrik ediciydi." Sesi ve bakışları nabzımı hızlandırdığında elektriğe dokunmuş gibi geri çekildim.

Şaka?

Bu beklediğim son şeydi. Canını yaktığım için beni arabadan atmasını bile beklerdim ama onun gibi bir erkek benim gibi kızların dokunuşundan etkilenmezdi.

Donmuş bir şekilde orada duran elimi kavrayarak yavaşça ondan çektiğinde bana bakmadı, ardından başını geriye atarak arkaya yasladı.

Bense öylece orada durmuş saniyelerin akıp gitmesini bekliyordum.
Yutkundu.

Arabanın içinde ağır bir sessizlik oluştu.

O kadar utanmıştım ki terlemeye başlamıştım, en azından beden ısım çıktığı için öyle hissediyordum.

Kokusu o kadar tüketiciydi ki bir seçim hakkı bile bırakmıyordu.
Yoğun ve baş döndürücüydü.

Yağmur damlalarının yolculuğu arabanın ön camına vurarak son bulduğunda, gerisinde ritmik bir ses bırakıyordu. Uzun bir süredir sevgilisi olmamıştı. Sevgilisi öleli kaç ay olmuştu?

Gördüğüm kadarıyla ona yiyecekmiş gibi bakan kızlarla da ilgilenmiyordu.

Yeşil olunca nefes sertçe nefes vererek önüne döndü ve bir yorumda bulunmadan arabayı sürdü. Araba yine yolda akıp giderken hafifçe sarsıldı.

"Eşcinsel misin?" diye ilk düşüncemi dışarı attığımda bu söylediğime ben de şaşırmıştım.

Saçma sapan bir soruydu, tamamen anlamsızdı ve bana yabancı olan birine sormam en az o kadar saçmaydı ama cevabı bilmeliydim.

Sonuçta yeni bir sevgilisi olmamıştı.

Tek mantıklı açıklaması buydu.

"Eşcinsel mi!" diye bağırdığında gözleri açılarak bana iki kafalı bir inek görmüş gibi baktı. O an o kadar aptal hissettim ki zamanı geriye alabilmeyi diledim.

"Kızım hiç pantolonuma baktın mı!"
Ne yani, olabilirdi bir kere. Ayrıca- Oha!

Oha!

"Bana ne yaptığının farkında mısın?"

Utanç, yüzümden boynuma doğru alev alev yayılıyordu.

Gözlerim yanlışlıkla pantolonunun orasına kaydığında utanarak hemen başka bir yere baktım ve görmemiş olmasını diledim.

Yüzüne baktığımda bana bakıyordu, yakalanmıştım, sonra yüzüne de bakamayacağıma karar verip yine oraya baktım.

İşler iyice çıkmaz hâle gelince elimle yüzümü kapattım ve elim ayağıma dolandı. Ona ben mi sebep olmuştum?

Pantolonundaki eğrilik... Başka bir şey düşün, başka bir şey, herhangi bir şey... Çok büyüktü... Mekkeli müşrikler, Uhud okçuları... Hayır bakma. Fetih 1453, Büyük İskender... Damarlı mıydı?

"Tamam bu kadar yeter!" diye kalkındım. Kendi düşüncelerime dayanamaz hâle gelmiştim.

Ne yapıyordum ben!

Ayrıca benim gibi bir kız, böyle imalarda bulunan erkeklere gününü gösterirdim ama utancımdan ağlamak istiyordum.
"Çek sağa, iniyorum!"

Kaçmak istediğim şey araba değil, kendi düşüncelerimdi.

"Kızım kafayı mı yedin?" Hiç şüphesi yoktu.
"Ne yapacaksın gece gece sokakta?"

"Çek sağa dedim!" diye bağırdığımda direksiyona atılacaktım ama yüz elliyi aşkın hızla giden bir arabada bunu yapmak akıl kârı değildi.

Arabanın farları aydınlattığı şeritler yolda kayıyordu.

"Aselin," dediğinde gözleri yoldaydı ama başını hafifçe yana çevirdi, sesini duyacağıma emin olmak için kulağını bana vermiş gibiydi.

Ama ben onu dinlemek istemiyordum, "Sus! Duymak istemiyorum. İneceğim." 'Saat çok geç, bu saatte tek başına ne yaparsın' hikayelerini dinlemek istemiyordum. Bir şekilde evime varırım.

Bu defa bağırarak "Aselin, sen bir sus!" diye tekrarladığında derin bir nefes aldı.

Ani çıkışına karşı şaşırarak yüzüne baktığımda ne hissettiğini anlayamıyordum.

Arabanın içerisi karanlıktı, yalnızca yola odaklanmış acı kahveleri görebiliyordum. "Sakin kalmaya çalış ve dinle."

Yanından geçtiğimiz loş bir sokak lambasının ışığı arabanın içini aydınlattığında ışık Ateş'in yüzünde dağıldı.

O an yüzündeki öfkeyle karışık ifadeyi gördüm. Endişeli miydi? Neler oluyordu?

"Frenler boşaltılmış ve tutmuyor. Arabayı kasıtlı olarak bariyerlere sürtüp yavaşlatacağım ama sıkıca tutunman gerekiyor. Duydun mu?"
Az önceki utancım, yerini damarlarımda dolaşan buz gibi bir korkuya bıraktı.

Bariyerler yolun sağ tarafında, yani benim oturduğum tarafta kalıyordu. Sinyal sesi arabayı doldurduğunda sol şeride geçti.

"Ne?" diye sorduğumda şaşkınlığın tadını damağımda hissedebiliyordum.

"Aselin," dedi sert bir sesle. "Frenler boşaltılmış. Tutunman gerekiyor. Beni duydun mu?" Öyle yüksek bir hızla gidiyorduk ki bariyerlere çarpıp yolun diğer tarafına geçmemiz an meselesiydi.

Bariyerlerin diğer tarafı kapkaranlık olduğu için bizi bekleyen uçurum mu, deniz miydi bilmiyorum ama belirsizlik her ihtimalden daha kötü geliyordu şu an.

Söylediklerini hatırladığımda elim arabanın tutamacına gitti, "Ev-Evet." diyebildim sadece.

Ateş'in "Aselin," dediğini duydum. Onun da sesi gergindi.
Bakışları derinleşirken "Bir şey daha var," dedi.

Yorum yapmadım. Karnımda yayılmaya başlayan acıya ve midemde yukarı tırmanan kahveye rağmen soğukkanlılığımı diri tuttum ve yaşamak için komutlarını takip ettim.

"Arkadaki siyah araba," dediğinde bakışlarım dikiz aynasına gitti ve dakikalarca süren yolculuğumuz boyunca yalnız olduğumuzu sandığımız o yolda farları kapatılmış bir araba gördüm.

Farları yanmadığı için sanki karanlık tarafından yutulmuştu ve en az bizim kadar hız yapıyordu.

"Arabayı durduracağım ama durduğum an toparlanmaya zamanın olmayacak. Kaçacaksın."
Karanlığın içindeki o siluet, peşimize takılmış sessiz bir gölgeydi.

Yüzümdeki tüm kan çekildiğinde "Ne? Neden!" diye tepki gösterdim. Deli miydi bu herif? Her gün frenleri tutmayan bir arabadan atlayıp peşimde koşan heriflerden kaçmıyordum!

"Seni bunun içine sürüklediğim için üzgünüm." Uzaklardan gelen acılı motor sesleri tüm gökyüzünde yankılanıyordu.
Özrünün ardında saklanan korku, durumu bütün açıklamalardan daha gerçek kılıyordu.

Bak, Aselin, diye düşündüm. Kaç defa başaramadın ama şimdi kesin öleceksin.

Artık şehrin ışıkları gözüküyordu. Ateş sağa saptığında arkamızdaki araba da onu takip ederek şehrin içine çıktı.

Şehir uyanırken biz, gecenin içinden sağ çıkmaya çalışıyorduk.
Neyse ki sabah saatleriydi ve caddeler neredeyse boş sayılırdı. Yine de aşırı hızla yanından geçip gittiğimiz arabalar korna çalıp sesli küfürler savuruyordu.

Gün doğuyordu ama sanki hava bizi ardımızda bıraktığımız geceye gömmek için aydınlanıyordu.
Mezarıma giden yolu hiçbir zaman arabayla aşacağıma düşünmezdim.

"Üç deyince soldaki arabalara sürteceğim arabayı. İndiğinde benim gittiğim yolun zıt tarafına doğru koş." Karnıma ağrı daha da indi ve bakışlarım buğulandı.

Hep beni buluyorlardı... Dert, bela, sorun; bu çok acımasızdı.

Kaskatı kesildim, hiçbir tepki vermedim.
Sanki bütün felaketler adresimi ezbere biliyordu.

"Aselin," dedi bastıra bastıra. "Duydun mu?" Buğulu gözlere ona baktığımda kafamla onayladım.

Ölmeden kurtulursam bir daha evimi yadırgamayacaktım, eğer kurtulursam bir daha başımı belaya sokmayacaktım ve eğer kurtulursam bir daha bu herifin arabasına binmeyecektim.

"Bir daha arabana binmeyeceğim," diye mırıldandım gözyaşlarımın arasından.

"Bir..." Neden arabayı sağ taraftakilere vurmuyordu? Ayrıca neden zıt yöne koşacaktım?

"İki," dediğinde gözleri dikiz aynasını buldu ve içten içe küfür ettiğini görebiliyordum.

Hızı artırarak belirli bir mesafe açmıştı zaten, durduğumuz anda bu bize birkaç saniye kazandıracaktır.

"Üç," dediğinde yolda su gibi akıp giden araba sarsıldı ve ben neredeyse koltuğuma yapıştım.

Bir an yıldızları görür gibi oldum ve saçlarım yüzümün önüne savruldu. Kalbim göğüs kafesimin içinde takla attığında gözlerimi sımsıkı yumdum.

Ölmüş olabilirdim ama kulaklarımda atan nabzımın sesini duyabiliyordum.

Araba sarsıldı ve bir şeye çarparak sert bir şekilde durdu.

Bir an dünya sustu; yalnızca içimde parçalanan yaşamın sessizliği duydum.

Yaşama içgüdüsüyle kapı kulbuna asıldığımda kendimi dışarı attım ve soğuk hava ciğerlerime doldu.

Soğuk yüzümü yalayıp geçtiğinde dışarıdaki bütün sesler boğuktu ve kalp atışlarımın dışındaki tüm sesler uğulduyordu.

Sanki suyun altındaydık ve o kadar derindeydik ki dışarıdaki sesler bize ulaşamıyordu.

Hiç zaman kaybetmeden sokağın sonuna doğru koşmaya başladığımda park etmiş arabaları kendime siper ediyordum. En azından böylece araba yolundan gözükmediğimi umuyordum, izimi kaybettirebilirdim.

Bunu başarabilirdim.

Her adımımda ciğerlerim biraz daha yanıyor, korku topuklarıma vuruyordu.

Ne olup bittiğini bile bilmiyordum ama Ateş'in yüzündeki o ifade zihnimin içinde yaşayan Aselin'in Tehlike! Tehlike! diye bağırmasına neden oldu.

Tanıştığımızdan beri duygularını saklamakta usta sayılırdı ama az önce yüzünde gördüğüm kaşların arasındaki o ufak endişe çukuru olayın ciddiyetini anlamama yetmişti.

Ayaklarıma biraz daha yüklenerek yine sağa döndüğümde nerede olduğumun, nereye gittiğime dair hiçbir fikrim yoktu.

Buğulu gözlere etrafıma baktığında kaybolmuş hissediyordum.

"Gel buraya." İki iri kol beni belimden sarıp bir ara sokağa çektiğinde çığlığı basacaktım ama bedenim kaskatı kesildi.

Onu gördüğüm anda korkum kaybolmadı ama yönünü değiştirdi.
Acı kahveler gözlerimi bulduğunda sokağın başında bize doğru koşan adamları fark ettim ve saniyesinde iri eli bileğime dolandı ve beni kör bir noktada kalan köşedeki kapıya doğru çekti.

Bir çemberin etrafında koşmuştum sürekli. Ne kadar aptaldım...

"Bu taraftan." Merdivenleri aceleyle indiğimizde ona ayak uydurmakta zorluk çekiyordum.

Merdivenlerin sonundaki çıkış kapısını tüm bedeninin ağırlığıyla ittiğinde gıcırdayarak bir ses çıkardı. Kapıyı açıp bana bir bakış attığında tereddütlüydüm.

Kesinlikle güvenli ve tekin bir yere benzemiyordu.

Yeraltına inen, yasa dışı işlerin döndüğü o yerlerin arka kapısı gibiydi.

Ayrıca onu tanımıyordum. Beni bir oyunun içine sürüklemiş olabilirdi. Belki bu oyunun kurbanı biz değildik, bendim. Yakalanmaktan kaçarken katilimin kolları arasına koşmuştum.

Organ mafyası olabilir miydi? İnsan kaçakcısı? Organize suç? Haraç çetesi? Belki beni kaçırıp ailemdenden fidye isteyecekti. İçinde bulunduğim anda her şey mümkündü. Zaten genellikle bu tür yakışıklı tiplerle insanları tuzaklarına düşürdüklerini duymuştum.

"Kızım girsene, neyi bekliyorsun?" dediğinde sabrı tükenmiş gibiydi.

Zamanımız kısıtlı olduğu için beni kolumdan tutup içeri çektiğinde bana bir asır gibi gelen tereddütüm aslında zamanın bir lahzasından ibaretti.

O kadar yoğun bir tempoyla kaçıyorduk ki zaman bizim için fazlasıyla hızlı akıyordu ama evrenin çarkları için normalden yavaş ilerliyor gibiydi.

Arkamızdaki ayak sesleri yaklaşırken düşünmeye ayıracak tek bir saniyemiz bile yoktu.

Kırmızı ışıklı bir koridorla hızla koşarken eli sımsıkı elimi tutuyordu. Artık nefes nefes kalmıştım ve bacaklarım ağrıyla sızlıyordu.

Yanından hızla geçtiğimiz onca kapı vardı ama kafam sarsılmaya başladığı için ne aralık kapılardan içeri bakabildim ne de bakabilsem bile idrak edecek kapasitede değildim.

Bir odadan aniden bir adam fırladığında "Ateş!" diye bağırdı ama onu da arkamızda bırakarak hiç bitmek bilmeyen koridora doğru koştuk. Sonda belli belirsiz bir kapı var gibiydi. Ateş'e baktığımda "Siktir," diye geveledi.

Çenesi kasılmış, çelik kadar sert olmuştu.

Ona doğru bir bakış attığımda kalbim hâlâ göğüs kafesimi kıracak bir güçte atıyordu. Yaşadığımı hissediyordum, uzun zamandır ilk defa. Ve bu hoşuma gitmişti.

Belki de insan, ölümün kıyısında hayatı ilk kez bu kadar net duyuyordu.
Nefes nefese koridorun sonuna geldiğimizde onun da hâli benden farksızdı.

Sertçe burnundan soluyordu ve ter damlacıkları alnına inci gibi yapışmıştı.

Ardımızdan gelen sesleri duyabiliyordum. Ardımızda bir kargaşa bırakmıştık, belki de bir kaos yaratmıştık. Girdiğimiz koridorun başında bir yığın insan birbirine girmişti ve yumruklar havada uçuşuyordu.

"Neler oluyor, Ateş?" diye sordum kaşlarımı çatarak.

Koyu, sırılsıklam ıslak saçları yorgun bir şekilde alnına dökülüyordu.
Gözlerindeki acı kahveler körü körüne bana baktı. Zihninin içindeki fırtınayı dudaklarından dökülen sıcak nefesten hissedebiliyordum.

İçinde bulunduğumuz saniyelerin farkındaydım. Biraz sonra her şey bitecekti.

Koridorun kırmızı ışığı yüzüne vurdukça gözlerindeki karanlık daha da derinleşiyordu.

"Biraz sonra olacaklardan dolayı senden çok özür dilerim."
Ve kilidi açılan kapının sesi tehlikeli bir şekilde koridordaki seslere karıştı. "Layna'nın kör noktasına hoş geldin."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

101okunma 8beğeni 4yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.