1. bölüm · KAR MEKTUPLARI ღBİTTİღ
⋆𖢔* KAR MEKTUPLARI | PROLOG
PROLOG
Hayatım boyunca hiç tanımadığım birinden gelen aşk mektuplarım olmamıştı. Ta ki o güne kadar.
Hayır, gerçekten, onlar benim aşk mektuplarımdı. Ben bulmuştum onları. Üzerinde benim adım yazmıyor olabilirdi. Bu mektuplar bana yazılmamış da olabilirdi ama onlar benim mektuplarımdı. Bunları düşünürken eskimiş zarfları mızmız bir çocuk gibi sahiplenircesine kucaklıyor olmam dışında bir sorun yoktu. Umarım onları vermem der gibi mektupları kucaklamam beni bir sapık gibi göstermiyordur.
Aslında her şey çok ani ve garip bir fikirle başladı. Doğa fotoğrafçılığı yaptığım ve son derece başarılı olduğum o şirketten tüm eşyalarımı topladığım kutuyla ayrılırken içimden küfürler savuruyordum. İşten ayrıldığım için değil, arkamdan iş çevrildiği içindi.
Her fırsatta ne kadar başarılı ve yaratıcı biri olduğumu, benim gibi bir doğa fotoğrafçısına sahip olduğu için kendini nasıl şanslı hissettiğini söyleyen patronum tam bir şerefsiz çıkmıştı. Nasıl mı? Tabii ki yanıma stajyer olarak bir fotoğrafçı aldığını söyleyip beni kandırarak yapmıştı bunu. Arkamdan kuyumu kazmıştı.
Önce yanıma bana yardım etmesi için aldığı stajyere işin tüm inceliklerini öğretmemi isteyip artık yoğunluğun azalacak, sen de rahat edeceksin demişti. Ben nereden bileyim yanıma değil de yerime birini aldığını?
Olayları tesadüfen bir iş arkadaşımın ağzından ayrılacağımı duyarak öğrenmeme mi sinirleneyim yoksa patronuma hesap sorduğumda aklımla oynayan o aaa biz sana bildirmemiş miydik, tüh yanıtını verdiğine mi çıldırayım bilemedim.
Birlikte işler yapılır, yeni bir yere başlarsın, ayrılırsın. Bunlar çok normal şeylerdir. Ayrılık da işe başlamak kadar olağan bir şeydir, ben buna kızmıyordum ki. Kızdığım tek şey aptal yerine konmaktı. Alıp karşısına konuşsa ayrılmayacak mıydım ben? Şirkete mi zincirleyecektim kendimi? Daha birkaç gün öncesine kadar yaptığım işlerden ne kadar memnun olduğunu söyleyen adamın arkamdan kuyumu kazması beni delirtmişti. Orta parmağımı gösterip ayrılmıştım oradan.
Şimdiyse gecikmiş bir kış tatilindeydim. Anneannemin yaşadığı kasabaya doğru yola çıkmıştım. Amacım çalıştığım o yılların acısını çıkarmak ve güzel bir yılbaşı geçirmekti. Bana ait bir zaman. Ne uzun zaman olmuştu... Aslında tüm olumsuzlukları şehrin keşmekeşinde bıraktığımı düşünüyordum ama yanıldığımı kısa sürede anladım.
Kasabaya giden yolda bana yapılanları hâlâ hazmedememenin verdiği sinirle söyleniyordum. Ya ben o iş için anneannemin cenazesine bile gecikmiştim. Sırf yetiştirilmesi gereken sponsorlu projeleri yüzünden. Onlar milyonlarca maddi kayba uğramasınlar diye kendi başladığım işi başka birine bırakamayacağım için feragat etmiştim kendimden. Hem de hayatta başıma gelebilecek sayılı bir olaydı. Benim için özeldi. Anneannem benim için değerliydi. Onu son yolculuğuna uğurlamak en doğal hakkımdı.
Bunları düşünerek nasıl sinirlendiysem tüm olumsuz enerjiyi üzerime çekmiş olacaktım ki kasabanın girişinde çamura saplandım, lastiğim patladı ve yarım saat mahsur kaldım. Biri gelip yardım edene kadar da kaderime küfrettim. Allah'tan kasabaya giden başka bir araba yetişti de lastiği değiştirmeme yardımcı oldu. Hızır gibi yetişmişti gerçekten. İyi insanlar iyi ki vardı. Eski patronum gibi kötü insanlar da yok olsundu inşallah.
Dağ evinde iki gün kafa dinleyeceğim diye felaket üstüne felaket yaşadığıma inanamıyordum. Bu belki de cenazesine geç katıldığım için anneannemin bana göklerden uygun görüp de gönderdiği bir cezaydı, kim bilir...
Yaşadığım aksiliklere rağmen tepedeki dağ evine vardığımda rahat bir nefes aldım. Amaa... Sanırım şanssızlıkların peşimi bırakmaya pek niyeti yoktu, beni çok sevmiş olmalıydılar.
Eve girerken valizim devrildi ve fermuarı patladı. Bütün bunların aynı günde olması beni biraz düşündürüyordu. Kendimi çizgi filmlerdeki o tepesinde yağmur yüklü bulutlarla gezen şanssız insanlar gibi hissetmeme sebep olmuştu.
Valizimi ve içinden taşanları yerden toplamaya çalışırken üstü karla kaplı kırmızıya boyanmış ahşap posta kutusu dikkatimi çekmişti. Anneannemin eski Türk filmlerinden özenip kendi elleriyle boyadığı ahşap posta kutusu. Kırmızı onun en sevdiği renkti.
Zihnim geçmişte ona dair duygusallıklara gömülürken iç çektim. Tam da o an kutunun ağzından taşan beyaz zarfları fark ettim. Anneanneme hâlâ neden mektup gelsin ki? Üstelik hayattayken bile bu kadar mektup gelmezken.
Karla kaplı don tutmuş posta kutusunu temizlemeye çalışırken bakışlarım hâlâ kutudan dışarı taşmış zarflardaydı. İçim garip bir merakla dolarken aylarını hatta yıllarını yoğunlukla geçirmiş, şimdilerde işsizliğini ve can sıkıntısını bu mektuplara sararak geçirmeye çalışan birinin aylaklığını hissediyordum.
Kutuyu zorlayarak açtığımda abartısız bir tomar zarf neredeyse üzerime yığıldı. Anneannemin bu kadar uzun süredir posta kutusuna bakmadığına inanamıyordum. Salak mısın Eylül, anneannen iki sene önce öldü. Ne yapsın, mezardan mı kalkıp baksın?
Kendi kendime söylenirken zarfları kucaklayıp içeri girdim. Kapıyı kapatıp büyük salona geldiğimde ellerim hâlâ donuyordu. Zarfları koltuğa fırlattım. Dışarıdaki keskin soğuğun vücudumda bıraktığı etkiyi şöminenin önünde ellerimi ısıtarak azaltmaya çalışsam da aklım hâlâ zarflardaydı.
Mektup yazma geleneği hâlâ kalmış mıydı ya?
Teknoloji çağındaydık. Şimdilerde insanlar birbirine bir tıkla mail gönderiyordu. Bu sebepten olsa gerek mektup fikri bana çok nostaljik ve biraz da romantik gelmişti.
Yeterince ısındıktan sonra şöminenin karşısındaki koltuğa kuruldum ve hemen önümdeki zarflara diktim gözlerimi. Resmî bir evrak olmadığı kesindi. Üzerinde ne damga ne pul vardı. İsim bile yoktu. Merakla birine uzanıp arkasına önüne baktım. Hiçbir şey yoktu. Usulca zarfı açtım ve içindeki mektubu çıkardım. Bir an için sanki kutudan yıllar boyunca biriken sırlar dökülüyormuş gibi hissettim.
"Sevgili bilmediğim,
Bu satırları yazarken kar yağıyor. Her tanesi seni hiç görmeden özlediğime bir kanıt gibi. Bu dağın sessizliğinde aklıma düşüşün öyle gürültülü ki... Bir yerlerde, aynı karın altında nefes aldığımızı bilmek bile içimi ısıtmaya yetiyor.
Seni seveceğimi sanmıyorum; çünkü insan bir ihtimali sevmez. Beni gördüğünde seveceğini düşünmediğim için hiç çıkmadım karşına. Ben sevilecek biri değilim. Sen sevmezsin belki ama ben...
Ben çoktan başladım.
Ve sen... Bu satırları okursan, içini hafif bir sıcaklık kaplarsa... Biraz da etrafına bakınırsan belki beni bulmaya başlarsın.
-K."
Elimdeki kâğıdı dizlerime koyduğumda öyle anlamsız bir duygu yüklüydü ki üzerimde... Meslek hayatım boyunca yaşadığım tüm dramatik anlar bir yana, bu mektubun verdiği his bir yanaydı. Belki de abartıyordum. Belki de geçirdiğim bu son günler beni fazlasıyla duygusallaştırmıştı ama sebebi ne olursa olsun bu mektup...
Bu mektup, karşılıksız bir aşkın mektubuydu. Hiçbir karşılık beklenmeden yazılmıştı. Ne isim vardı ne de bir beklenti taşıyordu. Aşkın en saf hâliydi. Bu mektubun sahibi kasabadaydı. Ve kendisine aşk mektubu yazılan kişi de.
Bir konuda anlaşalım, kimse yetmiş beş yaşında kasabanın tepesinde yaşayan anneanneme mektup yazacak değildi. Yazabilir miydi yoksa? Yok canım, sanmıyordum. Bunlar adresini şaşırmış mektuplardı, belli. Ya da belki anneannemin kavuşamadığı bir aşkı vardı, olamaz mıydı?
Her ne olursa olsun bu mektupları yazanı deli gibi merak ediyordum. Öyle ki haksızlığa uğrayarak çıktığım işimi düşünmek bile gözümde küçülmüştü. Düşündüğüm tek şey, bu mektupları yazan gizemli şövalyeyi nerede bulacağımdı. Bulup da ne bok yiyeceğim diye düşünmedim değil. Ama bu kadar duygu yüklü birini tanımak bana gerçek duyguların varlığına dair inancımı yeniden hatırlatacaktı, yetmez miydi?
Benim gibi araştırmacı ruha sahip biri için kasabadaki bu gizli âşığı bulmak hiç de zor olmazdı. Hevesle iç geçirdim bu fikri düşünürken.
Bekle beni gizemli şövalye, seni bulmaya geliyorum. Belki boynuna takacağım bir altın madalyam yok ama kim bilir, sevdiğine kavuştururum seni. Olmaz mı?
...
*
YAZAR NOTU: Hi guyss! 🎄 Günlerdir tatlış bir kış hikâyesi yazmak istediğimden bahsedip kıvranıyordum. Uzun zamandır aklımdaki bu kurguyu günyüzüne çıkarma kararı aldım. Ve karşınızda, Kar Mektupları!
Bu hikâyeden çok bir beklentiniz olmasın. Mevsimlik bir hikâye olacak, kış boyu sürecek. Yarın bir taşınma işim var, onu tamamladıktan sonra günaşırı yazacağım bir kitap olacak. Eğer yetiştirebilirsem kış boyunca 2-3 günde bir yeni bölüm yayınlayacağım tatlış bir kitap olsun istiyorum. Bıktım şehrin keşmekeşinden, holding entrikalarından. Biraz kafamızı boşaltıp çıkacağız işte, hepsi bu.
Prolog bölümümüz hakkındaki duygu ve düşüncelerinizi buraya yazabilirsiniz. Sevgiler, bol kokulu öpçükler! 😘
•••
SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
YouTube: Gülay Sena Dündar
