4. bölüm · Kapı No:12

4 - Sessiz Not

İley ⁷

İnsanlar psikologların her şeyi bildiğini sanırdı.

Sanki insanların yüzüne bakınca ne hissettiklerini anlayabiliyor...

Tek bir cümleyle bütün sorunları çözebiliyorlarmış gibi.

Oysa gerçek hiç de öyle değildi.

Ben de diğer insanlar gibiydim.

Üzülüyordum.

Sinirleniyordum.

Merak ediyordum.

Ve son birkaç gündür...

Karşı komşumu gereğinden fazla düşünüyordum.

Telefonumun alarmı saat yedide çaldı.

Gözlerimi aralayıp tavana baktım.

Bir süre kıpırdamadan yattım.

Sonra aklıma dün yaşananlar geldi.

Patlayan musluk...

Ayşe Teyze...

Ve istemeye istemeye evime girip musluğu tamir eden Aras.

İstemsizce gülümsedim.

"Hiç normal biri değilsin."

Kime söylediğimi ben de bilmiyordum.

Kendime mi...

Yoksa karşı komşuma mı...

Yataktan kalkıp perdeleri açtım.

Sabah güneşi odanın içine dolarken derin bir nefes aldım.

Bugün uzun bir gün olacaktı.

Hızlıca hazırlanıp mutfağa geçtim.

Refleksle gözüm musluğa gitti.

Yavaşça çevirdim.

Su normal şekilde akmaya başlayınca rahatladım.

"En azından hâlâ çalışıyor."

Kahvemi hazırlarken istemsizce güldüm.

"Dün bunu bile dert ediyordum."

Kupamı alıp balkona çıktım.

Sabah serinliği hoşuma gidiyordu.

Tam kahvemden bir yudum alırken karşı balkona baktım.

Boştu.

"Kesin işe gitmiştir."

Sonra kaşlarımı çattım.

"Bir dakika..."

"Ben onun işe gidip gitmediğini neden düşünüyorum?"

Kendi kendime başımı salladım.

"Nehir..."

"Gerçekten kendine gel."

Yaklaşık yarım saat sonra evden çıktım.

Kapımı kilitlerken tam karşı dairenin kapısı açıldı.

Aras.

Elinde siyah bir sırt çantası vardı.

Kapıyı kilitledi.

Tam merdivenlere yönelmişti ki beni fark etti.

Kısa bir baş selamı verdi.

"Günaydın."

Ben de aynı şekilde karşılık verdim.

"Günaydın."

İkimiz de aynı anda merdivenlere yöneldik.

Sessizlik...

Aslında rahatsız edici değildi.

Sadece...

Garipti.

Bir kat indikten sonra dayanamadım.

"Musluk hâlâ çalışıyor."

Aras bana bakmadan konuştu.

"Çalışması gerekiyordu."

"Teşekkür etmek istemiştim."

"Kabul edildi."

Hepsi bu kadar mıydı?
Başka hiçbir şey söylemedi.
Apartmanın kapısına geldiğimizde yollarımız ayrıldı.
"İyi çalışmalar."
dedi.
"Senin de."
O sağ tarafa döndü.
Ben otobüs durağına doğru yürümeye başladım.
Arkamı dönüp bakmayacaktım.
Kararlıydım.
Üç saniye sonra döndüm.
Aras çoktan gözden kaybolmuştu.
"...Harika."
Çalıştığım psikoloji kliniği şehir merkezindeydi.

Büyük ama sıcak bir yerdi.

Duvarlarda açık renk tablolar...

Bekleme salonunda yeşil bitkiler...

İnsanı rahatlatan hafif bir müzik...

Tam istediğim çalışma ortamı.

Resepsiyondaki Elif beni görünce gülümsedi.

"Günaydın Nehir."

"Günaydın."

"Bugün programın dolu."

"Şaşırmadım."

Masama geçtim.

Bilgisayarımı açıp ilk danışanımın dosyasını incelerken kapım çaldı.

"Girebilir miyim?"

"Tabii."

Elif içeri girdi.

Elinde beyaz bir zarf vardı.

"Bu sana geldi."

Şaşkınlıkla zarfı aldım.

"Bana mı?"

"Evet."

"Kim getirdi?"

"Tanımıyorum."

"Şapkalı bir adamdı."

"İsmini söylemedi."

Zarfı elime alıp uzun uzun inceledim.

Üzerinde sadece tek kelime yazıyordu.

Nehir.

Ne soyadım vardı...

Ne de gönderenin adı.

İçimde garip bir merak oluştu.

"Teşekkür ederim."

Elif çıktıktan sonra zarfı dikkatlice açtım.

İçinden küçük, katlanmış bir not çıktı.

Yavaşça açtım.

Tek cümle yazıyordu.

"Bazı insanlar konuşarak iyileşir... Bazıları ise doğru kişiye güvenene kadar susar."
Altında imza yoktu.

Ama sağ alt köşede siyah mürekkeple basılmış küçük, yuvarlak bir mühür vardı.

İlk defa gördüğüm bir semboldü.

Parmağımla üzerinden geçtim.

"Kim göndermiş olabilir?"

Tam o sırada telefonum çaldı.

"Nehir Hanım, ilk danışanınız geldi."

Notu çekmeceye koyup ayağa kalktım.

"Geliyorum."

Saatler nasıl geçti anlamadım.

İlk danışan...

İkinci danışan...

Öğle arası...

Sonra tekrar seanslar...

İnsanları dinlemeyi seviyordum.

Her hikâye birbirinden farklıydı.

Ama gün boyunca aklımın bir köşesinde hep o not vardı.

Kim göndermişti?

Ve neden?

Saat altıya doğru son danışanım da çıktı.

Derin bir nefes verip masamı toplamaya başladım.

Çekmeceyi açınca not yine gözüme ilişti.

Bir kez daha okudum.

Bu kez dikkatimi başka bir şey çekti.

Mührün altına çok küçük harflerle tek bir sayı yazılmıştı.

13

"On üç mü?"

Kaşlarımı çattım.

"Bu ne anlama geliyor?"

Tam o sırada telefonum çaldı.

Annem...

Gülümseyerek açtım.

"Anne."

"Kızım, nasılsın?"

"İyiyim."

"İşe alışabildin mi?"

"Yavaş yavaş."

"Komşuların nasıl?"

İstemsizce güldüm.

"Bir tanesi çok tatlı."

"Ayşe Teyze."

"Diğeri?"

Cevap vermeden önce duraksadım.

"Diğeri..."

"...biraz zor."

Annem güldü.

"Yakışıklı mı bari?"

"Anne!"

"Ne var canım?"

"Daha doğru düzgün tanımıyorum bile."

"Hı hı..."

"O ses tonunu biliyorum."

"Kesin hoşlanmışsındır."

"Hayır!"

"Tam tersine."

"Sinir oluyorum."

Annem kahkaha attı.

"Kızım..."

"İnsan en çok sinir olduğu kişiyi merak eder."

"Görürsün."

Gözlerimi devirdim.

"Sen de Ayşe Teyze gibisin."

"Kim o?"

"Boş ver."

Telefonu kapatırken istemsizce gülümsüyordum.

Çantamı alıp klinikten çıktım.

Hava yavaş yavaş serinlemeye başlamıştı.

Benim için uzun bir gün bitmişti.

Ama asıl ilginç olanlar...

Henüz başlayacaktı.

Klinikten çıktığımda hava yavaş yavaş serinlemeye başlamıştı.

Gün boyunca o isimsiz notu düşünmekten kendimi alamamıştım.

Belki de gerçekten rastgele gönderilmişti.

Belki de yanlış kişiye gelmişti.

Ama içimdeki his...

Bunun tesadüf olmadığını söylüyordu.

Derin bir nefes alıp apartmana doğru yürümeye başladım.

***

Apartmanın kapısından içeri girdiğimde tanıdık bir ses duydum.

"Nehir kızım!"

Gülümseyerek sesin geldiği tarafa döndüm.

Ayşe Teyze yine kapısının önündeydi.

Elinde küçük bir sulama kabı vardı.

Bir yandan çiçeklerini suluyor, bir yandan da mırıldanıyordu.

"Hoş geldin kızım."

"Hoş bulduk teyzeciğim."

"Bugün çok yorulmuşsun."

"Nereden anladınız?"

"Gözlerinin altından."

İstemsizce güldüm.

"Psikolog olunca insanın kendi yorgunluğu pek görünmüyor galiba."

Ayşe Teyze başını iki yana salladı.

"Olur mu öyle şey?"

"Psikolog da insandır."

"Onun da yorulmaya hakkı var."

"Teşekkür ederim."

Ayşe Teyze sulama kabını yere bıraktı ve bana dönüp muzipçe gülümsedi.

"Eee..."

"Nasılsınız bakalım karşı komşuyla?"

"Aras'la mı?"

"Başka hangi karşı komşun var?"

"Bir şey olduğu yok."

"Musluğumu tamir etti."

"O kadar."

"Sadece o kadar mı?"

"Evet."

"Hiç sohbet etmiyor musunuz?"

"Ettiğimiz şey sohbet sayılmaz."

"Daha çok tartışıyoruz."

Ayşe Teyze kahkaha attı.

"Atışa atışa anlaşırsınız."

"Bence hiç sanmıyorum."

"İlk gün birbirinize kapı kapatıyordunuz."

"Şimdi ise aynı evde dakikalarca kavga etmeden durabiliyorsunuz."

"Bu bile ilerleme."

Gülmemek için kendimi zor tuttum.

"Siz de her şeyi yanlış yorumluyorsunuz."

"Ben mi?"

"Tabii."

"Adını söylerken yüzün gülüyor kızım."

Bir an duraksadım.

Gerçekten de farkında olmadan "karşı komşu" demeyi bırakmış, "Aras" demeye başlamıştım.

Konu değişsin diye hemen sordum.

"Siz akşam ne yapacaksınız?"

Ayşe Teyze'nin gözleri parladı.

"Tam onu söyleyecektim."

"Bu akşam bize gelsene."

"Beraber yemek yeriz."

"Uzun zamandır tek başıma yemek yiyorum."

Tam kabul etmeyi düşünüyordum ki devam etti.

"Aras'ı da çağırırım."

Bir anda afalladım.

"Ne?"

"E canım."

"O da yalnız."

"Sen de yalnızsın."

"Üçümüz güzel bir akşam yemeği yeriz."

İstemsizce güldüm.

"Teyzeciğim..."

"Bence bu biraz erken."

"Nesi erken?"

"Daha doğru düzgün tanışmadık bile."

"Tanışırsınız işte."

"Yemek bunun için güzel fırsat."

Başımı iki yana salladım.

"Yok..."

"Bu akşam olmaz."

"Neden?"

"Kendimi rahat hissedemem."

Ayşe Teyze anlayışla gülümsedi.

"Peki kızım."

"Ama bir gün bu teklifi kabul edeceksin."

"Nereden biliyorsunuz?"

"Ben yaşlıyım."

"Yaşlıların hisleri kuvvetlidir."

Tam o sırada karşı dairenin kapısının kilidi döndü.

İkimiz de aynı anda o tarafa baktık.

Kapı açıldı.

Aras elinde siyah sırt çantasıyla dışarı çıktı.

Bizi görünce kısa bir baş selamı verdi.

"İyi akşamlar."

"İyi akşamlar." dedim.

"İyi akşamlar evladım." dedi Ayşe Teyze.

Aras tam merdivenlere yönelmişti ki çantasının fermuarı hafifçe açıldı.

İçeride beyaz bir zarf görünüyordu.

Zarfın sağ alt köşesindeki siyah mühür...

Sabah bana gelen nottaki mühürle aynıydı.

Nefesim kesildi.

Gözlerimi zarftan ayıramıyordum.

Aras durup bana baktı.

"Bir şey mi oldu?"

Bir an afalladım.

"Hayır..."

"Sadece dalmışım."

Birkaç saniye daha bana baktı.

Sonra çantasının fermuarını kapattı.

"İyi akşamlar."

Sessizce merdivenlerden indi.

Ben ise olduğum yerde kalakaldım.

İçimde tek bir soru vardı.

Bu gerçekten bir tesadüf müydü?

Yoksa Aras Karaca'nın sakladığı bir sır mı vardı?