5. bölüm · Kaosun Kıyısında 2 - Sedanur Erdoğmuş

5.Bölüm

Sedanur Erdoğmuş

Seray, ameliyathanenin kapısından içeriye adım attığında kalbi deli gibi hızlı atıyordu. Gözleri Kaan’ın sedyede yatan bedeniyle buluştu. Solgun, hareketsiz ve sessizdi. Her nefes alışında Seray’ın kalbi sıkışıyor, her an bir mucize gerçekleşip onun gözlerini açmasını bekliyordu. Onu kaybetmekten korkuyordu.
“Buradayım…” diye fısıldadı, sesi titrek ama kararlı.
“Kimse sana zarar veremez. Söz veriyorum, yanındayım.” Dedi ağlayarak.
Ama Kaan hâlâ tepki vermiyordu. Seray ellerini sıkıca onun ellerine sardı. Parmak uçları hâlâ soğuktu; kanlıydı ama artık onun için sadece bir detaydı. Tek istediği, onun hayatta olduğundan emin olmaktı.Hüseyin ve Arda sessizce arka planda beklediler. Seray’ın gözlerindeki karışık korku ve umutsuzluk, onları da derinden sarsıyordu. Herkesin nefesi tutulmuş gibiydi; odada sadece Seray’ın sessiz fısıltıları ve Kaan’ın düzensiz nefes alışları vardı. Saatler sonra Seray’ın vücudu yorgun düşmeye başladı ama bir an olsun bile Kaan’ın yanından ayrılmadı. Arda birkaç kez Seray'a şu verdi, sakinleştirmeye çalıştı ama tüm yaptıkları malesef ki işe yaramıyordu. Hüseyin ise her iki dakikada bir doktorları takip ediyor, yeni bir haber umuduyla geri geliyordu. İlk gece boyunca Seray, Kaan’ın başında bekledi; uykusuz ve yorgun ama kararlıydı.Dışarıdan gelen her doktorun adımı sanki onun için büyük bir felaket geliyor gibi hissediyordu. İkinci gün geldiğinde ise, Seray hâlâ sedyenin yanında oturuyordu. Elleri hâlâ Kaan’ın ellerindeydi, gözleri her detayda, her nefeste odaklanmıştı. Arda ve Hüseyin yanına geldi, ama Seray onları fark etmedi bile. Kalbi hâlâ korku ve umut arasında sıkışıyordu. Doktor odaya elinde kağıtlarla beraber geldi. Arda ise doktora :
“ Kaan'ın durumu nasıl ? “ diye sordu. Doktor ise :
“Henüz uyanmadı. “ dedi ve bir elinde ki kağıtlara, bir de Kaan'a bakarak :
“ Organ fonksiyonları stabil ama tepkisiz. İki gün daha izlememiz gerekecek.” Dedive geçmiş olsun diyerek odadan ayrıldı . Seray derin bir nefes alarak , başını Kaan’ın omzuna yasladı, gözlerinden yaşlar aktı. “İki gün… sadece iki gün… bunu atlatacağız… Seni kaybetmeyeceğiz…” dedi. Hüseyin ve Arda ise sessizce beklediler. Onlar da çaresizdi, ama Seray’ın yanında olmanın ağırlığını hissediyorlardı. Her geçen saat, Kaan’ın yaşayıp yaşamayacağını düşündükçe, bekleyiş daha da dayanılmaz bir hal alıyordu. Seray, gözlerini Kaan’ın ellerinden ayırıp sedyenin yanındaki monitöre baktı. Kalp atışı düzensizdi, ama hâlâ yaşıyordu. Parmak uçlarını Kaan’ın alnına götürdü ve sessizce fısıldadı:
“Dayan… sen daha çok şey yaşamalısın. Lütfen, uyan…” dedi. O an Seray, hayatta kalmanın sadece bir mucize olmadığını, aynı zamanda beklemenin, sevmenin ve umudu kaybetmemenin gücünü hissetti. İçinde hem korku hem de derin bir kararlılık vardı; Kaan’ın yanında kalmak için her şeyi göze alabilirdi.
Ve böylece iki gün… Seray için bir ömür kadar uzun ve zorlu geçti. Her an, Kaan’ın gözlerini açıp açmayacağını bekleyerek, kalbindeki korku ve umudu aynı anda hissederek…
İki gün… Saatler ve dakikalar Seray için bir ömür gibi geçti. Elleri hâlâ Kaan’ın ellerindeydi, gözleri her nefes alışını takip ediyordu. Arda ve Hüseyin arada ona bakıyor, sessizce sabırla bekliyordu. Seray uykusuz, yorgun ama hâlâ Kaan’ın yanında duruyordu.
Doktorlar defalarca gelip güncel bilgi verdi: “Durumu hâlâ kritik… organ fonksiyonları stabil… tepkisiz.”
Ama o sabır ve korku dolu bekleyişin sonunda, üçüncü günün ilk ışıkları odanın içine süzüldü. Seray hâlâ Kaan’ın başında oturuyordu, başını onun alnına yaslamıştı, gözleri kapalı.
Birden, Kaan’ın parmağı hafifçe hareket etti. Seray irkilerek gözlerini açtı. Kalbi yerinden fırlayacak gibi atıyordu.
“Kaan?” diye fısıldadı, sesi neredeyse ağlamaklıydı.
Parmağı tekrar hafifçe titredi, sanki küçük bir işaret veriyordu: hayatta olduğunu, uyanmaya başladığını.
Arda ve Hüseyin aniden Seray’ın yanına koştular. Arda ellerini Seray’ın omzuna koydu:
“Seray… hareket etti! Duyuyor musun?”
Seray nefesini tuttu ve Kaan’ın yüzüne bakarak fısıldadı:
“Ben buradayım… seni bırakmadım… uyan… Kaan… lütfen…” dedi.
Kaan, yavaşça gözlerini aralamaya çalıştı. Önce sadece karanlık bir pus vardı gözlerinde, sonra yavaşça odadaki ışığa alıştı. Dudakları hafifçe hareket etti, ama ses çıkarmadı. Seray’ın gözlerinden sevinç ve rahatlama dolu yaşlar aktı.
Hüseyin ve Arda da heyecanla birbirlerine baktı; bir mucize gerçekleşiyordu.
Seray, Kaan’ın ellerini daha sıkı tuttu ve fısıldadı:
“Gördün mü? İki gün… sadece iki gün dayanabildin. Ama uyanmayı başardın! “ dedi sevinçle. Kaan ise hâlâ güçsüzdü, ama gözlerinde ilk kez hayatta olmanın işareti vardı. Seray, başını onun yanağına yasladı ve sessizce ağladı; korku, rahatlama ve sevinç hepsi bir aradaydı.
Ve o an, Seray anladı ki… en karanlık bekleyişler bile, sevgi ve umutla aydınlanabiliyordu. Kaan hafifçe başını salladı ve gözlerini Seray’dan ayırmadan ona baktı. Dudaklarından çıkmaya çalışan kelimeler boğuk ve güçsüzdü, ama Seray her şeyi anladı.
“ iyiyim merak etmeyin . “ Diye fısıldadı Kaan. Seray gülümsedi, başını Kaan’ın omzuna yasladı ve sessizce ağladı. Tüm korku, endişe ve yorgunluk bir anda erimiş gibiydi. Arda ve Hüseyin sessizce Kaan’ın yanına yaklaştı. Arda hafifçe omzuna dokunarak :
“Hey, seni kaybetmeyeceğiz… görüyor musun, hayattasın.” Dedi.
Hüseyin ise gülümsedi ve gözleri dolu bir şekilde :
“Dikkatli ol, biraz daha dinlenmen lazım. Ama iyiye gidiyorsun.” Dedi.
Kaan hâlâ yorgun ve güçsüzdü, ama gözlerindeki ilk farkındalık ışığı, odadaki herkese umut vermişti. Seray onun ellerini sıkıca tuttu ve fısıldadı:
“Artık korkmana gerek yok… yanındayız… hep birlikteyiz.” Dedi.
Ve o an, Seray anladı ki; beklemek, korkmak ve dua etmek bile bazen mucizeye dönüşebiliyordu. Hayat kırılgandı, ama sevgi ve sabırla, en karanlık anlarda bile ışık bulabilirdi.