13. bölüm · KAR MEKTUPLARI ღBİTTİღ
⋆𖢔* KAR MEKTUPLARI | 12
-12-
Kuzey’le aramızda garip bir sessizlik süregelince ne diyeceğimi bilemedim. Ta ki adam ağzını açana kadar.
Eli önce ensesine giden adam ağzının içinden söylendi onu duymadığımı düşünerek. Hemen sonra elleri ceplerinde “Bir karışıklık olmuş herhâlde. Neyse… Sen gidebilirsin. Ben buradayım nasılsa.” deyince sahiplenircesine kafenin tezgâhına sarıldım.
“Hiç de bile! Bir yere gitmiyorum.”
“Ne demek gitmiyorum?”
“Hayriş burayı bana emanet etti.”
“Tuti teyze de bana.”
Omuz silktim. “O kısmı beni ilgilendirmiyor. Ben bana güvenen birini yarı yolda bırakmam. Yardım edeceğimi söyledim, söz verdim ve edeceğim.” Göz teması kurmadan “Ha sen istersen gidebilirsin. Ben buradayım.” diyerek bugün burada patronun kim olduğunu hatırlattım. Sonuçta ilk ben gelmiştim.
Gergin bir tebessümle “Anlamadım?” diye karşılık verdi Kuzey. “Unuttun sanırım. Burası benim teyzelerimin kafesi.”
“Burası sadece bana emanet bir kafe.” Üstünlük taslayan bu kez bendim. “Ve ilk ben geldim.”
Alaycı bir gülüşle kaşlarını çattı. “Sandalye kapmaca mı oynuyoruz?”
“Ben bir yere gitmiyorum. Bugünlük kafe bana emanet.”
“…dedi makarna bile yapamayan kız.”
“Sen sanki dana bonfile yapıp yedirdin de! Hah!”
Tek hecelik kahkahamın ardından başını iki yana sallayarak gergin gergin güldü. “İyi, tamam. Kafeyi bugünlük birlikte işletiyoruz. Daha gün bitmeden arkana bile bakmadan kaçacağına o kadar eminim ki?”
Umursamaz bir tavırla omuz silktim. “Aa neden kaçacakmışım canım? Delinin zoruna bak! Ben sorumluluklarımdan hiçbir zaman kaçmadım bir kere tamam mı?”
Herhangi bir yanıt vermedi adam. Sadece göz ucuyla bana bakarken küçümseyici bir ifadeyle gülüyordu. Tamam, küçümseyici kısmına kendi yorumumu katmış olabilirdim. Sonuçta bu Kardan Adam’ın her zamanki soğuk ve ukala tavırlarından biriydi.
Uğruna kavgaya tutuştuğumuz kafede öğlene kadar in cin top oynadı. Ben de bu sırada menüyü incelerken buldum kendimi. “Bu fiyatlar çok düşük.” diye eleştirdim.
Hemen köşedeki sandalyeye oturmuş, ayağını dizine yaslayan adam tek hecelik dalgacı bir kahkahanın ardından karşılık verdi. “Pardon nereye göre düşük?” Gözlerini devirdi. “Burası kasaba, Nişantaşı değil. Ayrıca buranın müşteri portföyü de bellidir. Kasaba insanı sabah burada kahvaltı eder, öğleden sonra da köşedeki kebapçıda karnını doyurur.”
Her şeyi çok bilen adama sahte bir gülüşle karşılık verdim. “Yeni bir atılım lazım bu kafeye. Yeni bir soluk.”
“Ne gibi?”
Durup düşünürken zihnimde bir ampul yandı. “Mesela bugüne özel bir içecek.” Parmağımı şıklatarak ekledim. “Noel Latte yapacağım!”
“O ne be?”
“Kış ruhunu yansıtan bir kahve işte. Sen bana bırak.”
Kafası karışan adam hafif çekinen bir ifadeyle cevap verdi. “Acaba ilk güne göre kendini bu kadar zorlamasan mı? Sonuçta mutfakla pek aran yok.”
“Bunun mutfakla ne alakası var? Yemek yapmayacağım ki. Alt tarafı bir Noel Latte.” Hemen hazırlıklara koyuldum. “Tarçın var mıdır acaba buralarda?” Dolapları, çekmeceleri kurcalamaya başladım.
Kuzey ise ağzının içinden “Allah bugün buranın müşterilerine merhamet etsin çünkü Eylül etmeyecek.” dedi. Duysam da umursayıp da karşılık vermedim.
İlk denememe göre Noel Latte’me güveniyordum. Kuzey ne kadar karşı çıksa da ilk müşteriye ikram ettim. Tuhafiyeci Gülcan abla önce bir tadına baktı. Kahveyi nasıl bulduğuna dair düşünceleri pek de yüzünden okunmuyordu.
Beklentiyle yüzüne bakarken “Tarçın biraz fazla kaçmış.” dedi Gülcan abla.
Onun eleştirisinden fırsat bulan Kuzey pis pis sırıttı. Sanki burada işlerin nasıl yürüdüğünü bana öğretir gibiydi.
Hemen sonra Gülcan ablanın “Ama başarılı. Farklı bir şey olmuş, ben sevdim.” sözü üzerine son gülen ben oldum.
İşte yurdumun, kasabamın yenilikçi ruhları! Eylül’ünü Kardan Adam’a ezdirmedi. Helal olsun.
Ve öğleden sonranın en çok satılan lattesi Noel Latte olunca bu Kuzey’e en büyük cevap oldu. Yüzümü kara çıkarmamıştı kasabamın güzel insanları.
Sandığım kadar kavga gürültü olmamıştı kafede. Kuzey kasaya geçmek isteyince ben de servislere el attım. Bir süre sonra kafe kalabalıklaşınca roller karıştı. Kuzey siparişlere yardım ederken hangi masaya ne gideceğini karıştırdı. Ben kahve makinasını biraz fazla köpürttüm. Son kahvenin köpüğü taştı derken iyice panik oldum.
Her şey güzeldi de kriz anlarında yönetim becerilerim sıfırdı. Ne yazık ki o an Kuzey çok iyiydi. Arkamdan uzanıp makinayı düzelttiğinde yine onunla gereksiz yakınlığımız garip hisler yaşamama sebep oldu. Kalabalığın içinde yalnızca biz varmışız gibi hissettiren o mikro anlar, dar alanda kısa paslaşmalar.
Bugün kafenin bana emanet olduğunu duyan Çiçek de sağ olsun ziyaret etmeden geçememişti. Yanında Kıvanç’la kafeye geldiklerinde kızın bize bakışını görmeliydiniz.
Dudaklarını beğeniyle büktü Çiçek. “Şaka maka siz çok iyi ikili oldunuz.”
Gözlerimi devirdim ve “Ya, sorma.” dedim alayla.
Kıvanç “Ne o, Kuzey iyi bakmıyor mu sana?” diye sorduğunda Kuzey öksürdü. Bu öksürüğün ne anlama geldiğini bilecek kadar tanımıştım onu.
Başım eh işte der gibi yana yatarken karşılık verdim. “İdare ediyor.”
Her şeye rağmen Kuzey’in yardımseverliği olmasaydı bu kadar ilerleyemeyeceğim gerçeği can yakıcı olsa da gerçekti işte.
Ve belirtmek isterim, Kıvanç da Çiçek de Noel Latte’me bayıldılar. Her yapışımda ilkine ve bir öncekine göre daha da tecrübe kazanıyordum. Sonuncular daha bir güzel olmuştu. Bir hafta şu kafeyi işletsem sırf Noel Latte’m sayesinde bile burayı kalkındırırdım.
İtiraf etmem gerekirse kafe işletmek çok hoşuma gitmişti. Bu iş tam bana göre gibi hissettirmişti.
Akşama kadar her şey yolunda gitti. Ta ki akşamüzeri kısa bir elektrik kesintisi olana kadar. “A-a ne oldu şimdi?”
Karanlıkta yüzündeki o ukala ifadeyi göremesem de sesindeki alaycılığı sezebiliyordum. “Ne olacak, o kadar çok Noel Latte yaptın ki kahve makinası sigortaları attırdı herhâlde.”
“Aman ne komik!” diye söylendim benimle uğraşan adama. Ellerimi birleştirip dışarıdaki dükkânlara baktım. “Genel bir kesinti galiba. Baksana, herkeste gitmiş.”
“Ben el feneri, mum falan ayarlayayım.”
Ayak seslerinin benden uzaklaştığını duyduğumda ister istemez gerildim. Aynı ortamda olduğumuzu bilmeme rağmen karanlıkta tek başıma hissetmek tıpkı gök gürültüsü korkum gibi germişti beni. Biraz süren sessizliğin ardından “K-Kuzey!” diye seslendim ama korkumu belli etmedim. Bu uyuz anlasaydı şimdi bunu da kullanırdı.
Birkaç saniye sonra elinde mumlarla önümdeki masaya doğru yürüyen adam “Ne o, korktun mu?” sorusunu yöneltti. Mumun yansıttığı yüzünde şakacı bir tavır vardı.
Omuz silktim. “Ne korkacağım, dağ başında mıyız?”
Dudakları büküldü adamın. “Teknik olarak… Evet.” Kendine güvenen bir ifadeyle ekledi. “Korkmalısın da. Geceleri buralara çok kurt iner.”
Gözlerim açıldı korkuyla “Yalan!” derken. Ne kadar belli etmemeye çalışsam da söylediklerini ciddiye almıştım. Tedirginliğimi yutmaya çalışarak söylendim. “Beni korkutmak için yapıyorsun.”
Yüzünde beni yoklayan ifade kısa süre sonra yumuşadı. “Korkma canım, ben varım.”
“Asıl bundan korkmalıyım ya zaten! Kurtlar burayı bassa ilk kurban edeceğin kişi ben olurum.”
Tek kaşı kalktı adamın. “Beni kızdırdığın bir ana denk gelirse hayır diyemem.” Bunu söylerken bir an ciddi gelmişti.
Karşılıklı oturduğumuz masada elektriklerin gelmesini beklerken birbirimizden başka bakacak yer kalmamıştı. Biraz etrafa bakınsam da eninde sonunda Kuzey’in yüzüne dönüyordu gözlerim. Tıpkı onun da çekinen gözlerinin beni bulduğu gibi. Mum ışığında ortam bir anda romantikleşmişti. Garip bir şekilde.
“Buralarda çok sık elektrik kesintisi olur.”
“Merve ne yapmıştır acaba? Çok korkmuş mudur?”
“Kıvanç’a söyleyeyim bir baksın istersen.”
“İyi olurdu aslında ama… Zahmet olmasın?”
“Ne olacak canım? İki adım yol.”
Kuzey Kıvanç’ı arayıp Merve’den haber getirdiğinde biraz rahatladım.
“Kıvanç gittiğinde Merve uyuyormuş. Elektrik kesintisini bile fark etmemiş.”
Güldüm. “Buranın havası çarptı galiba. Erkenden uyuyan bir değildir normalde.”
“Güzeldir buranın havası.” derken adamın dalgın bakışları bendeydi. “Ne kadar kalacaksın burada?”
“Bilmem, yılbaşı tatilinden sonra giderim herhâlde. Yeni bir iş bakarım.”
Dudaklarını birbirine bastırarak ağır ağır salladı başını. “Şömine yakmayı bile bilmediğini düşünürsek bugün evin buz gibidir.”
“İhsan abi sağ olsun yardım ediyordu ama iki gündür kasaba dışında bir işe gitmiş. Başımızın çaresine bakacağız artık.”
Kısa süren sessizliği Kuzey’in “Ben hallederim.” sözü böldü. “İstersen yani.”
Bakışlarım yüzünde duraksadı. “Teşekkür ederim.” Başımı sallayarak ekledim. “Ve özür dilerim.”
“Ne için?”
“Eşyalarını karıştırdığım için. Yani… Özel alanına saldırmak istememiştim.”
Düşünceli bakışları arasından karşılık verdi adam. “Önemli değil.” Sağ eli saçlarımın üzerinde gezinirken şaşkınlıkla donakalmıştım. Onun bana dokunması neden bu kadar etki altına sokmuştu ki beni? Şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırırken açıkladı. “Saçında bir şey vardı.”
Anladığımı belirten bir baş işaretiyle onayladım. Zaten başka bir şey olmasını ummuyordum. O gün beni evden kovar gibi duran adamla şimdiki adam arasında dağlar kadar fark vardı. İster istemez “Garip birisin, biliyorsun değil mi?” deyiverdim.
Kaşları çatıldı merakla. “Ne gibi?”
“Sen buzdan birisin Kuzey. Kimseyi yanına yaklaştırmıyorsun.” cümlesi döküldü dudaklarımdan. İlk defa ona karşı bu kadar açıktım.
O da aynı açıklıkla karşılık verdi. “Yaklaştırdıklarım kaldıramadı.” Ağır bir tonda gözleri zemine dalarken kurduğu bu cümle her şeyi açıklıyordu aslında.
Onun ıssızlığında kaybolmak herkesin harcı değildi. Kuzey de bunun farkındaydı. Kardan Adam olmanın bazı bedelleri vardı. Yalnızlığa alışmak gibi.
…
