5. bölüm / 7
Karanlığın Kralı : Menata'nın ÇöküşüYaralı Ulak
Bölümler 7Şu an: Yaralı Ulak
"Gökyüzü bile maviliğini denizden alır."
- Menata Atasözü
~ Menata Krallığı - büyülü nehir ~
1.4 Kralın Emri
Tahtadan yapılma evler, evlerin duvarlarında yanan gaz yağı kutusundan yayılan ışıklar, şehri gündüz gibi aydınlatıyordu. Rüzgar hafif hafif esiyor, engellerden geçerken ince tiz bir ses çıkararak uzaklaşıp gidiyordu. Yaşlı sıska bir Menatlı belirdi sokağın başında, bütün kusuruzluğu bozarak. İçtiği şarapla birlikte ayakta durmakta zorlanıyordu. Işığın altına doğru sakin ve yavaş adımlarla yürüdü. İskelenin son tahtasına kadar yürüdü ve ayaklarını suya değdirerek oturdu. Şarap şişesini kafasına dikti, içindeki az kalam şarabıda bitirdi. Şişeyi büyülü nehirin içine doğru fırlattı. Çok geçmeden garip bir uğultu koptu, saf berrak akan nehir, sanki çıldırmış gibiydi. İskele sallanmaya ve adeta dans etmeye başladı. Adam ayağa kalkmaya çalışıyor fakat bir türlü doğrulamadı. O esnada az önce attığı şişe adeta mermi gibi fırlayıp kafasına değdi. Dengesini kaybetmişti, daha fazla dayamadı ve düştü nehirin içine. O düşünce nehir anında duruldu tekrar. Adam suyun içine doğru batmaya başladı, yüzmeye çalışıyor ama sanki bir el onu derine doğru çekiyordu. Dizinde bir ısırık hissetti, ardından bir tane daha ve yüzlerce ısırık... Nehirin dibine ulaştığında sadece kemikleri kalmıştı.
Güneş en kırmızı tonuyla doğdu Endero Dağları'nın ardından. Menata Krallığı aydınlanmış, insanlar işlerinin başındaydı çoktan. Geçim kaynakları balıkçılık üzerine kurulu bir krallıktı.
Hera penceresinden kafasını çıkarttı ve kalenin girişindeki insanları izlemeye başladı. Sonra bahçe de eğitim gören yüzlerce askeri gördü. Dakikalarca onların yaptığı hareketleri kafasına yazdı ve içeri geçti. Kılıcını eline alıp aynı hareketleri kendisi de yapmaya başladı. Bir savaşçı olmak istiyordu fakat kralın kızıydı. Bir kere babasına bunu söylediğinde öfkeden deliye dönmüştü. O günden sonra konusunu hiç açmasa bile, odasında gizli gizli kılıç derslerine çalışıyordu.
"Prenses babanız sizi çağıyor." Hizmetçinin odasına girmesiyle, elindeki kılıcı yere atması bir olmuştu. 'Tamam hazırlanıp geliyorum.' Dedi. Sarı ve beline kadar uzayan uzun saçları, mavinin en açık tonu gözleri, bembeyaz pürüzsüz teni ile tıpkı güneşi andrıyordu. Kırmızı elbisesini üzerine giydiğinde , belinde ki dekolte sırtındaki Işıl Işıl pulları ortaya çıkarmıştı.
Babasının taht odasına geldiğinde üzerini son bir kez düzeltip içeri girdi. Bir misafirin oturduğunu gördü babasının yanında. Kim olduğunu merak eder gibi gözlerinin içine bakıyordu. Yabancı ayağa kalktı ve ona doğru geldi. Elini tutup usulca bir öpücük kondurdu. Ona masanın yanına kadar eşlik etti ve sandalyesini çekip oturmasını sağladı. Prenses olayların şaşkınlığını üzerinden atamamış gibi duruyordu. 'Müstakbel eşinle tanış diye çağırdım seni kızım.' Babasının ağzından çıkan cümleler kafasında dönüp duruyor, sanki bilerek anlam kazanmıyordu. Kafasını salladı babasıyla göz göze gelip. 'Ne eşi baba.' Diyebildi sitem eden bir ses tonuyla. 'Ha ! Ha ! Ha ! Ne eşi diyor , senin eşin olacak.' Babası hem sinirli hem gülüyordu. Hera yerinden kalktı gözleri dolmuştu ve ağlamak istemiyordu. 'İzninizle.' Diyerek kapıya doğru yöneldi.
Kapıya yaklaştığı anda kapı çaldı ve uşaklar içeriye bir adamı getirdi. Üstü başı dağılmıştı, uzun boyu , kirli siyah sakalları. Yüzünde ki hala kanayan yara, sarıyı andıran gözleri.
"Efendim , Tronklar saldırmış, size bir haber vermek istediğini söyledi. Sadece Kral'a konuşurum dedi."
Kral merakla yabancıya doğru yöneldi. 'Adın ne senin ?' Yabancı duygusuz bir ifade ile kralın gözlerine baktı. 'Aset efendim.' Çok fazla hırpalanmıştı. Prenses Hera cebinden çıkarttığı mendille yüzünde ki yarayı silmek üzere eğildi. Yabancını gözlerine bakıyor bir yandan da yarasını siliyordu.
"Bana ne haber vereceksin Aset?" Kralın elleri arkasından bağlı, odanın içinde düzensiz bir şekilde yürüyordu.
"Tronklar efendim, hepsi toplanmış, çok fazla Tronk var. Saldırmaya hazırlanıyorlar, kale bile inşa etmişler." Dedi bitkin bir ses tonuyla.
Kral Adamın söylediklerini duyunca, kendisiyle alay ettiğini düşündü. Tronklar aptal canlılardı, birbirlerini öldüren, beynini kullanamayan aptallar nasıl bir ordu kurup , bir de kale inşaa edecek diye aklından geçirdi. Yabancının ölüm emrini vereceği esnada kapı tekrar açıldı.
"Efendim Zucari Krallığından bir Ulak geldi, durum acilmiş." Dedi kapı bekçisi.
Kral kafasıyla tamam işareti yaptı, haberci içeri girdi. Önce kralın önünde eğildi.
"Sevgili Kral, Zucari Kral'ı Tuadin'in selamıyla geldim. Sizlere iletmemi istediği bir mektup var." Cebinden çıkardığı mektubu Kral'a doğru uzattı.
"Sevgili dostum Kral II. Menat, küçükken masallarda anlatılan, adını duyduğumuzda hala korktuğumuz, o yaratık masal değilmiş. Tronkia bölgesin'de saf kötülüğün dirildiğini öğrendik. Bütün Tronklar hep bir ağızdan, "Esta Delafu" diye bağırıyor, anlamsız bir şekilde bir düzene uyum sağlıyorlar. Dostum Menat, bütün birliklerini toplaman gerekiyor. Dostun Tuadin."
Kral mektubu bitirdiğinde yüzünün feri gitmişti. Boşluğa bakıp duruyordu. 'Ne oldu baba?' Hera'nın sesiyle kendine gelebildi hafif. 'Anlatacağım kızım.'
Kral bir kağıda bir şeyler yazıp tekrar haberciye verdi. Kağıdı alan haberci odadan çıktı. Aset kralın kendine doğru geldiğini gördü. 'Dediklerin doğruymuş Aset.'
Hera şaşkın şaşkın babasına bakıyordu. Tronkların kendilerine saldırı düzenleyeceğini düşünüyordu. 'Hera, dostumuzun tedavisiyle ilgilenilsin, görevi sana veriyorum.' Dedi kral.
Aset gözlerini yavaş yavaş açtı. Hera baş ucunda onu bekliyordu. 'Kendine geldin sonunda. İyi misin ?' Aset duygusuz bir yüz ifadesine sahipti. 'Evet.' Hera onunla konuşmak istiyordu ama Aset sanki susmaktan başka bir şey istemiyordu. 'Acıktın mı ?' Aset kafasını diğer tarafa çevirip kapıya baktı. Sonra tekrar döndü. 'Kaç gündür buradayım?' Hera iki yaptı parmaklarıyla. Aset tekrar kapıya döndü ve birden kalktı yerinden. Hera bir anda elini çıplak omuzlarına koydu. Aset Hera'nın yüzüne bakıyordu, inceliyordu. 'Biraz daha dinlenmen lazım. Sonra gidebilirsin. Babamın emri böyle.' Aset sinirli sinirli baktı bir süre. Sonra tekrar uzandı ve gözlerini tavana odaklayıp durdu.
'Sen prenses misin ?' Dedi. Hera onun bu konuşma isteğini duyunca, heyecanla yaklaştı tekrar yattığı yere. 'Evet, ben Savaşçı olmak istiyordum ama prenses doğmuşum. Sen kimsin peki ?' Aset duygusuz yüzünü hafif gevşetmiş ve ufacık bir an da olsa yüzü tebessüm etmişti.
'Bir zamanlar Prenstim.'
Bölüm etkileşimi
