14. bölüm · KAR MEKTUPLARI ღBİTTİღ
⋆𖢔* KAR MEKTUPLARI | 13
-13-
Yeni yıla iki gün kala bu sakin kasabanın bile nasıl kalabalıkla şenlendiği görülmeye değerdi. Meydanda ışıklar yakılmış, tüm dükkânlar dolup dolup taşmıştı. Hayriş’le Tuti’nin kafesi renkli ışıklarla düğün bayram ediyordu.
Kuzey’le beraber kafede çalıştığımız gün bizimkilerin itiraf etmediği ama ikimizin de anladığı şeyi ne Kuzey ne de ben dillendirmemiştik. Hayriş ve Tuti’nin bizi yakınlaştırmaya çalıştığını anlamamak için salak olmak gerekirdi herhâlde. Ne imkânsız bir şey denediklerini bilselerdi…
Neden mi imkânsız?
Kuzey ve ben birbirinden zıt iki kutuptuk. Şimdi zıt kutuplar birbirini çeker klişesine düşmeyin çünkü bu öyle bir şey değildi. Kuzey dışarıdan her ne kadar karizmatik, kadınların hayalini süsleyebilecek biri gibi dursa da kibarlığa dair bilgisi kısıtlıydı. Üstelik kimseyi hayatına almak istediğini de sanmıyordum. O yalnızlıklarıyla mutlu olabilen biriydi. Ve Hayriş ile Tuti nasıl böyle bir planı gerçekleştirilebilir bulmuştu bilmiyordum ama Kuzey’e ayarlanabilecek son kişi olabilirdim. Her gördüğü yerde adamın sinir uçlarıyla oynadığım düşünülürse pek de abartıyor sayılmazdım.
Yine de bizi bir günlüğüne kafe işletme bahanesiyle kaynaştırmaktan memnun bu iki tatlı cadı yaptığı şeyden memnun görünüyordu. Bunu Hayriş’in “Siz iyi ikili oldunuz, bayağı anlaştınız. Baksana hasılata Tuti!” demesinden ve Tuti’nin de onaylamasından anlayabiliyorduk.
Dertleri hasılat falan değildi. Döndüklerinde birbirimizi boğazlamadıysak bu iyi anlaştığımız anlamına geliyordu.
Günler sonra bile bunu düşünürken güldüm. Merve’yle yılbaşı alışverişinden dönerken Çiçek’le karşılaştık. Evimdeki yılbaşı kutlamasını hatırlattım, geleceğini söyledi. Ne kadar kalabalık, o kadar iyi. Yılbaşı kutlamasının tadı ancak böyle çıkardı.
Eve döndüğümüzde Kuzey’in aşağı kattaki ışıklarının yandığını gördüm. Her ne kadar onu kutlamaya davet etmek istesem de kabul etmeyeceğini biliyordum. Onun gibi yalnızlıklarıyla mutlu olan biri kalabalıkları sevmezdi. Hem de Emre ve arkadaşı gibi arada yabancıların olacağı toplulukta rahat edemeyeceğini tahmin ediyordum.
Yılbaşı ağacımızı kurup süslemeye koyulduğumuzda Merve “Hayret!” dedi yüzüme bakarken. “Kaç gündür ne mektuptan ne de yazana dair merakından söz eder oldun. İyice unutmuş gibisin.”
Omuz silktim boş verircesine. “Bir iz bulamadım. Ömrümün sonuna kadar o mektupları kovalayacak hâlim yok ya.”
Gözleri büyüyen kız dudaklarını büktü. “Şaşırtıcı.”
Ağacın dallarına renkli top süsleri takmaya çalışırken yine sevgili dostum Merve’nin sözleriyle düşüncelerimden sıyrıldım.
“Şu senin Kardan Adam’ı da çağırsaydın kutlamaya. Hemen şurada, komşun. Çağırmazsan ayıp olur bence.”
“O gelmez.”
“Niyeymiş o?”
“Kalabalıklardan hoşlanmıyor. Ve bence kutlamaları da sevmez.”
“Sordun mu ki adama?”
Gözlerindeki imayı görmüştüm, meraklı bir ifadeyle karşılık verdim. “Ne derdin var senin bu adamla da zorla çağırtıyorsun?”
“Aaa ne derdim olacak deli?” Dudakları keyifle kıvrıldı. “Eylül bu kadar aptal olamazsın.”
“Ne diyorsun Merve, anlamıyorum.”
“O adamın sana bakışlarını kaç kez gördüm.” Cilveli bir ifadeyle güldü. “Senden hoşlanıyor işte.”
“Yok daha neler!” Gözlerim büyüdü şaşkınlıkla. “Sen iyice saçmaladın artık yalnızlıktan. Burada dağ başında kalmak sana iyi gelmedi anlaşılan.”
Son derece kendinden emin bir biçimde başını kaldırdı Merve. “Ortalarda görünmüyor olmam kör olduğum anlamına gelmez şekerim. Ben her şeyi görüyor ve duyuyorum.” Bilmiş bilmiş aşağı yukarı salladı başını. “Her şeyin farkındayım. Ayrıca aşkta da çok iyi anlarım.”
“Ha bir de aşk!” Gözlerim abartıyla büyüdü. “Yuh!”
“Kızım o kadar sana yardım ediyor, evinde misafir etti. Sen ne zaman bir işle uğraşsan o kış bahçesinden seni izliyor, sonra da buraya damlıyor.”
Göz ucuyla yargılayıcı bir bakış attım ona. “Senin aşk anlayışın bu şekil mi?”
“Hayır. Tabii bir de küçük erkek çocukları gibi seninle didişme durumu var. Erkekler hoşlandıkları kızlarla böyle uğraşır.”
“İlkokul çağındaki erkekler demek istedin galiba. Adam eşek kadar olmuş Merve. Nereden çıkarıyorsun bunları anlamıyorum ki.”
Omuz silkti söylediklerimi asla umursamayan kız. “Erkek her yaşta erkektir şekerim.”
Merve’yle tartışmayı çok uzatmadım. Belki de bu düşünce hoşuma gitmişti. Her ne kadar gerçeklik payı olduğuna inanmasam da…
Kuzey çekici bir adamdı. Tamamen birbirimizden farklı olsak da o diğer erkekler gibi kibar olmasa da istemsiz her temasımızda bedenimde çakan şimşekleri nasıl göz ardı edebilirdim ki? Bunu dillendirmiyor olmam yaşanmadığı anlamına gelmiyordu.
Öte yandan onunla ortak noktamız yoktu. Ya da yok denecek kadar azdı. Kitaplar, mektuplar ve hayvanseverlik. Dedim ya, işte bu kadar kısıtlı. Anlaşabileceğimiz bu kadar az ortak yan varken nasıl olurdu da bize dair bir umut taşıyabilirdim?
Kimseyi yanına yaklaştırmıyorsun dediğimde yaklaştırdıklarım kaldıramadı demişti. Neyi ima etmişti bilmiyordum, merak da etmiyordum. Belli ki eski kalp kırıklıkları vardı, bunu anlamak için müneccim olmaya gerek yoktu. Bu konuşmadan anlayabileceğim tek şey, Kuzey’in hayatında birini istemediğiydi. Hem ben yarın öbür gün dönecektim. Birbirimizden gitgide uzaklaşacağımız biriyle ne yaşayabilirdim ki?
Ben de öyle bir konuşmuştum ki… Sanki her şey hazır, Kuzey bana deli divane âşık da bir bu sorun olmuş gibi.
Akşam yemeğinden hemen sonra dünden kalan kurabiyeleri bir tabağa koydum ve “Sen haklısın, şimdi gelmese de kutlamaya çağırmak gerekir. Ayıp olur.” dedim Merve’ye. Onun imalı bakışlarına karşılık işaret parmağımı kaldırdım. “Ağzını açarsan…”
Eliyle ağzındaki görünmez fermuarı kapattı kız. Hiçbir şey söylemedi ancak gözleri her şeyi anlatıyordu.
Özgüvenimi toplayamadan Kuzey’in kapısında buldum kendimi. Yine rüzgâr şiddetleniyordu. Kapıyı tıklattım, birkaç saniye içinde ayak seslerini açılan kapı takip etti. Önce uzun boyuyla Kuzey göründü kapıda, hemen ardından ayaklarının dibinde Loki eşlik etti ona.
“Şey… İyi akşamlar.” Elimdeki hafif kurumuş kurabiyeleri uzattım. “Yeni bir şey denedim, sana da getireyim dedim. Komşuluk hakkı diyerekten…”
Saçmalamak üzere olduğumu hissedince toparlandım ama bu Kuzey’in dudaklarındaki kıvrılan gülüşü çoktan görmüştüm. “Yani kendimden önce seni zehirleyeyim dedin.”
“Aşk olsun.”
Kaşları havalanan adamın bu cümlemden ne anladığı tartışılırdı. Bu yüzden kendimi açıklama ihtiyacı hissettim.
“Öyle derler ya, aşk olsun, alacağın olsun gibi…” Öksürüklerim eşliğinde konuyu dağıtıp tabağı adama uzattım. Loki’ye sevimli bir bakış atarak kısa bir an onunla oynadım. “Hey, Loki n’aber!”
Kuyruğunu kovalayarak çeşitli danslar yapması istemsizce gülmeme sebep oldu. Yeniden Kuzey’e döndüğünde bakışları bendeydi. Merve’nin söylediklerinden sonra ilk defa bakışlarına bu kadar dikkat etmiştim.
Aramızda oluşan sessizliğin hemen ardından beklentiyle bana bakan adama gecikmiş teklifimi sundum. “Benim evde yılbaşı partisi veriyoruz, sen de gelmek istersin belki. Hani komşum olarak…”
Tek kaşı muzipçe kalktı adamın. “Başka ne olarak gelecektim ki?”
“Bir şey olarak değil canım, sen de!” Onun başını öne eğip gülümsemesine karşın “Gel yani eğleniriz.” diyebildim sadece.
Tanıştığımızdan beri ilk defa onu böyle sıcak görüyordum. Yüzündeki düşünceli ifade söndü. “Partilerden ve kalabalıktan pek hoşlanmam. O yüzden beni mazur gör.”
Alacağım cevabı bildiğim için başımı salladım. “Tam tahmin ettiğim gibi.” dedim ağzımın içinden.
“Ne tahmin etmiştin ki?”
Beni duyduğunu bile asla düşünmemişken soran bakışlarıyla karşı karşıya kaldım. En beklenmedik anda. “Yani senin gelmeyeceğini tahmin etmiştim. Yalnızlığı seviyorsun ya, o bakımdan.”
“Neden davet ettin o zaman?”
Gelmesini istediğimi söyleyemeyeceğime göre kem küm ederek “E komşumsun da ondan.” yanıtını verdim. Bu kez de yırtmıştım.
“Sadece o kadar yani.”
“Başka ne kadar olacaktı?”
Cevap vermektense başını hafif yan yatırdı adam. “Davetin için teşekkür ederim.” Başımı çevirecekken yeniden “Teyzelerim aramızı yapmaya çalışıyor, farkındasın değil mi?” cümlesiyle ona döndüm.
Büyümekte olan gözlerimi kontrol altına almaya çalışırken kendi tükürüğümde boğuldum. Öksürerek zaman kazanmaya çalışsam da kaçış yoktu. Kuzey’in bu kadar açık konuşacağını düşünmemiştim.
“Yapma, fark etmemiş olamazsın. İkimizi de aynı gün kafeye çağırmalar falan. Belli ki seni sevmişler, bizi de yakıştırmışlar.”
Bunu bu kadar rahat söyleyebildiğine şaşırmıştım çünkü tanıdığım Kuzey en az benim kadar çekingen bir adamdı.
Alayla güldüm. “Herhâlde birbirimizi bir kaşık suda boğmak istediğimizi fark edemediler.”
İddialı bir bakışla “Aşk da biraz böyle değil midir?” diye soran adama dikkatle baktım. Acaba Kuzey’in benim bilmediğim bir ikizi mi vardı? Ondan daha cüretkâr olan bir ikiz.
“A-Aşk mı?”
Hemen topu çevirdi. “Yani aşk, ikili ilişkiler falan… Eskiler öyle değil miydi? Hem çok severler hem boğmak isterler. Beraber yaşamanın kanunu gibi.”
Pek inkâr edemeyecektim doğrusu. Eski insanların anlaşmaktan anladığı buydu. Yalan mı?
“Evet, öyle.” cevabını verdim laf olsun diye.
“Buraya ilk geldiğinde bir şey arıyordun. Bulabildin mi?”
Sanırım mektupların sahibinden bahsediyordu. Kendisi de dâhil birçok kişiden şüphelendiğimi bilseydi ne gülerdi. “Maalesef bulamadım ama önemli bir şey değildi.” Konuşmamızın sonuna geldiğimizi hissedince “Neyse sonra görüşürüz, kapat sen soğuk girmesin.” dedim ve arkama dönüp birkaç adım attım.
Adımlarımı hızlandırmak üzereyken Kuzey’den hiç duymayı beklemediğim bir atak geldi.
“Mektupları ben yazmıştım.”
…
