4. bölüm · Kaosun Kıyısında 2 - Sedanur Erdoğmuş
4.Bölüm
Deponun içindeki hava ağırdı. Pas kokusu ve nem birbirine karışmıştı. Tavanın bir yerinden su damlıyordu; damlaların metal zemine düşen sesi, ortamın sessizliğini daha da geriyordu.
Seray kapının hemen arkasında durmuştu. Kalbi o kadar hızlı atıyordu ki sanki herkes duyabilirdi.
Kaan silahını kaldırmış, gözlerini karanlığa dikmişti.
“Yerinden kıpırdama,” dedi alçak bir sesle.
Karanlığın içinden çıkan adam birkaç adım ileri geldi. Zayıf ışık yüzünü aydınlatınca Seray onu daha net gördü. Uzun boylu, sert bakışlı biriydi. Dudaklarında küçümseyen bir gülümseme vardı. Seray hemen kapının arkasına geçmişti . Kalbi o kadar hızlı atıyordu ki sanki herkes duyabilirdi. Kaan silahını kaldırmış, gözlerini karanlığa dikmişti.
“Yerinden kıpırdama,” dedi alçak bir sesle. Karanlığın içinden çıkan adam birkaç adım ileri geldi. Zayıf ışık yüzünü aydınlatınca Seray onu daha net gördü. Uzun boylu, sert bakışlı biriydi. Dudaklarında küçümseyen bir gülümseme vardı.
“Demek sonunda geldiniz,” dedi adam.
Kaan ise gözlerini kısmıştı ve :
“Seni tanıyorum,” dedi. Adam hafifçe başını eğerek :
“Tabii tanırsın. Hakan’ın sağ kolunu unutacak kadar yaşlanmadın herhalde.”Dedi. Arda arka taraftan fısıldayarak :
“Harika… mafyanın yönetim kadrosu gelmiş.” Dedi. Hüseyin de aynı şekilde fısıldadı.
“Ben bu depoyu güvenli sanmıştımaslında. “ dedi. Kaan hiç arkasına bakmadan konuştu.
“Susun.” Diye uyardı. Adam silahını hafifçe kaldırdı ama ateş etmedi.
“Merak etme Kaan. Seni öldürmeye gelmedim.” Dedi. Seray istemsizce bir adım geri çekildi. Kaan ise kaşlarını çatarak:
“Peki neden geldin?” diye sordu . Adamın bakışları Seray’a kaydı.
“Onu görmek için.” Dedi. Seray’ın içi buz kesti. Kaan hemen onun önüne geçerek :
“Seray’a bakmayı kes! “ diye bağırdı.
Adam ise sinsice sırıtarak :
“Patron çok merak ediyor ama “ dedi.
Seray kaşlarını çattı.
“Ben mafya patronunun merakını gidermek zorunda değilim.” Dedi.
Adam güldü.
“Cesur kızsın. “ Dedi.
Kaan’ın artık sabrı tükeniyordu.
“Mesajını söyle ve git.” Dedi sinirle.
Adam birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra yavaşça konuştu.
“Hakan diyor ki… oyun artık saklanarak oynanmayacak.”Dedi.
Depoda kısa bir sessizlik oldu.
Arda kaşlarını kaldırdı.
“Yani?” diye sordu. Adam ise cevap verdi.
“Yani artık av başlıyor.” Dedi.
Bunu söyler söylemez kapının dışında motor sesleri duyuldu.
Bir… iki… üç…
Bir sürü araç.
Hüseyin’in gözleri büyüdü.
“Ben saymayı bıraktım ama çok kişi geldi.” Dedi şaşırarak :
Kaan hemen etrafa baktı.
“ Herifler pusu kurmuşlar bize! “ dedi sinirle. Seray’ın kalbi hızlandı ve :
“Ne yapacağız?” diye sordu.
Kaan hızlı düşünüyordu.
“Arka kapı var mı?” diye sordu. “Var ama—” derken, Tam o anda dışarıdan silah sesleri duyuldu. Camlar patladı.
Kurşunlar deponun metal duvarlarına çarpıyordu. Hüseyin kendini yere attı.
“Ben saklanıyorum!” dedi.
Arda da bir sandığın arkasına geçti.
Kaan Seray’ı kolundan çekti.
“Benimle gel.” Dedi. Seray koşmaya başladı. Arka kapıya doğru ilerliyorlardı.
Ama tam kapıya ulaşacakları sırada bir adam içeri daldı. Silahını doğrulttu.
Seray donup kaldı. Kaan refleksle ateş etti.Adam yere düştü. Seray nefes nefese kalmıştı.
“Bu… bu çok fazla.” Dedi. Kaan ona baktıve :
“Sakin ol.” Dedi.
Seray başını salladı ama elleri titriyordu.
Dışarıdan yine silah sesleri geliyordu. Arda bağırdı.
“Kaan! Daha çok adam geliyor!” dedi.
Kaan ise dişlerini sıkarak :
“Arka kapıdan çıkıyoruz!” dedi.
Herkes koşmaya başladı. Kapı açıldı.
Soğuk gece havası yüzlerine çarptı.
Ama dışarı çıktıklarında hepsi durdu.
Çünkü deponun arkasında da arabalar vardı. Ve onları bekleyen silahlı adamlar.
Seray’ın sesi neredeyse fısıltı gibiydi.
“Kaan…” dedi.
Adamların arasından biri öne çıktı.
Uzun siyah bir palto giymişti.
Yüzü gölgede kalıyordu ama sesi soğuktu.
“Bu kadar çabuk kaçabileceğinizi mi sandınız?” diye sordu.
Kaan’ın gözleri sertleşti. Seray yavaşça fısıldadı :
“Bu… o mu?” diye sordu.
Adam birkaç adım daha ileri geldi. Işık yüzüne vurdu. Keskin bakışları vardı.
Ve dudaklarında soğuk bir gülümseme.
Kaan alçak bir sesle söyledi:
“Hakan.” Dedi.
Seray’ın kalbi bir an duracak gibi oldu.
Mafya patronu sonunda karşılarındaydı.
Hakan ellerini cebine koydu.
“Sizi görmek güzel,” dedi sakin bir şekilde.
Sonra Seray’a baktı.
“Özellikle seni.” Dedi.
Seray istemsizce Kaan’ın kolunu tuttu.
Kaan hemen onun önüne geçti.
“Sakın ona yaklaşma “ diye sinirle uyardı. Hakan ise gülümsedi.
“Demek gerçekten önemli.” Dedi sinsice.
Arda arkadan fısıldadı.
“Hüseyin… biz çok kötü bir gün seçmişiz.” Dedi.
Hüseyin başını salladı.
“Ben de aynı şeyi düşünüyorum.” Dedi.
Hakan ise tekrar konuşarak :
“Kaçabileceğinizi sandınız ama şehir benim.” Dedi. Sonra adamlarına döndü.
“Onları yakalayın.” Dedi.
Adamlar silahlarını kaldırdı.
Kaan Seray’a baktı.
“Koş.” Dedi.
Ve bir anda ortalık tekrar silah sesleriyle patladı. Silah sesleri geceyi yırtıyordu.
Seray kulaklarının uğuldadığını hissetti. Her şey bir anda hızlanmıştı. Işıklar, bağırışlar, kurşun sesleri… her şey üstüne geliyordu.
“Kaan!” diye bağırdı.
Kaan onu kolundan çekti, sertçe arkasına aldı.
“Eğil!” dedi. Kurşunlar başlarının üstünden geçti. Beton parçaları etrafa saçıldı. Hakan birkaç adım geride durmuş, olanları izliyordu. Yüzünde en ufak bir panik yoktu. Sanki bu onun için sadece bir oyundu.
“Yaklaşın,” dedi adamlarına sakin bir sesle.Adamlar ilerlemeye başladı.
Kaan dişlerini sıkarak:
“Arda! Hüseyin! Sağdan dolaşın!” dedi.
“Sağ neresi?!” diye bağırdı Hüseyin panikle. Arda ise onu çekiştirerek .
“Gel lan burası sağ!” dedi. İkisi bir arabanın arkasına siper aldı. Hüseyin nefes nefese kaldı.
“Ben polis olmayı böyle hayal etmemiştim…” dedi. Arda ateş ederken bağırdı:
“Sus ve ateş et!” diye uyardı. Seray duvara yaslanmıştı. Ellerini sıkıca yumruk yapmıştı ama titremesini engelleyemiyordu. Kaan tekrar ateş etti, iki adamı geri püskürttü.
Sonra bir anlığına Seray’a baktı ve :
“İyi misin?” diye sordu.
Seray ise başını sallayarak :
“İyiyim. ama bu olay hiç bitmeyecek.” Dedi. Kaan’ın bakışlarında bir karar vardı:
“Bitireceğim merak etme. “ dedi. Bir anda arka taraftan bir adam Seray’a doğru hamle yaptı. Seray donup kaldı.
“Kaan!” diye bağırdı.
Kaan dönmeye çalıştı ama geç kalmıştı.
Adam Seray’ın kolunu tuttu. Seray refleksle direndi.
“Bırak beni!” diye bağırdı. Adam sertçe çekti. Tam o anda, Bir silah sesi duyuldu.
Adam bir anda durdu.
Gözleri büyüdü ve yere yığıldı.
Seray şok içinde kaldı.
Silahı tutan kişi…
Arda’ydı.
Arda nefes nefese kalmıştı.
“Ben… ben vurdum galiba…” dedi.
Hüseyin arkasından bağırdı:
“Evet vurdun! İlk defa işe yaradın!” dedi. Kaan ise :
“Kes lan!” dedi uyararak.
Seray hâlâ şoktaydı.
Kaan hemen yanına geldi.
“İyi misin?” diye sordu. Seray başını salladı ama gözleri dolmuştu.
“Beni… çekti…” dedi korkuyla. Kaan onun yüzünü tuttu.
“Geçti. Buradayım.” Dedi. Seray o an dayanamadı, Kaan’a sarıldı.
Kaan da onu sıkıca tuttu. Kurşun seslerinin ortasında, kısa ama güçlü bir andı. Ama o an, Bir silah sesi daha duyuldu. Bu sefer çok yakından.
Kaan’ın vücudu bir anda gerildi.
Seray bir şeylerin değiştiğini hissetti.
Yavaşça geri çekildi.
“Kaan…?”
Kaan cevap vermedi.
Gözleri bir an boşluğa baktı.
Sonra dizlerinin üzerine çöktü.
Seray’ın kalbi duracak gibi oldu.
“Kaan?!” diye bağırdı.
Kaan’ın omzundan kan akıyordu.
Vurulmuştu.
“Hayır… hayır…” diye fısıldadı Seray.
Kaan dişlerini sıktı.
“İyiyim…” dedi. Ama sesi güçsüzdü.
Seray panikledi.
“Hayır değilsin! Kaan!” dedi.
Hüseyin bağırdı:
“KAAN VURULDU!” dedi.
Arda şok oldu.
“Ciddi misin?!” diye sordu.
“Şaka yapacak halim mi var sence! “ dedi. Hakan birkaç adım öne çıktı.
Yüzünde hâlâ o soğuk gülümseme vardı.
“İşte şimdi… oyun güzelleşiyor.”
Kaan başını kaldırdı, gözleri öfkeyle doluydu.
“Bitmedi…” dedi.
Hakan ise başını eğerek :
“Senin için bitmek üzere.” Dedi.
Seray Kaan’ı tutuyordu.
Ellerini bırakmıyordu.
“Kaan… lütfen…” dedi ağlayarak.
Kaan ona baktı.
O an, bütün kaosun içinde sadece Seray vardı.
“Elimi bırakma…” dedi kısık bir sesle.
Seray gözyaşlarını tutamadı.
“Asla bırakmam.” Dedi. Arda dişlerini sıktı.
“Bunu burada bitiremeyiz!” dedi.
Hüseyin başını sallayarak:
“Arka tarafta bir çıkış daha var!” dedi.
Kaan zorlukla ayağa kalkmaya çalıştı.
Seray hemen destek oldu.
“Dur, yardım ediyorum.” Dedi. Kaan ona yaslandı.
“Gitmemiz lazım…” dedi.
Hakan ise elini kaldırarak :
“Kimse gitmiyor.” Dedi.
Adamlar tekrar silahlarını doğrulttu. Her şey durmuş gibiydi. Bir anlık sessizlik.
Ve sonra, Arda bağırdı:
“ŞİMDİ KOŞUN! “ dedi. Hüseyin bir duman bombası attı. Ortalık bir anda dumanla kaplanmıştı. Kaan ve Seray koşmaya başladı. Kaan zorlanıyordu ama durmadı. Seray onu bırakmıyordu.
“Dayan… lütfen dayan…” dedi. Kaan nefes nefeseydi.
“Yanındayım…” dedi. Arka çıkıştan çıktılar. Gece soğuktu. Uzakta siren sesleri duyuluyordu. Ama arkasında,
Hakan’ın sesi yankılandı:
“Kaçamazsınız!” diye bağırdı. Seray arkasına baktı. Hakan karanlığın içinde duruyordu. Gözleri onların üzerindeydi.
Ve sinsice gülümsüyordu. Seray Kaan’ı tutarak koşuyordu.
Ama kan…
Çok fazlaydı.
Kaan’ın adımları yavaşladı.
Sonra bir anda durdu.
Seray panikle döndü.
“Kaan?!” diye bağırdı panikle.
Kaan yere düştü.
Seray dizlerinin üzerine çöktü.
“Hayır… hayır… lütfen…” dedi.
Kaan gözlerini zorla açık tutuyordu.
“Seray…” dedi zorlukla. Seray ise :
“Buradayım! Gitmiyorum!” diye bağırdı.
Kaan zorlukla gülümsedi.
“İyi ki… varsın…” dedi.
Seray ağlamaya başladı.
“Sus! Konuşma! Bir şey olmayacak!” dedi.
Ama Kaan’ın gözleri yavaşça kapanıyordu.
Ve arkadan gelen ayak sesleri…
Yaklaşıyordu.
Ambulans geliyordu. Sireni ilk Hüseyin duydu.
“Ambulans geliyor!” diye bağırdı.
Seray hâlâ Kaan’ın başını kucağına almıştı. Ellerine bulaşan kanı görüyordu ama gözlerini ondan ayıramıyordu.
“Kaan… lütfen gözlerini aç…” dedi titreyen bir sesle. Kaan tepki vermiyordu.Seray’ın kalbi parçalanıyordu.
“Ben buradayım… bak gitmiyorum… lütfen…” dedi.
Arda dizlerinin üzerine çöktü.
“Seray… ambulans geliyor… birazdan burada olacaklar…” dedi.
Seray başını salladı ama elleri Kaan’ın yüzünden ayrılmadı.
“Geç kalmasınlar nolur …” diye fısıldadı.
Ambulans geldiğinde her şey bir anda hızlandı. Görevliler koşarak geldi.
“ Geri çekilin hemen! “ dediler.
Kaan sedyeye alındı.
Seray hemen hızla ayağa kalkarak :
“Ben de geliyorum!” dedi. Kimse onu durduramadı. Ambulansın kapıları kapandı. Sireni çaldı. Ve araç hızla uzaklaştı.
Hastane…
Beyaz duvarlar.
Soğuk ışıklar.
Koşturan insanlar.
Seray’ın nefesi kesiliyordu. Kaan ameliyathaneye alındı. Kapılar kapandı.
Ve Seray dışarıda kaldı. Tek başına.
Dakikalar geçiyordu. Ama Seray için zaman durmuştu.
Ellerine baktı. Kaan’ın kanı hâlâ üzerindeydi.
Titredi.
Duvara yaslandı.
Gözlerinden yaşlar süzüldü.
“Bir şey olmayacak…” diye fısıldadı kendi kendine.
“Olmayacak…” dedi. Ama sesi bile ona inanmıyordu.
Hüseyin ve Arda koşarak geldi.
Hüseyin nefes nefeseydi.
“Ne oldu?!” diye sordu.
Seray başını kaldırdı.
Gözleri kıpkırmızıydı.
“Ameliyata aldılar. “ dedi üzgünce.
Arda yavaşça yaklaştı.
“İyi olacak…” dedi.
Seray sertçe başını salladı.
“Bilmiyoruz.” Dedi. Sessizlik oldu.
Saatler geçti. Kimse konuşmadı.
Sadece beklediler. Seray bir an bile oturmadı. Kapının önünden ayrılmadı.
Sonunda…
Ameliyathane kapısı açıldı.
Doktor çıktı.
Seray hemen ayağa fırladı.
“Nasıl?!” diye sordu. Doktor ise ciddi bir sesle :
“Kurşun omzuna yakın bir yerden girmiş. Çok kan kaybetmiş.” Dedi.
Seray’ın kalbi sıkıştı.
“Yaşıyor mu?” diye sordu panikle.
Doktor birkaç saniye sustu.
Sonra başını sallayarak :
“Şu an yaşıyor. Ama durumu kritik.” Dedi.
Seray’ın gözlerinden yaşlar aktı.
“Görebilir miyim?” diye sordu .
Doktor başını salladı.
“Kısa süreliğine evet. “ dedi.
