2. bölüm / 7
Karanlığın Kralı : Menata'nın ÇöküşüKusurlu Yaratılanlar
Bölümler 7Şu an: Kusurlu Yaratılanlar
"Yaradılışın tohumlarını, Etsa'nın ihaneti atmıştı."
"Bir Tronk'dan daha kötü bir şey varsa, o da iki Tronk'tur."
- Garid Atasözü
1.1 Uğultu
Ormanın en derinliklerinden gelen, atların ayak sesleri, gecenin kusursuz sessizliğini bozdu. Gelen sesler git gide daha yakından gelmeye başladı. Nemra atların kendilerine doğru geldiğini anladığında, sağında bulunan şarap fıçısının arkasına saklanmıştı. Nefesini tutup sessizce bırakmaya başladı. Atların ayak sesleri kapının tam dışında durdu. Atların ayak seslerinin yerini, sahiplerinin ayak sesleri aldı. Genç kız babasına saklanması için işaret yaptığı anda kapı açıldı. Bunlar Turuyalılardı, gözlerinin olmadığını farketti . 'Kimse var mı ?' ince tiz ses odanın içinde yankılandı. Askerlerden birisi Genç kızın bulunduğu yere kadar gelmişti. Kulakları o kadar iyi duyuyordu ki, nefes verme sesini bile işitebilirlerdi. Genç kız eliyle ağzını kapatmış, ses çıkarmamak için olağanüstü bir çaba harcıyordu. Bir yandan da merdivenin tam başında duran babasını kısık ve damlayan terden yanan gözleriyle izlemeye çalışıyordu. 'Kimse var mı ?' diye yeniledi Turuyalı asker ama içerden çıt ses çıkmıyordu. Askerler evin içinde rastgele yönlere ilerliyor , pür dikkat bir şekilde en ufak sesi duymaya çalışıyorlardı. Askerlerden birisi iyice eğildi, genç kız ile neredeyse burun buruna gelmişti. Kokladı ama koku alma duyuları fazla gelişmediğinden fazla bir şey hissedemedi. Askerler içeride kimsenin olmadığını düşünüp kapıya doğru yöneldi. Son asker de evden çıkmak üzereyken genç kızın babasının alnından damlayan ter yerdeki tahtanın üzerine düştü. Sesin duyulmasıyla askerin elinden fırlayan balta adamın tam kafasına isabet etti. Genç kız şimdi daha kuvvetli sıkıyordu eliyle ağzını. Babasının ölümünü gördü ama çıt ses çıkaramıyordu. Askerler tekrar içeri girdi ve ceketin olduğu yere doğru geldi. 'Kimse var mı ?' diye seslendi tekrar babasını öldüren asker. Elleriyle ceseti incelemeye başladılar. Ölen adamın gözlerini çıkarıp yanlarına alıp dışarıya doğru yöneldiler.
Atların sesleri uzaklaşırken, genç kız korkudan bembeyaz olmuş, cenin pozisyonunda şarap fıçısının arkasında titriyordu. Annesini de aynı şekilde kaybetmişti. Şimdide babasını kaybetmiş, ne yapacağını bilemez halde öylece duruyordu. Ayağa kalkamaya çalıştı ve fıçıya tutundu. Yerde yatan babasındaydı gözleri. Ona doğru gidecekken dışarıdan yine bir at sesi geldi. Aynı yere tekrar saklandı. Pencerenin önünden birisi geçti bir anda ve kayboldu. 'İçeride kimse var mı ?' açık olan kapıdan , iri yarı kalıplı bir adam ve yanında simsiyah parlak tüğleri olan garip bir canlı girdi. Kalıplı adam yerde yatan cesedi gördü ve daha yakından incelemek için yanına kadar gitti. Evcil hayvanı bir koku almıştı, kokuyu takip edip fıçının olduğu yere kadar gitti. Genç kız saklandığı yerden yabancının üzerine atıldı ama ona zarar vermeyi bırak, kaşındıramamıştı bile. Adamın sırtında, boğazına tutunmuş deli gibi bağırıyordu. Yabancı hiç istifini bile bozmadan durdu bir süre. Kız hala ona saldırmaya devam ediyor ama zarar bile veremiyordu. 'Sakin ol.' O kadar gür bir sesle söyledi ki kız olduğu yerde donakaldı. 'Kim yaptı bunu?' Kız bir süre sustu ama nedensiz bir şekilde yabancıya güven hissediyordu. 'Turuyalılar.' diye zar zor konuşabildi. Yabancı yerinden doğrulup ileride ki sandalyeye oturdu. Evcil hayvanı da yanına doğru gitti. Bir eliyle hayvanın kafasını okşuyor, diğer eliyle masadan aldığı üzümden yiyordu. 'Kocan mıydı?' cesedin başında oturan genç kız yabancıya sert sert baktı. Gözlerinden yaşlar dökülüyor sürekli siliyordu. 'Babamdı.'
Yabancı evin kapısına doğru yöneldi. Kızda arkasından yürüyordu. Atın yanına geldiğinde kıza sen niye geliyorsun der gibi ters ters baktı. 'Git.' dedi sert bir ses tonuyla. Atının üzerine çıktığında kızın hala orada olduğunu gördü. 'Sana git dedim.' bu sefer daha gür bir sesle söyledi. Kız ölümü kabullenmişçesine öylece bekliyordu. 'Bende gelmek istiyorum her nereye gidiyorsan.' evcil hayvanı yerinden kalktığı gibi kızın yanına gelip hırlamaya başladı. Kız yere yattı ve bağırmaya başladı. Yaratık etrafında dönüyordu. Dişleri kızın yüzüne değdiğinde birden durdu. Yabancı, hayvanını ilk defa böyle görüyordu. Normalde mideye indirmesi lazımdı ama kıza hiç bir şey yapmadı. Kafasında soru işaretleri ile istemeye istemeye indi atından. Kızı kucağına aldığı gibi atının üzerine oturttu arkasından da kendisi bindi.
Gökyüzü en kızıl halindeydi. Otlar sararmış, havada tatlı tatlı esen rüzgar eşliğinde yoluna devam ediyordu. 'Nereye gidiyoruz ?' Yabancı hiç ses çıkarmadı. Sonra atın kayışını çekip tepenin tam üzerinde onun durmasını sağladı. Attan indi ardından genç kızı kucağına alıp yere indirdi. 'Yemek yiyelim, sonra devam ederiz.'
Ateşin üzerinde pişen eti cebinden çıkardığı bıçakla üç parçaya ayırdı. Birisini kendisi aldı, diğerini kıza verdi son parçayı hayvanının önüne koydu. 'Birazdan Tronkia bölgesine gireceğiz. Mümkün olduğunda hızlı çıkmamız lazım.' Genç kız yemeğini yemeye devam ediyordu. Tronkia bölgesine aklı olan kimse uğramaz, mümkün olan en uzak yerden dolanırdı. Bu yüzden pek fazla kişi burada neler olduğunu bilmezdi. Tronklar, yüzleri oldukça çirkin, önüne çıkan her şeyi yiyebilen beyni gelişmediği için, bazen içgüleriyle hareket eden, yarı hayvan yarı insan benzeri yaratıklardı.
Atının oldukça sessiz olması için yavaş yavaş sürüyordu. Gözleri sürekli olarak etrafa bakıyor, gelen seslere doğru odaklanıyordu. 'Hoo! Esta Dena tefa hooo !' Müthiş bir uğultu geliyordu. Yabancı atını sesin geldiği yöne doğru sürdü. At ilerledikçe ses o kadar şiddetleniyordu ki, genç kız eliyle kulaklarını kapatıp öylece duruyordu. Dağın tam en tepe noktasına çıktığında , gözlerine inanamadı. Neredeyse bütün Tronklar düz ovaya toplanmıştı. Bir kutlama yapıyor gibi görünüyorlar ama bu kadar Tronk bir araya geldiyse çoğunun birbirini öldürmesi gerekiyordu. Bütün Tronklar tek bir noktaya bakıyordu. 'Esta delafu.' Sürekli bu sesi duymaya başladı. Yabancı hala şaşkınlığını atamamıştı üzerinden.
Tronkları bu halde gördüğünü aklından çıkaramıyordu. Birden atını ters tarafa çevirdi. 'Ne oldu ? Neden döndük ?' Genç kız şaşırmıştı. 'Eski bir dostumun yanına gidiyoruz.' Sorusuna cevap alan genç kız bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı. 'Adın ne ?' yabancı soru hiç sorulmamış gibi atını sürmeye devam etti.
Uzun süren bir yolculuğun ardından, Garid'in krallığına ulaştılar. Ülkenin merkezinde devasa bir miğfer vardı. Genç kız miğfere dokunmak için elini uzattığında, zihninde bir takım olaylar canlandı. Sesler duymaya başladı. 'Yaklaş!' Elini hemen geri çekti. Ses o kadar net duyuldu ki... Yabancıya baktı, onun bu sesi duymadığını farketti. Uzun ve yorucu bir yolculuktan kaynaklandığını düşündü.
Şehrin içinde dikkat çekmeden yürümeye devam ettiler. Bir evin önünde durdu yabancı. Kapıyı dört kere tıklattı ve beklemeye başladı. Çok geçmeden açıldı kapı. Yabancı, genç kızı da alıp içeri girdi hemen ve kapıyı kapattılar. 'Azur! Eski dostum hangi rüzgar attı seni buraya ?' Genç kız yabancının adının Azur olduğunu öğrendi o an. Azur hiç beklemeden konuya girip gördüklerini anlattı. Arkadaşı Driengel, onu pür dikkat dinliyordu. Azur gördüğü her şeyi anlattığını düşündü. Driengel uzun ve beyaz sakalını eline almış, düşünüyordu. 'Esta Delafu.' orada duyduğu cümleyi tekrar etti. Driengel sakalını bırakmış şaşkın şaşkın Azur'a bakıyordu. Düşünceli adamın yerini korkudan zor yutkunan bir adam almıştı. 'Emin misin ?' Diye sordu sesi titreye. Driengel en yaşlı Garidlerden biriydi. Onun yaratıcısı , henüz dünya Alev alev yanarken su tanrısıydı. Bütün her şeyi bilen tek kişiydi. Esta ismi onun tüğlerini diken diken etmişti. 'Bütün krallıkları uyarın. Gördüğünüz bütün savaşları unutun. Saf kötülük ölmemiş.'
Bölüm etkileşimi
