5. bölüm / 7
Karan5. Bölüm
Bölümler 7Şu an: 5. Bölüm
- 1 1. Bölüm589 kelime
- 2 2. Bölüm569 kelime
- 3 3. Bölüm424 kelime
- 4 4. Bölüm522 kelime
- 5 5. Bölüm652 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 6. Bölüm740 kelime
- 7 7. Bölüm473 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Karan’ın parmak uçları yanaklarında süzülürken Helin breath kesilmiş gibi kalakaldı. Göğsü hızla kalkıp iniyor, Karan’ın tenine değen dokunuşu zihnindeki tüm kalkanları tek tek düşürüyordu. Nefret etmek, kin beslemek çok kolaydı; ama bu kadar yakındayken, kokusu rüzgara karışıp ciğerlerine dolarken ona direnmek imkansız bir mücadeleye dönüşüyordu.
Helin, bakışlarını Karan’ın koyu kahve gözlerine kenetledi. İçindeki korkuyu ve ona doğru çekilen yanıltıcı hissi bastırmak için sesinin titremediğinden emin olarak konuştu.
"Benim duruşumu da, güzelliğimi de sen belirleyemezsin Karan Şahmaran," dedi, geri adım atmayarak. "Beni bu konağa hapsedebilirsin, soyadını üzerime mühürleyebilirsin...
Ama kalbime ve aklıma asla hükmedemezsin."Karan’ın dudaklarının kenarında gölge gibi hafif, buruk bir tebessüm belirdi. Eli Helin’in yanağından yavaşça süzülüp çenesine indi. Baş parmağıyla Helin’in çenesini hafifçe kaldırarak yüzlerini aynı hizaya getirdi. Bakışlarındaki o yoğun sıcaklık, Mardin’in üzerindeki rüzgarı bile yakacak kadar derindi."Görüreceğiz Helin," dedi fısıltıyla. "O çok güvendiğin kale ne kadar dayanacak, birlikte göreceğiz.
"Elini yavaşça çekti ve Helin’i o yakıcı sessizliğin ortasında bırakarak terasa açılan merdivenlere doğru yürüdü. Helin, Karan’ın arkasından bakarken tuttuğu nefesi bıraktı.
Yanağındaki o sıcak dokunuşun izi hâlâ yanıyordu.Akşamın karanlığı Mardin’in üzerine çöktüğünde konağın içindeki hava ağırlaşmıştı. İmam nikahının ardından kriz çözülmüş gibi görünse de Agit Şahmaran’ın avludaki yenilgisi, fırtına öncesi bir sessizliği beraberinde getirmişti.
Masa, konağın geniş avlusunda kuruldu. Şahmaran ailesi ve konağın ileri gelenleri sofradaki yerini aldı. Helin, Karan’ın hemen yanında oturuyordu. Agit Bey, yemeğin başından beri ne Helin’in yüzüne bakıyor ne de Karan’a tek bir kelime ediyordu.Çorbalar içildikten sonra Agit Bey, elindeki çatalı tabağın kenarına sertçe bıraktı. Çıkan tıkırtı avludaki tüm sohbeti kesti."Baver ile Rojin’in nikahı kıyıldı," dedi Agit Bey, sesi soğuk ve emrediciydi.
"Ancak Ateşlerle aramızdaki kan davasının tamamen bitmesi için bu yetmez. Yarın akşam büyük aşiret reisleri bu konağa gelecek. Herkes bu evliliğin sadece kağıt üzerinde olmadığını, iki ailenin kırırksız mühürlendiğini görecek."Gözlerini doğrudan Helin’e dikti."Gelin olan, töre neyi gerektiriyorsa onu yapar. Yarın gece Agit Şahmaran’ın gelinine yakışır şekilde masada yerini alacaksın Ateş kızı. Kimse senin bu konaktaki sığınmacı olduğunu düşünmeyecek.
"Karan tam söze girecekti ki Helin başını dik tutarak Agit Bey’in gözlerinin içine baktı. Artık geri çekilmeyecekti."Ben bu konağa sığınmacı olarak gelmedim Agit Bey," dedi net bir sesle.
"Bunu en iyi siz biliyorsunuz. Aşiretinizin karşısına çıkmaktan da, kim olduğumu göstermekten de korkmam."Sofrada derin bir sessizlik oluştu. Agit Bey’in kaşları çatıldı, ancak Karan’ın uyarısını hatırlamış olacak ki daha fazla ileri gitmedi. Karan ise yan gözle Helin’e baktı. Yüzündeki gururlu ifadeyi gördükçe içindeki o garip sızı yeniden filizleniyordu.
Helin kırılmıyordu; aksine baskı gördükçe daha da sertleşiyordu ve bu durum Karan’ın ona olan saygısını her geçen saniye artırıyordu.Yemek sonrasında Karan, avludaki adamlarına yarınki güvenlik önlemleri için talimatlar verirken,
Helin odaya çekildi. Aynanın karşısına geçip saçlarını taramaya başladı. Zihni karmakarışıktı. Ağabeyi Baver kurtulmuştu ama kendi hayatı tamamen bu konağın taş duvarları arasına sıkışmıştı. En çok da Karan’ın değişimleri onu korkutuyordu. Sert, acımasız bir düşmandan, onu koruyan ve gözlerinin içine tutkuyla bakan bir adama dönüşmesi kabullenmesi zor bir durumdu.Odanın kapısı yavaşça açıldı. Karan içeri girdi. Ceketini çıkarıp berjerin üzerine attı, gömleğinin üst düğmelerini gevşetti. Yorgun görünüyordu.
"Yarın gece zor geçecek," dedi Karan, sesinde akşamki gerginliğin tortuları vardı. "Aşiret reisleri provoke etmeye çalışacaktır. Sözlerine takılma."Helin aynadaki yansımasından Karan’a baktı. "Beni korumak zorunda değilsin Karan. Ben kendi başımın çaresine bakabilirim."Karan adımlarını aynanın arkasında duran Helin’e doğru attı. Aynada göz göze geldiler. Karan ellerini Helin’in omuzlarına koydu. Dokunuşu bu kez kaçamak değildi; kararlı ve sahipleniciydi.
"Ben seni korumak zorunda olduğum için yapmıyorum bunu Helin," dedi Karan, başını hafifçe eğip kulağına doğru fısıldayarak. "Sen benim karımsın. Bu duvarların içinde bana karşı ne kadar öfkeli olursan ol, dışarıya karşı senin arkanda durmak benim namusumdur."
Helin gözlerini aynadaki Karan’dan ayıramıyordu. Karan’ın elleri omuzlarından aşağı süzüldü, kollarını beline doladı ve Helin’i hafifçe kendine doğru çekti. Aralarındaki mesafe tamamen yok olmuştu."Benden kaçamazsın Helin," dedi Karan, sesi bir yemin gibi yankılandı. "Bu kaderi ikimiz yazmadık belki ama sonunu biz getireceğiz."Helin kalbinin göğüs kafesini zorlayan atışlarını dinlerken, Karan’ın bu konağın sadece duvarlarını değil, kendi ruhunu da yavaşça kuşattığını hissetti. Ve en korkutucusu, bu kuşatmaya karşı koyacak gücü gün geçtikçe kaybediyordu.
