4. bölüm / 7
Karanlığın Kralı : Menata'nın ÇöküşüTuadin'in Korkusu
Bölümler 7Şu an: Tuadin'in Korkusu
"Bir dünya, bir kahraman, güzel şeylerin olması için her şey var."
- Kral Tuadin
"Hrrrrrrr! Hrrrrrrrrr!"
- Koha
** sizden ilk defa bir ricam olacak, geçmiş sayfalar ve gelecekteki sayfalara oy vermeyi unutmayın olur mu ?
1.3 Tuadin'in Korkusu
Azur büyücü dostunun dediklerini hiç ses çıkarmadan dinledi. Esta kötülük değil, şeytanın ta kendisiydi. 'Nasıl yenebiliriz ki ? Bu kadar güçlü biriyse?' Büyücü sakalını tekrar kaşımaya ve odanın içinde ileri geri yürümeye başladı. 'İnanmak Azur, inanmak ile başlayabilirsin.'
Nemra babasının yüzünü kafasından bir türlü atamıyordu. Onun intikamını almak istiyor ama güçsüzlüğünü düşündükçe korkuya kapılıyordu. Evin kapısı açıldı, Azur heybetli cüssesiyle çıktı dışarıya ve atına doğru ilerledi. 'Bin!' Nemra atın yanına kadar geldi ama boyu yetmiyordu. Azur kucağına alıp oturttu atının üzerine. 'Nereye gidiyoruz Aruz?' Aruz tek bir kelime bile etmeden atını sürmeye devam etti.
Güneş dağın arkasında kayboldu. Azur atından indi ve ateş yakmak içim odun toplamaya başladı. Nemra Azur'un evcil hayvanı Koha'nın başını okşuyordu. Nemra elindeki su şişesini doldurmak için akan nehir yatağına doğru ilerledi. Nehir Trokia bölgesinden başlayarak akıyordu. Su dolarken Nemya garip garip sesler duymaya başladı. Kafasının içinde çığlıklar, kılıç sesleri...
'İyi misin ?' Nemra yerinden irkilerek arkaya doğru düştü. Kendinde değil gibiydi. Azur Nemra'yı kucağına alıp atına doğru götürdü. Nemra'yı kucağında taşırken gözlerine baktı bir ara, mavi maviydi gözleri. Azur içinden Nemra'nın ne kadar güzel olduğunu geçirdi. 'Uyan hadi!' Nemra kendine hafif hafif gelmeye başlamıştı. Gözlerini açtığında Azur'un kucağında olduğunu farketti. Kaslı kolları, uzun saçları ve hiç gülmeyen yüzü.
Nehir kenarına ateş yakıp , oraya kuruldular. Koha etrafta gezinip ortalığı kolaçan ediyordu. Azur yere serdiği dalların üzerine sırt üstü uzandı. Gökyüzünü izliyor, yıldızların kusuruzluğuna dalıp gidiyordu. Ateş iyice alevlenmiş, bedenini ısıtmaya başlamıştı. Nemya nehir kenarından ateşin olduğu yere doğru geldi. Azur'un tam yanına oturup, onun gökyüzünü izlediğini görünce kendisi de oraya doğru odaklandı. 'Ne kadar çok yıldız var.' Azur ilk defa gülümsedi yüzüne vuran ateşin kırmızılığı apaçık etti onu. 'Evet eğer yıldızları sayabilirsen, Tanrılar seni yanına alırmış.' Azur'un kurduğu en uzun cümleyi heyecanla dinledi Nemra. 'Ben sayarım ki hepsini.' Heyecanla saymaya başladı, Aruz onu izliyordu. Nemra bir süre sonra pes etti. Aruz ona bakarak gülüyordu. Nemra hiç beklenmedik bir şey yaptı, arkaya doğru uzanıp kafasını Azur'un koluna koydu. Azur ona doğru döndüğünde, Nemra kedi gibi izliyordu onun yüzünü. Burunları birbirine değmek üzereydi. Azur kolunu hafif büktü, Nemra'nın dudağından öpmeye başladı. İkiside iç güdüleriyle hareket eden, vahşi hayvanlar gibiydi.
Güneş doğmaya başladığında, Koha'nın hırlama sesini duydu Aruz. Nemya ve kendisinin çıplak olduğunu farketti. Kendisine sımsıkı sarılan ve uyuyan Nemra'yı, uyandırdı. 'Uyan bakalım Nemra.' Nemra gözlerini açtı yüzünde ki gülümseme ve sarhoş gibi bakmalar eşliğinde. Aruz onun bu halini görünce tebessüm etti. 'Hadi üzerini giy, yola çıkacağız.' Nemra hala gülümsüyordu. Yerinden doğrulan Aruz'u eliyle ittirip tekrar sırt üstü yatmasını sağladı. Üzerine çıktı ve dudaklarına yapıştı. Sonra göğsüne kafasını koyup gözlerini kapattı. Aruz eliyle Nemra'nın siyah saçlarını okşuyordu.
Azur, Nemra ve Koha , Zucari Krallığına doğru yola koyuldu. Onlara büyücü Henan'ın mesajını iletmek görevleriydi. Zucari krallığı devasa bir dağ kapısının arkasında yaşayan demir işleme ustalarının yaşadığı krallıktı. Zucari krallığı, bir çok silahın ve zırhın üretildiği yerdi. Estabelen savaşında çoğu Zucarili öldürülsede, üzerinden çok uzun zaman geçmişti.
Dağın en alt noktasına ulaştılar. Devasa kapıyı gören Nemra şaşkın şaşkın bakıyordu. Azur kapıya doğru ilerledi atından inip. Kapının sağında bulunan delikten içeriye doğru seslendi. 'Ben Azur, kral Tuadin'in dostu.'
Kapı gürültülü bir ses eşliğinde, yerleri titreterek açıldı. Azur ve Nemya içeri doğru ilerlerdi. Koha kapıdaki nöbetçiyi kokluyordu. Nöbetçi Koha'nın dişlerini görünce buza kesmişti.
Azur etrafına baktı, şehir hiç değişmemişti. Yıllar önce buraya geldiğini hatırladı. Bir sürü ev , çamurlu yollar, etraftan gelen demir dövme sesleri, boyları kısa bir sürü Zucarili.
Kralın kalesi, dağın içine doğruydu. Tam önüne geldiklerinde, Kral Tuadin kapının önünde onları bekliyordu. 'Azur , dostum, hangi rüzgar attı seni buraya?' Azur'un yüzü duygudan uzak bir şekilde, bakıyordu. 'Sana Henan'dan bir mesaj getirdim Tuadin.' Tuadin merakla bekliyordu. 'İçeri geçelim dostum.'
Devasa bir yemek masasının önüne geldiler. 'Kız kim ? Benden habersiz evlendin mi yoksa ?' Azur ciddiyetini hiç bozmadı. 'Evlenmedim Tuadin.' Tuadin eliyle masayı gösterdi. Nemra ve Azur oturdu, arkasından da Tuadin oturdu. Yemeklerden yemeye başladılar, Azur masadaki şaraptan bir yudum aldı. Tuadin ise Nemra'ya Azur ile olan anılarını anlatıyor kahkahalar atıyordu.
"Esta Delafu."
Kahkahalar bir anda durdu. Elinde tuttuğu domuz eti yere düştü. Tuadin Azur'un gözlerinin içine bakıyordu . 'Nereden duydun bunu.' diyebildi yutkuna yutkuna.
"Yaklaşık yüzbin Tronk hep bir ağızdan böyle bağırıyordu." Dedi Azur.
Kral Tuadin, yerinden kalktı. Derin derin düşünmeye başladı.
"Henan'ın mesajı ne peki ?" Dedi.
"Esta yaşıyor, karanlık bir çağ bizi bekliyor. Bütün krallıklar birleşmeli ve Tronkia'ya doğru ilerlemeli. Bir an önce." Dedi Azur.
Kral Tuadin başını sallayarak bunu onayladı. Ulaklarını çağırıp diğer krallıklara yolladı.
"Esta hakkında ne biliyorsun ?" Dedi Azur.
Kral Tuadin, masaya oturup bardağından bir yudum aldı.
"Tanrılar bu dünyayı bizim için yaratmadı. Bu dünya Esta'nın mezarı olacaktı. Esta, Tanrıların Kralını Kara Mızrakla tek hamlede öldürdü. Onu yaratan Ateş Tanrısı onu buraya gönderdi ve bütün dünyayı yaktı. Dünya alev topu şeklinde kaldı yıllarca. Ama ölmemiş, Esta şeytanın ta kendisi, o tanrı katili."
Azur duyduklarına inanmaya çalışıyordu. Kafasında bir sürü soru işareti vardı.
"Peki biz nasıl yenebiliriz ki ? Tanrı katili birisini?" Dedi Azur.
"Onu bende bilmiyorum Azur." Diyebildi ve bardağı yerine bırakıp, şarap şişesini kafasına dikti.
"Size oda ayarlandı, geçip dinlenin dostum." Dedi.
Azur yatağına uzandı, tavanı izliyordu. Odanın kapısı bir anda açıldı, içeri giren Nemra ile göz göze geldi. 'Korkuyorum, seninle uyumak istiyorum.' Azur gülümsedi yine. Kolunu açtı buraya yat der gibi. Nemra Azur'un koluna uzandı elini göğsüne atıp sarıldı sımsıkı. Azur'un boynundan öptü biraz ama o sadece tavana odaklanmış ve duyduklarını düşünüyordu.
Bölüm etkileşimi
